YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/3395
KARAR NO : 2022/8469
KARAR TARİHİ : 29.11.2022
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 05.06.2018 tarih ve 2014/1214 E. – 2018/681 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi’nce verilen 29.12.2020 tarih ve 2018/2398 E. – 2020/1388 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi asıl davada davalı-birleşen davada davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı birleşen davalı vekili asıl davada, müvekkilinin 2013 yılı Eylül ayı sonuna kadar Artemis isimli oteli işlettiğini, 2013 Ekim ayından itibaren anılan otelin işletmeciliğinden çekildiğini, işletmeyi bıraktığı süreçte otelde bulunan ve kendisine ait olan yiyecek içecek ve kırtasiye gibi stok malzemeleri fatura karşılığında davalıya teslim ettiğini, söz konusu fatura bedelinin ödenmemesi üzerine davalı aleyhine giriştikleri takibin itiraz üzerine durduğunu ileri sürerek, itirazın iptaline ve icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, birleşen davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı birleşen davacı vekili birleşen davada, müvekkili şirketin otelin işletmesini devraldıktan sonra, karşı tarafça ön ödemesi alınmış bir takım hizmetleri ilgililere ifa etmek zorunda kaldığını, otelin karşı tarafça işletildiği dönemlere ilişkin bir takım faturaları ödediğini, bunun yanında, bir takım müşterilerin hizmeti müvekkilinden almalarına rağmen ödemeleri davalıya yaptıklarını, belirtilen hususlardan kaynaklı olarak davalıdan alacaklı olduklarını ileri sürerek, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 57.337,17 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş, asıl davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, tarafların mutabık oldukları 131.308,81 TL’den davacının davalıya borçlu olduğu, 47.315,47 TL ve 306.- TL’nin mahsubu ile bakiyenin 83.687,34 TL olduğu, asıl dava dosyasında davacı alacağı bu iken, her ne kadar birleşen dava dosyasında davalı birleşen davacı, kendisinin alacağının tahsili için dava açmış ise de, asıl dava dosyasında dava ve takibin fatura ve cari hesap alacağına dayalı olduğu, bu alacak hesaplanırken, davalı savunması doğrultusunda davacı alacağının da dikkate alınacağı ve davacı alacağının buna göre belirleneceği, davalının, asıl dosyada savunması kapsamında ileri sürdüğü ve değerlendirilecek hususta ayrıca dava açmasına gerek bulunmadığı, nitekim bilirkişi hesaplaması yapılırken, davacı defterlerinde kayıtlı olan davalı alacağının da dikkate alındığı ve tarafların kayden mutabık oldukları tutarın davalı alacağı düşülerek belirlendiği, bu anlamda davalının birleşen davasında hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle, asıl davanın kısmen kabulü ile takibe vaki itirazın 83.687,34 TL asıl alacak bakımından iptaline ve icra inkar tazminatın davalıdan tahsiline, birleşen davanın ise hukuki yarar dava şartı yokluğundan reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
İstinaf mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı birleşen davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Asıl dava, faturaya dayalı alacağının tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali, birleşen dava ise alacak istemine ilişkindir. Davalı birleşen davacı vekili, asıl davada, süresinden sonra verdiği cevap dilekçesiyle takas definde bulunmuş, davacı vekili, takas define savunmanın genişletilmesi niteliğinde olduğundan bahisle muvafakat etmediğini bildirmiş, davalı taraf bunun üzerine takas defini dava yoluyla ileri sürmüş ve birleşen davayı açmıştır. Mahkemece asıl davada, davacının alacağı, takas defi ve taraflar arasındaki açık hesap ilişkisi gözetilip, bu ilişki kapsamında davalının davacıdan olan alacağı mahsup edilmek suretiyle tespit edilip hüküm altına alınmış, birleşen dava ise yukarıda yazılı gerekçelerle hukuki yarar yokluğundan reddedilmiştir.
Türk Borçlar Kanununun 139. maddesine göre iki kişi, karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş diğer edimleri birbirine borçlu oldukları takdirde, her iki borç muaccel ise her biri alacağını borcuyla takas edebilir. Hukuki mahiyeti itibariyle bir defi niteliğinde olan takas, karşılık dava olarak ileri sürülebileceği gibi, defi olarak da ileri sürülebilir. Defiler, ilk itirazlardan farklı olarak esasa cevap süresi geçtikten sonra da ileri sürülebilirler. Ancak 6100 sayılı HMK’nın 141. maddesi hükmüne göre, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra savunma genişletilemeyeceğinden takas definin dilekçeler teatisinden sonra ileri sürülmesi savunmanın genişletilmesi anlamına gelir. Mahkemece böylesi bir definin dikkate alınabilmesi için ise yine aynı yasa hükmüne göre karşı tarafın buna açıkça muvafakat etmesi gerekir.
Yapılan açıklamalardan sonra somut olaya dönülecek olursa, asıl davada, takas definin esasa cevap süresi geçtikten sonra ileri sürüldüğü ihtilafsız olup, bu durum savunmanın genişletilmesi niteliğindedir. Davacı taraf, savunmanın genişletilmesine muvafakat etmediği için mahkemece asıl davaya konu alacağın takas defi gözetilerek belirlenmesi doğru görülmemiştir. Bunun yanında, birleşen dava, bu davaya konu edilen alacağın asıl davada mahsuba konu edildiğinden bahisle esasa girilmeksizin hukuki yarar yokluğundan reddedilmiş ise de gerek asıl davadaki takas definin savunmanın genişletilmesi yasağı sebebiyle dikkate alınamayacak olması gerekse de takasın karşılık bir davayla ileri sürülmesinin mümkün olduğu da gözetildiğinde birleşen davanın açılmasında hukuki yarar bulunmakta olup, aksi yöndeki mahkeme gerekçesinde isabet bulunmamaktadır.
Bu itibarla, mahkemece, birleşen her bir davanın bağımsızlığını koruduğu gözetilerek, her bir dava hakkında işin esasına girilip ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre davalı birleşen davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı birleşen davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile ilk derece mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı birleşen davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden asıl davada davalı-birleşen davada davacıya iadesine, 29.11.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.