YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/3462
KARAR NO : 2022/8117
KARAR TARİHİ : 21.11.2022
MAHKEMESİ :BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 23.09.2019 tarih ve 2017/1049 E- 2019/643 K. sayılı kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin ayrı ayrı esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nce verilen 28.01.2021 tarih ve 2020/1857 E- 2021/77 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; davacı banka ile davalı şirket arasında akdedilen sözleşme uyarınca davalı şirkete taksitli ticari kredi kullandırıldığını, diğer davalıların ise, müteselsil kefil sıfatıyla borçtan sorumlu olduklarını, kredi borçlarının vadesinde ödenmemesi üzerine kredi hesabının kat edildiğini, bütün borç muaccel hale geldiğinden ihtar gönderildiğini, borcun ödenmemesi üzerine İstanbul 3. İcra Müdürlüğünün 2017/26630 esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıklarını, davalıların itirazların üzerine takibin durduğunu belirterek, davalıların itirazlarının iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili; takibin Kırıkkale İcra Dairesinde açılması gerektiğini, yetki itirazında bulunduklarını, bunun dışında başka bir itirazları söz konusu değilken, davacının borca itiraz edilmiş gibi dava açtığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre; davanın konusuz kaldığı, dava konusu borç dava açıldıktan sonra davalı tarafça ödendiğinden ve bu durum davanın açıldığı tarihte davacının haklı, davalıların ise haksız olduğu kanaati olduğu, davacı tarafın talebi de dikkate alınarak davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre davacı lehine yargılama gideri ve vekalet ücretinden davalının sorumlu olduğu gerekçesiyle konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, karara karşı, davalılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; mahkemece alınan bilirkişi raporunda; dava konusu kredi nedeniyle icra takip tarihi itibarı ile davacının davalılardan toplam 200.427,45 TL alacaklı olduğunun, dava tarihinden sonra 238.381,51 TL ödeme yapıldığının tespit edildiği, mahkeme kabulünde olduğu üzere, dava tarihi itibarı ile davacının dava açmakta haklı olduğu, dolayısıyla davalılar aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı … kendi adına asaleten, diğer davalılara vekaleten temyiz etmiştir.
Davacı, kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağa dayalı icra takibine davalıların itirazının haksız olduğunu ileri sürerek icra takibine itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiş olup, mahkemece alacağın faiz kısmına da itiraz edildiği değerlendirerek davanın esası hakkında inceleme ve değerlendirme yapılmış ise de, davalılar vekili 10.08.2017 tarihli icra takibine itiraz dilekçesinde faize ilişkin itiraz haklarını açıkça saklı tutmuş olmakla icra dairesinin yetkisinden başka bir hususa itiraz edildiğinin kabulü mümkün değildir. Bu durumda, alacaklı vekili tarafından açılan davanın itirazın kaldırılması niteliğinde bir talep olduğu gözetilmeksizin davanın itirazın iptali istemine ilişkin olduğunun kabulü de isabetli değildir.
HMK’nın 297. maddesinin özellikle ikinci fıkrasında bir hükümde bulunması gereken zorunlu unsurlar açıkça belirtilmiş olup aynı kanunun 20. maddesinde ise görevsizlik ve/veya yetkisizlik kararı verilmesi halinde taraflara düşen hak ve yükümlülüklerin neler olduğuna değinilmiştir. Bu durumda mahkemece görev nedeniyle dava şartı yokluğuna dayalı usulden red kararı verilmesi halinde HMK’nın 20. maddesinde yazılı hususlara kararda yer verilmesinin zorunlu olduğu, bir başka ve uygulamada yerleşmiş söyleyişle “gönderme” konusunda da bir karar verilmesi gerektiği açıktır.
Anayasamızın 142. maddesi mahkemelerin kanun ile kurulacağını amir olup konuya ilişkin 5235 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 4. ve 8. maddesi hükümleri gözetildiğinde icra mahkemelerinin adli yargı teşkilat yapısı içerisinde özel kanun ile kurulan, hukuk ve ceza işlerine bakmakla görevli ilk derece mahkemesi olarak kabulü gerekir. Anılan mahkemelerin asliye mahkemesi sıfatında olup olmamaları bu sonuca etki eder nitelikte olmadığı gibi icra mahkemelerinin kendilerine yapılan şikayetlerle ilgili olarak istemi kabul yahut reddetmeleri gerektiğine dair yasal ilkeye dayalı olarak kabul edilen “gönderme kararı veremeyecekleri” yolundaki uygulamanın da anılan mahkemelerin sıfatıyla bir ilgisi bulunmamaktadır. Keza, HMK’nın 20. maddesinin uygulanmasında “mahkemenin sıfatı” kavramına dayalı olarak bir ayrıma gidilmediği de ortada olup Dairemizin ve Yargıtay dairelerinin istikrarlı uygulaması da açıklanan yönlerdedir (bkz. Yargıtay Kapatılan 19. Hukuk Dairesi’nin 28.09.2010 gün 2010/789 E. 2010/10384 K., 19.10.2009 gün 2009/8349 E. 2009/9586 K. 27.01.2009 gün 2009/184 E. 2009/467 K., Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 18.2.2019 gün ve 15848-746 sayılı kararı, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2.3.2017 gün ve 22114-3140 sayılı kararları).
Şu halde, mahkemece görevli mahkemeye göndermeye dair bir hüküm kurulması gerekirken, yanılgılı değerlendirmeye dayalı olarak karar verilmesi isabetli olmamış, davalılar vekilinin temyiz isteminin kabulü ile kararın bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalılar yararına BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödedikleri peşin temyiz harçlarının istekleri halinde temyiz eden davalılara iadesine, 21.11.2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Dava, kredi sözleşmesinden doğan alacağın tahsili için başlatılan ilamsız takibe karşı vaki itirazın iptali ve takibin devamı istemine ilişkin olup ilk derece mahkemesince dava sırasında borcun ödenmesi nedeniyle davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına, BAM hukuk dairesince ise istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Temyiz incelemesinde çoğunlukla ortaya çıkan uyuşmazlık, itirazın icra dairesinin yetkisi ile birlikte borca mı, yoksa sadece icra dairesinin yetkisine mi olduğu hususu ile itiraz sadece icra dairesinin yetkisine ise HMK m. 20 uyarınca genel mahkemenin yetkisizlik ve/veya görevsizlik kararı ile birlikte dosyanın icra mahkemesine gönderilmesine de karar verip veremeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Somut olayda, davalı borçlu süresinde icra dairesine verdiği dilekçede, “… yetkili icra dairesinin Kırıkkale İcra dairesi olduğunu ….. takibin başlatıldığı icra dairesinin yetkisine itiraz ettiğini …. belirttikten sonra….. Takibe ilişkin bildirilen asıl alacağa takip öncesi hesap edilen temerrüt faiz yasal olmayan faiz oranı ile yapılan hesap ve isteme ileriye yönelik talep edilen ‘asıl alacağa yıllık yasal olmayan %50 oranlı temerrüt faiz talebine itirazla bu itirazımızı belirterek yetkili icra dairesinde gerekçeli itiraz hakkımızın saklı tutulmasını….” Belirtmiştir. İtiraz dilekçesinden alınan bu beyandan anlaşıldığı üzere davalı borçlu icra dairesinin yetkisi ile birlikte borca ve faize itiraz etmiş ancak, yetkili icra dairesinde itirazının gerekçelerini sunma hakkını saklı tutmuştur.
İcra dairesinin yetkisi ile birlikte borca ve faize de itiraz edilmiş olduğundan, açılan iş bu itirazın iptali davasının ticari dava olması gedeniyle davaya bakmaya görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir. Şayet itiraz sadece icra dairesinin yetkisine olsaydı görevli mahkeme icra mahkemesi olacaktı.
Hem Kredi Sözleşmesindeki yetki şartı, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK m. 17), nedeniyle hem de davacı alacaklının merkez adresinin takibin başlatıldığı icra dairesinin yetki alanındaki İstanbul ili Sarıyer ilçesinde bulunması nedeniyle Türk Borçlar Kanunu (TBK m. 89-eBK m. 93), İcra İflas Kanunu (İİK m. 50) ve HMK m. 10 hükümleri uyarınca takibin başlatıldığı icra dairesi somut olayda yetkilidir.
Dava açıldıktan sonra ise takip konusu borç ödenmiş olmakla dava konusuz kalmıştır. O nedenle mahkeme kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bir an için itirazın sadece icra dairesinin yetkisine olduğu kabul edilse bile, bu durumda icra mahkemesi icra dairesinin yetkisini çözmeye görevli olduğundan genel mahkeme itirazın iptali davasına bakmaya görevli olmadığından sadece görev yönünden davanın usulden reddine karar vermek durumundadır. Ayrıca gönderme kararı vermemesi gerekir. Zira İcra mahkemesi kural olarak takip hukukuna özgü işlerde görevlidir.
Hal böyle olunca mahkemece, dava açıldıktan sonra borcun ödenmesi nedeniyle davanın konusuz kalmış olduğu gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesinin doğru olduğu kanaatiyle kararın ONANMASI gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun BOZMA yönündeki görüşüne katılmamaktayım.