YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/3573
KARAR NO : 2022/8226
KARAR TARİHİ : 23.11.2022
MAHKEMESİ : … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Kayseri 1. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 19.11.2018 tarih ve 2016/909 E. – 2018/919 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf istemlerinin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi’nce verilen 02.12.2020 tarih ve 2019/277 E. – 2020/1238 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili, %45 oranında müvekkilinin, %45 oranında davalının hissedarı olduğu 04/10/2011 tarihinde kurulan davacı şirketin, kurulduğu tarihten 11/09/2015 tarihine kadar münferit yetkili müdürlük görevini davalı ortağın yerine getirdiğini, davalı ortağın ortaklık hakları haricinde müdürlük görevi için aylık 2.700,00 TL ücret aldığını, davalının ve dava dışı ortağın 11/09/2015 tarihinde şirketteki tüm hisselerini müvekkili ortağa devrettiklerini, bu durumda davacı şirketin tek hissedarının müvekkilinin olduğunu, müvekkilinin hisse devri karşılığında 135.000,00 TL nakit ve 17 adet toplam 765.000,00 TL bedelli bono verdiğini, 2016 yılı Şubat ayında şirketin 2013 ve 2014 yılı faaliyetleri ile ilgili olarak vergi müfettişleri tarafından yapılan inceleme sonunda belirlenen Vergi Usul Kanunu’na aykırılıklar sebebiyle cezalar kesildiğini, müvekkili şirket aleyhine tahakkuk ettirilen toplam 450.245,80 TL cezanın müvekkili Baki tarafından 11/05/2016 tarihinde vergi dairesine tamamen ödendiğini, müstakilen ve münferiden tek sorumlu olarak müvekkili şirketin müdürlüğünü yürüten davalının özen gösterme yükümlülüğünü yerine getirmediğini, devirde ve devir sonrasında yeni yönetim tarafından ibra edilmediğini, TTK’nın şirket müdürünün sorumluluğunu düzenleyen maddelerine gerekse haksız fiil hükümlerine ve vekalet ilişkisine yönelik hükümler gereği davalının doğan zarardan sorumlu olduğunu, bu yöndeki asli taleplerinin kabul edilmemesi ya da kısmen kabulü halinde 2013 yılı şirketin işlem ve faaliyetleri sebebiyle şirketin uğramış olduğu söz konusu 450.245,80 TL zarardan ilgili dönem ortaklarının hisseleri oranında sorumlu olduklarını, bu sebeple doğan zararı ödeyen müvekkilinin o dönem hissedar olan davalıya rücu etme hakkının doğduğunu, aksi halde davalının müvekkili aleyhine sebepsiz zenginleşeceğini ileri sürerek asli talep olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şirketin uğradığı 450.245,80 TL zararın davalıdan dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte tazmin edilmesine, fer’i talep olarak; asli taleplerinin kabul edilmemesi ya da kısmen kabul edilmesi halinde fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şirket sahibi müvekkili … tarafından ödenen toplam zararın, davalının 2013-2014 döneminde %45 olan hissesine karşılık gelen 202.610,61 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek olan ticari faizi ile birlikte davalıdan rücuen tazminine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı şirketin kurulduğu 04/10/2011 tarihinden, hisselerini devretmek suretiyle şirketten ayrıldığı 11/09/2015 tarihine kadar şirket bünyesinde şirket müdürü olarak faaliyet gösterdiğini, bu dönem boyunca müvekkili tarafından şirket müdürlüğünün tarafına yüklediği bütün sorumlulukların bilfiil yerine getirildiğini, şirketi zarara uğratacak iş ve eylemde bulunmadığını, davacı tarafından ileri sürülen iddiaları ispat eden hiçbir somut delilin dosyaya sunulmadığını, Kayseri 2. Noterliği’nin 11/09/2015 tarihli limited şirket pay devri sözleşmesi gereği davacının müvekkilinin davacı şirketteki hisselerinin tamamını şirketin aktifine ve pasifine ilişkin tüm hak ve borçlarıyla devraldığını, yapılan sözleşmenin açık hükümlerine rağmen davacının müvekkilinin şirketin borçlarından sorumlu tutamayacağını, doğan vergi cezasından davacı şirketin sorumlu olduğunu, TTK’nın 573. maddesi gereği ortakların şirkete karşı yükümlülüğünün sermaye koyma borcu ile sınırlı olduğunu, yine TTK’nın 632. maddesi gereği şirketin yönetimi ve temsili ile yetkili olan kişinin, şirkete ilişkin görevlerinin yerine getirilmesi esnasında işlediği haksız fiilden davacı şirketin sorumlu olduğunu, TTK’nın 553/3. maddesi gereği de müvekkiline karşı sorumluluk atfedilemeyeceğini, müvekkilinin ortaklıktan ayrıldıktan sonra şirketi borç altına sokacak herhangi bir davranışta bulunmadığını, dolayısıyla müvekkilinin sorumluluğuna gidilemeyeceğini, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü hakkında kanun hükümlerine göre vergi cezasının davacı şirketten tahsil edilmesi gerektiğini, şirket nezdinde gerçekleştirilen 2013 ve 2014 yılı şirket faaliyetleri sebebiyle gerçekleştirilen incelemeler hususunda davacılar tarafından müvekkiline bilgi dahi verilmediğini, davacı şirketçe cezanın yasal yollara başvurulara itiraz edilmek yerine sorgusuzca kabul edilip ödendiğini, kaldı ki vergi borcuna konu uyuşmazlıklara dair işlemlerin her birinin müvekkilinin ortaklıktan ayrıldıktan sonraki dönemde gerçekleştirildiğini, davacı tarafından hatalı stok bildiriminde ve hatalı beyanda bulunulduğunu, davacılar tarafından düzenlenen 31/05/2015 tarihli teslim tesellüm tutanağı ile müvekkilinin şirketteki hisselerini devrettikten sonra şirketin tüm ticari defter ve belgelerinin davacı ortağa devredildiğinin kayıt altına alındığını, davacının da bu belgeyi imzaladığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk derece mahkemesince tüm dosya kapsamına göre, Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu tarafından davacı şirketin 2013 yılına ait ticari defterleriyle ilgili yaptıkları inceleme ve denetimleri sonucunda davacı şirkete toplam 840.310,96 TL vergi aslı ve vergi ziya nedeniyle usulsüzlük cezası tahakkuk ettirildiği, uzlaşmayla bu cezanın 358.669 TL’ye indirilerek 12.05.2016 tarihinde gecikme faiziyle birlikte olmak üzere davacı … tarafından davacı şirket adına toplam 450.245,80 TL olarak ödendiği, ödenen bu miktarın içindeki özel usulsüzlük cezası yönünden, dönemin yetkili müdürü olan davalı … ‘ün V.U.K. Genel tebliği hükümlerine aykırı hareketinden dolayı şahsi ihmali ve kusuru nedeniyle davacı şirkete karşı borçlu ve sorumlu olduğu zarar miktarının 7.909,31 TL olduğu, bu miktar zararın talep gibi dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsili gerektiği, davacının,yukarıda tespit edilen ve hesaplanan zarar dışındaki zarar iddialarının ise, dönemin tüm şirket ortaklarınca da faturasız satışları tespit etme, bilme imkanlarının olması, bilmediklerine, tespit edemediklerine dair hususların şirketin ortak sayısının azlığı da gözetildiğinde hayatın olağan akışına uygun bulunmadığı, faturasız satışlar yönünden vergi dairesince kesilen ceza yani 450.245,80-7,90931=442.336,49 TL yönünden dönemin şirket ortaklarının tamamının hisseleri oranında müteselsilen sorumlu oldukları, davacı ortak …’ın işbu cezanın tamamını davacı şirket adına tek başına ödediğinden, davalı ortağın %45 oranındaki payına düşen miktarını davalı ortaktan rücuen talep hakkının olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, davacı şirketçe ödenen usulsüzlük cezası yönünden 7.909,31-TL zararın dava tarihi olan 20/05/2016 ‘dan itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı …’ne verilmesine, davacı … tarafından şirket adına ödenen vergi borçları yönünden ise 199.051,42-TL ‘nin dava tarihi olan 20/05/2016 ‘dan itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı …’a verilmesine, davacıların fazlaya ilişkin taleplerinin ise reddine, karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri istinaf etmiştir.
Bölge adliye mahkemesince tüm dosya kapsamına göre, somut dosyada terditli değil iki ayrı dava bulunduğu, rücuen alacak davası için harç eksiğinin bu nedenle tamamlatıldığını, sorumluluk davasına ilişkin kararın yerinde olduğunu, ancak rücuen alacak davasından rücu şartlarının oluşmadığını zira, davacı şirket hakkında 6831 sayılı AATUHK’nın 35. maddesine göre söz konusu vergi alacağının tahsili için takip yapılarak şirketin acz içinde olduğuna dair belge alındığına ve dolayısıyla şirket ortaklarının sorumluluğuna gidilmesini gerektiren bir durum olmaksızın davacı şirket ortağı tarafından yapılan ödemelerin davalıdan tahsilinin mümkün olmadığı, davalının davacıya hisselerinin devrine dair Kayseri 2. Noterliği’nin 11/09/2015 tarihli hisse devir sözleşmesinde de davalı tarafından açıkça kamu borçlarının ödenmesinin de taahhüt edilmediği, hisselerin bütün hak ve borçlarıyla davacı ortağa devredildiği, emsal nitelikteki kararların da bu yönde olduğu gerekçesiyle davacı şirket ortağı ve müdürü vekilinin her iki davaya ilişkin, davalı vekilinin ise sorumluluk davasına ilişkin istinaf sebeplerinin esastan reddine, davalı vekilinin rücuen alacak davasına ilişkin istinaf sebeplerinin kabulü ile ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü, kısmen reddi ile, davacı şirketçe ödenen usulsüzlük cezası yönünden 7.909,31-TL zararın dava tarihi olan 20/05/2016 ‘dan itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı …’ne verilmesine, davacı … tarafından açılan rücuen tazminat davasının reddine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- HMK’nın 6763 sayılı Kanunun 42. maddesi ile değişik 362/1-a maddesi hükmüne göre, Bölge Adliye Mahkemelerinin miktar veya değeri 40.000,00 TL’yi geçmeyen davalara ilişkin verdiği kararlar aleyhine temyiz yoluna başvurulamaz. Bu miktar, HMK’nın Ek 1. maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm tarihi itibarile 72.070,00 TL’dir. Davalı aleyhine hükmedilen 7.909,13 TL’nin yukarıda anılan madde hükmüne göre temyiz sınırının altında kaldığı anlaşılmaktadır. HMK’nın 366. maddesi delaletiyle kıyasen uygulanması gereken aynı kanunun 346/2. maddesi hükmü uyarınca, kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında Bölge Adliye Mahkemesince bir karar verilmesi gerekmekle birlikte, Yargıtay tarafından da bu yolda karar verilebileceğinden, davalı vekilinin kesin olan karara yönelik temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2-İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK’nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre davacı … adına yapılan tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
3-Davacı şirketin temyiz itirazlarına gelince, davacı şirketin davalıya karşı açmış olduğu dava, limited şirket müdürünün sorumluluğu davası olup, ilk derece mahkemesince, davalı müdürün görev yaptığı dönemde yapılan usulsüz vergisel işlemlerin yalnızca 7.909,13 TL’lik kısmından sorumlu olması gerektiği gerekçesiyle kısmen kabul kararı verilmiş, bölge adliye mahkemesince de anılan hususa ilişkin istinaf itirazları reddedilerek aynı şekilde hüküm kurulmuştur. Somut olayda zararın tamamının usule aykırı biçimde vergi işlemlerinin takip edilmemesinden kaynaklandığı, bahse konu eylemlerin gerçekleştiği dönemde davalının şirkette tek yetkili müdür olduğu gözetilerek kesilen cezaya müteakip gerçek vergi tutarı dışındaki ödemeler nedeniyle oluşan şirket zararının tümünden 6102 sayılı TTK 644/1-a göndermesi ile 553. maddesi hükmü uyarınca davalının sorumlu olduğunun kabulü gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde verilmesi doğru olmamış kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının miktar bakımından REDDİNE, (2) numralı bentte açıklanan nedenlerle davacı …’ın temyiz itirazlarının REDDİNE, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı şirket vekilinin temyiz itirazlarının KABULÜ ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacı … yönünden-davacılardan alınmasına, 23/11/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.