YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/3443
KARAR NO : 2022/7935
KARAR TARİHİ : 08.11.2022
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 10.07.2018 tarih ve 2016/701 E- 2018/734 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kısmen kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nce verilen 21.01.2021 tarih ve 2019/763 E- 2021/22 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili bankanın ticari faaliyetlerini devam ettirdiği dönemde, kullanılan Genel Kredi Sözleşmesi nedeniyle Borçlu Mendel Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti, ve müşterek borçlu ve müteselsil kefilleri Örmen Kumaşcılık Tekstil San. ve Tic. Ltd. Şti., …, … ve…borçlandıklarını, söz konusu kredi borcunun ödenmemesi üzerine ihtarname ile hesabın kat edildiği ve ödeme yapılmaması halinde yasal takibe geçileceği hususunun bildirildiğini, ihtarnameye rağmen borcunu ödemeyen borçlular aleyhine İstanbul 6. İcra Müdürlüğü’nün 1998/ 17938- 1998/17940- 1998/9146 Esas sayılı dosyaları ile takipler yapıldığını, dosyaların yenilenmesi için icra dairesine talepte bulunulduğunu ancak icra müdürlüğünce dosyaların imha edildiğinin bildirildiğini, bunun üzerine de alacağımızın tahsili amacıyla borçlular aleyhine İstanbul 1. İcra Müdürlüğü’nün 2015/3453 E. sayılı dosyası ile yeniden genel haciz yoluyla ilamsız icra takibi başlatıldığını, ancak davalının söz konusu takibe, borç aslına ve ferilerine itiraz ettiğini itirazın iptali davası açma zarureti hasıl olduğunu davanın kabulü ile müvekkil banka alacağının tahsili amacıyla davalı borçlunun haksız ve mesnetsiz itirazının iptali ile takibin devamına borçlunun %20’den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili, 5411 sayılı Kanun’un geçici 13. maddesinde fon alacaklarında zaman aşımının 20 yıl olduğunu düzenleyen aynı Kanun’un 141. maddesinde herhangi bir şekilde atıf veya gönderme olmadığından dava konusu alacak için 20 yıllık zamanaşımı süresinin kabul etmenin mümkün olmadığını, iddia olunan alacak için 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun uygulama alanı bulması hasebiyle mezkur alacağın 10 yıllık zaman aşımına tabi olduğunu, hesap kat tarihinden itibaren 18 yıl geçtiğini, bu bağlamda dava konusu alacağın açıkça zaman aşımına uğradığını, işletilen faizin yasa hükmüne açıkça aykırı ve fahiş olduğunu, iddianamede teminat olarak verilen çeklerin karşılıksız çıkması nedeniyle hesabın kat edildiğinin belirtildiğini ancak bu çeklerin genel kredi sözleşmesine istinaden alınıp alınmadığı veya davalının kefil olduğu, sözleşme dahilinde olup olmadığına ilişkin herhangi bir belge sunulmadığını, açıklanan nedenlerle davacının davasının reddine, haksız ve kötüniyetli olarak başlatılan icra takibinden dolayı %40’dan az olmamak koşuluyla kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; davacı taraf davalının da bulunduğu müteselsil borçlar aleyhine 1998 yılı içinde icra takipleri başlatıldığını, dava dilekçesinde belirtmiş ise de bu dosyaların imha edildiğini belirtmiş olması nedeniyle daha önce kefil olan davalının 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde takip edildiği ve bu nedenle 10 yıllık sürenin davalı için söz konusu olmadığı, biran için düşünülse dahi bu konuda sunulan delil ve belgelerin davalı kefilin 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde takip edildiğini, diğer bir deyimle kefaleti nedeniyle alacaklı tarafından alacağın talep edildiğini, gösterir nitelikte olmadığı gerekçesiyle davanın süre yönünden reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvuruda bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, taraflar arasında akdedilen kredi sözleşmeleri uyarınca kullandırılan krediye ilişkin borcun ödenmemesi üzerine hesabın 19/01/1998 tarihinde kat edilmesiyle alacağın muaccel hale geldiği, 818 yılı BK 125. maddesi uyarınca 10 yıllık zamanaşımı süresinin işlemeye başladığı, 04/02/2015 tarihinde icra takibi başlatıldığı, her ne kadar davacı taraf davalının da bulunduğu müteselsil borçlar aleyhine 1998 yılı içinde İstanbul 6. İcra Müdürlüğü’nün 1998/17938-17940-9146 Esas sayılı icra dosyaları ile icra takipleri başlatıldığını, dava dilekçesinde belirtmiş ise de yine davacı taraf beyanına göre söz konusu dosya yenilenmek istendiğinde icra müdürlüğünce dosyanın imha edildiği belirtildiğinden, söz konusu icra takibi zaman aşımı süresini kesmiş olsa bile icra takibinden sonra yeni bir zaman aşımı süresi işlemeye başlayacakolup icra takibinin başlatıldığı 1998 tarihinde zamanaşımının kesildiği, dava dilekçesinde bu dosyaların imha edildiğini belirtmiş olması nedeniyle, icra takibinin baş1atıldığı 1998 yılında yeniden işlemeye başlayan zamanaşımı süresi icra takip tarihi olan 04/02/2015 tarihine kadar 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu ve bu süre içinde 818 yılı BK.’nun 132,133 ve 6098 sayılı TBK’nın 153 ve 154 maddelerinde belirtilen zaman aşımının kesilmesi ve durması hallerinin somut olayda gerçekleştiğinin davacı tarafça ispatlanamadığı, davalı vekilinin süresi içerisinde cevap dilekçesi ile zamanaşımı definde bulunmuş olup mahkemece, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken davanın hak düşürücü süre yönünden reddine, karar verilmesi yerinde görülmemiş davacı vekilinin istinaf talebinin kısmen kabulü ile 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b2 maddesi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, verilen karar esastan verilmiş bir ret kararı niteliğinde olduğundan karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT’ne göre davalı lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına, temyiz edenin sıfatına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK’nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz istemlerinin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, (temlik alan) davacı …Ş. harçtan muaf olduğundan ödediği temyiz ilam harcı ve temyiz başvuru harcının isteği halinde temyiz eden (temlik alan) davacı …Ş.’ye iadesine, 08/11/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.