Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2021/3422 E. 2022/8550 K. 01.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/3422
KARAR NO : 2022/8550
KARAR TARİHİ : 01.12.2022

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 24.09.2020 tarih ve 2018/571 E. – 2020/506 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 29.11.2022 günü hazır bulunan davacı vekili Av. … ile davalı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, …’ın 08.06.2011 tarihli mahkeme kararı ile vesayet altına alınıp kararın kesinleştiğini, kısıtlı davacının son üç yıldır medeni haklarını kullanamayacak durumda olduğunun vesayet kararı ve raporlar ile tespit edildiğini, tam ehliyetsizlerin yaptığı hukuki işlemlerin mutlak butlan makul olup, yapılan işlemlerin yok hükmünde olduğunu iddia ederek, davalı lehine tesis edilen ipotekler ile bonoların …’ın ehliyetsizliği nedeni ile iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının icra mahkemesindeki ve ihtiyati haciz kararına ilişkin dosyalardan feragat etmiş olması nedeniyle taraflar arasında davacı tarafın haksızlığı konusunda kesin hüküm oluştuğunu, davaya bakma yetkisinin Kadıköy Asliye Hukuk Mahkemesine ait olduğunu, ipotek işleminin noter huzurunda verilen vekaletnameye istinaden yapılmış olması nedeniyle müvekkili bankanın sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece uyulan bozma ilamına göre, ipotek ve bonoların düzenlenme tarihinde davacının fiili ehliyetinin bulunmadığının ispatlanamadığı gerekçesiyle menfi tespit davasının reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
1) Dava, mahcurun davalı banka lehine verdiği ipotek ve bonoların ehliyetsizlik sebebiyle geçersiz olduğu iddiasına dayalı dayalı menfi tespit istemine ilişkindir.
Yerel mahkemece verilen bir hüküm, Yargıtay tarafından bozulmuş ve Yargıtay’ın bu bozma kararına uyulmuş olması halinde, bozma kararı doğrultusunda inceleme yapmak ve hüküm vermek zorunludur. Mahkeme, bozmaya uyulması kararından dönerek direnme kararı veremeyeceği gibi, hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan bölümleri hakkında da yeni bir hüküm kuramaz. Bu müesseseye “usuli müktesep hak” veya “usule ilişkin kazanılmış hak” denir. Hukuk Muhakemeleri Kanunumuzda anılan müesseseye ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Ne var ki, “usuli müktesep hak” davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay inançları ile kabul edilmiş, usul hukukunun ana ilkelerindendir ve kamu düzeni ile ilgilidir. Açıkça bozmaya uyulmasına karar verilmesiyle, taraflardan birisi yararına usule ilişkin kazanılmış hak doğar. Bundan sonra mahkemenin yapacağı iş, bozma kararı uyarınca ve o doğrultuda işlem yapmak ve gerekli kararı vermekten ibarettir.
Somut uyuşmazlıkta, bono ve ipoteklerden kaynaklı borca ilişkin menfi tespit isteminde bulunulmuştur. Mahkemece davanın kısmen kabulüne, ehliyetsizlik nedeniyle icra takibine konu edilen 3 adet bonodan dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin talebin reddine dair verilen ilk karar Yargıtay (Kapatılan ) 19. Hukuk Dairesi’nin 07/05/2018 tarih 2016/16646 Esas, 2018/2514 sayılı ilamı ile Adli Tıp Kurumu’na 15.10.2014 tarihli yazılan müzekkere ile davacı mahcurun 03.11.2008, 16.03.2010, 18.03.2010 ve 15.03.2011 tarihlerinde temyiz kudretinin bulunup bulunmadığının sorulduğu ancak 19.03.2010 ve 19.07.2010 tarihli ipoteklerin tesisi tarihinde davacı mahcurun fiil ehliyeti bulunup bulunmadığının sorulmadığı ve doğal olarak bu konuda Adli Tıp Kurumunca da bir görüş bildirilmediği, mahkemece Adli Tıp Kurumu raporunda davacı mahcurun 19.03.2010 ve 19.07.2010 tarihlerindeki durumu hakkında bir görüş olmadığı halde varmış gibi kabul edilerek yazılı şekilde karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle Adli Tıp’tan Kurumu’ndan uyuşmazlık konusu tarihlerle ilgili olarak da mütalaa alınması için davacı yararına bozulmuştur. Yani, mahkemece bonolar yönünden davanın kabulüne, ipotekler yönünden davanın reddine dair verilen karar, sadece reddedilen kısım yönünden davacı yararına bozulmuştur. Mahkemece bozma ilamına uyulmuş olmasına rağmen, bu kez bonolar yönünden davacı yararına oluşan kazanılmış hakkı ihlal edecek şekilde davanın tümden reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir.
2) Kabule göre, mahkemece uyulan bozma ilamında Adli Tıp Kurumundan uyuşmazlık konusu tarihlerle ilgili olarak mütalaa alınması gerektiği belirtilmiş olmasına rağmen, Prof Dr. …Akıl ve Ruh Hastalıkları Hastanesi’nden rapor alınmış ve yine bu raporda bozma ilamında belirtilen tarihlere ilişkin açık bir görüş bildirilmemiş olmasına rağmen, rapor hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemece yapılması gereken iş -bozma ilamından sonra sunulan raporlar da dahil olmak üzere- dosyada bulunan tüm raporların birlikte değerlendirilmesi ve bozma ilamında belirtilen tarihlerde mahcurun fiil ehliyetinin bulunup bulunmadığının tespiti için Adli Tıp Kurumu’ndan rapor alınması ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesinden ibaret olup, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün temyiz eden davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) ve (2) nolu bentlerde açıklanan sebeplerle hükmün temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 01/12/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.