Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2021/3621 E. 2022/9197 K. 19.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/3621
KARAR NO : 2022/9197
KARAR TARİHİ : 19.12.2022

MAHKEMESİ : Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi

Taraflar arasında görülen davada…4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 26.12.2018 tarih ve 2017/95 E- 2018/498 K. sayılı kararın davacı tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair…Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nce verilen 31.12.2020 tarih ve 2019/831 E- 2020/1247 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay’ca incelenmesi davacı tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, 6100 sayılı Kanun’un 369. maddesi gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 1994 yılında Aral Boya Köpük San. ve Tic. Ltd. Şti. unvanı ile kurulduğunu, 1996 yılından bu yana da Aral Ticaret End. Yüzey İşi. Ltd. Şti. unvanı ile Türkiye’de havacılık sektöründe faaliyet gösteren ilk firmalardan biri olduğunu, müvekkili adına 2007/15003 sayı ile tescilli markanın 40. sınıftaki metal kaplama, gümüş ve nikel kaplama, metal sertleştirme hizmetlerinde kullandığını, davalının da aynı markayı ve logoyu aynı hizmetlerde kullandığını, davalının müvekkilinin markasının www.aral.gen.tr sitesinde, Osso Ostim Savunma ve Havacılık Kümelenmesi internet sitesinde, youtube ve kariyer.com gibi mecralarda kullandığını, davalıya 21.02.2017 tarihli ihtarname keşide ettiklerini, davalının sadece www.aral.gen.tr sitesini kapatıp logoyu kısmen değiştirdiğini ancak Aral marka ve logosunu halen kullanmaya devam ettiğini, davacıya ait ISO, NADCAP gibi belgelere dayanılarak davalının menfaat elde ettiğini, davalının bu belgeleri alabilmesinin davalı şirketin kuruluş tarihi ve yetkililerinin nitelikleri itibarı ile mümkün olmadığını, davalının fiillerinin aynı zamanda haksız rekabet oluşturduğunu, müvekkilinin müşterileri, meslek itibarı, ticari işletmesi ve diğer iktisadi menfaatlerinin zarar gördüğünü, bu nedenle müvekkili zararının tazmininin gerektiğini, ihtiyati tedbir talep ettiklerini belirterek, marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespitine ve men’ine, “Aral” + şekil markası ile sunulmuş iş mahsullerinin bulunduğu her yerden toplatılmasına, müvekkili markasının tabela, internet sitesi, fatura, sevk irsaliyesi ve dokümanlardan kaldırılmasına, tecavüz ve suç teşkil eden ürünlerin üretilmesinde kullanılan cihazlar ve aparatlar üzerinde müvekkiline mülkiyet hakkı tanınmasına, birer hafta ara ile en az iki defa hükmün ilanına, fazlaya dair haklar ile manevi tazminat ve itibar tazminatı hakkı saklı kalmak üzere şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı taraf, bilahare sunduğu dilekçelerinde, hem davacı şirketin hem de davalı şirketin kurucusunun davacı … olduğunu, davalı şirketin davacı şirket adına kurulduğunu ve davacı şirketin ad ve hesabına piyasada işlemler yaptığını, davalı şirketin davacı şirketin devamı olduğunu, davacı şirketin işlerini devam ettirmek için kurulan davalı şirketin tabii olarak onun markasını kullandığını ve davacı şirket, kendi işlerinin yapıldığını bildiği ve takip ettigi için doğal olarak ses çıkartmadığını, ancak davalı şirkette inançlı işlem ile yetkili olan … ve…’nin zamanla hisseleri şirketin asıl sahibi olan …’dan gizli başka kişilere devretmeye başlaması üzerine davacı ile davalı arasındaki ihtilafların başladığını, inançlı işlemin bozulduğunu, şirketin ve markanın müvekkilinin kontrolünden çıktığını, markanın legal kullanımının bu tarihten sonra marka tecavüzüne dönüştüğünü, markanın kullanılmasına bu tarihten itibaren rıza gösterilmediğini beyan etmiştir.
Davalı şirket vekili, davalının kullanımlarının kendi adına tescil işlemleri yürüyen şekil+şekil ibareli marka ile ticaret ünvanı şeklinde olduğunu bu nedenle davacı markasını kullanmadıklarını, ISO, NADCAP gibi belgelerde müvekkilinin unvanının kullanıldığını, müvekkilinin bu belgeleri almak için çeşitli bağımsız denetlemelerden geçtiğini ve davacı markasının bu belgelerin verilmesine etkisinin olmadığını, davacı şirketin, sektöründe gayri faal, borca batık olduğunu, markasını kullanmadığını, markayı kullanmaması nedeniyle davacı açısından bir zarar doğmadığını, davacının ve yönetim kurulu başkanının kötü imajı nedeniyle marka iltibası durumunun müvekkiline zarar vereceğini, müvekkilinin kendine ait markayı 2009 yılından beri kullandığını, davacının ise bu güne kadar iki markanın iltibas oluşturduğuna ilişkin herhangi bir itirazının olmadığını, sessiz kalarak hak kaybına uğradığını, sektörde az sayıda firmanın bulunduğunu ve bu nedenle piyasaya yeni giren işletmelerden haberdar olmamasının mümkün olmadığını, davalının kullanımının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturmaması nedeniyle davacının tazminat isteminin de reddinin gerektiğini, marka hakkına tecavüz ve haksız rekabete ilişkin davanın dava zaman aşımı süresi içinde açılmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, tüm dosya kapsamına ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, taraflar arasındaki uyuşmazlığın; davacı tarafın 2007/15003 tescil sayılı “şekil+aral” ibareli tescilli markası ile ticaret unvanına dayalı hakların davalı tarafça çeşitli internet sitelerinde, ticaret alanında, işyeri tabelası ve sair eşyalarında (alınan sertifikalar dahil) marka ve logonun iltibas yaratacak şekilde izinsiz kullanıldığı iddiasına bağlı marka tecavüzü ve haksız rekabet oluşup oluşmadığı, davalı taraf iddiasına göre; davacının tescilli markasının kullanılmadığı, sessiz kalma suretiyle dava aşımı oluşduğu def’i ile davacının kötü niyetli olduğu savunmalarının yerinde ve doğru olup olmadığı noktasında olduğu, davacıya ait 2007/15003 sayılı “şekil+aral” ibareli markanın “metal kaplama hizmetleri,gümüş ve nikel kaplama, metal sertleştirme hizmetleri”emtiaları içeren 40. sınıfta 17/03/2008 tarihinde tescil edildiği, dava tarihi açısından 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu (SMK) kapsamında koruması devam ettiği, davacının 14/02/1994 yılında Aral Ticaret Endüstriyel Yüzey İşlemleri Ltd. Şti. adı altında kayıtlı ve faal olduğu, davalının 10/11/2009 tarihinde …adı altında kayıtlı ve faal olduğu, davalının ticaret ünvanı olarak “ARAL” ibaresinin kullanımı açısından; davalının 10/11/2009 tarihinde Aral Havacılık San. Tic. Ltd. Şti. adı altında kayıtlı ve faal olduğu, TTK’nın 50. maddesine göre tescil edilmiş ticaret ünvanı aynı zamanda sahibine kullanma hakkı verdiği, davalının ISO 9001 belgelerindeki Aral Havacılık San. Tic. Ltd. Şti. ve NADCAP belgelerindeki “Aral Havacılık Ltd.” veya “Aral Havacılık Ltd.” şeklindeki kullanımlarının, ticaret unvanı kullanımı olarak kabul edilmesi gerektiği bu kullanımlara göre davalı eyleminin marka tecavüzü ve haksız rekabet oluşturmadığı, davalının değişik internet sitelerinde ve birkısım belgelerdeki “aral” ibareli kullanımına gelince; davalının “aral” şeklindeki kullanımlarının ticaret ünvanı dışında davacının “aral” asli unsurlu markası ile iltibas oluşturacak şekilde kullanıldığı, SMK’nın 29. maddesi anlamında marka tecavüzü ile haksız rekabet oluşturduğu, ancak bu hususun davalının kullanmama def’i ile birlikte ele alınması gerektiği, buna göre 10/01/2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı SMK’da davalı taraf açısından gerek 6/1. maddeye göre marka başvurularında, gerek 25. maddeye göre hükümsüzlük davasında ve gerekse 29. maddedeki tecavüz davalarında davacının iltibasa dayalı itiraz gerekçesi mesnet markaları yönünden kullanılmama def’i imkanı getirildiği, somut olayda davalı taraf eylemi nedeniyle açılan davada davacının 2007/15003 tescil sayılı “şekil+aral” ibareli markasının kulanılmadığı def’i ileri sürüldüğü, SMK’nın 29. maddesine göre davacının davanın açıldığı 14/03/2017 tarihinden geriye yönelik son 5 yıla tekabül eden 14/03/2012 tarihine kadarki süre zarfında 40. sınıftaki “metal kaplama hizmetleri, gümüş ve nikel kaplama, metal sertleştirme hizmetleri” emtiaları yönünden Türkiye’de ciddi biçimde kullanmakta olduğuna ya da kullanmamaya dair haklı sebepleri olduğuna ilişkin delil sunması gerektiği, davacı tarafından sunulan belgelerin bir bölümünün tarihlerinin kullanımın ispatlanması gereken 14.03.2012 ile 14.03.2017 aralığında olmadığı (davacı ve yetkilisine ait 6 adet sertifika sureti, davacının garanti bankasındaki 2011 yılı hesap hareketleri, davacının 17.11.2006 tarihinde TUSAŞ ile yaptığı 5 yıllık işbirliği protokolü, davacının 14.09.2009 tarihinde TUŞAS-Küçükpazarlı Kardeşler Ltd. Şti. ile yapmış olduğu işbirliği protokolü, 2011 yılı SGK ödemeleri, 31/05/2017 tarihli mahsup alındısı gibi), davacı şirketin faal olduğuna ilişkin ATO kaydı ve davacı şirketin kullandığını beyan ettiği kataloğun da davacının 14.03.2012 ile 14.03.2017 aralığındaki ciddi kullanımını ispatlamadığı, davacının 14.03.2012 ile 14.03.2017 aralığında 6769 sayılı Kanun’un 9. maddesi kapsamında markasını kullanılma koşullarını yerine getirmediği, sessiz kalma suretiyle hak kaybı konusuna gelince, davacının 14/02/1994 yılında Aral Ticaret Endüstriyel Yüzey İşlemleri Ltd. Şti. adı altında kayıtlı ve faal olduğu, bu halde davacının … adlı gerçek kişi değil yukarıda ismi geçen tüzel kişi olduğu, tüzel kişinin kayıtlarında herhangi bir şekilde faaliyetlerine ara verdiğinin belirtilmediği, SMK’nın 25/6 maddesinde “Marka sahibi, sonraki tarihli bir markanın kullanıldığını bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde bu duruma birbirini izleyen beş yıl boyunca sessiz kalmışsa, sonraki tarihli marka tescili kötüniyetli olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremez.” hükmü ile Medeni Kanunun yukarıda belirtilen 2. maddesi birlikte ele alındığında sessiz kalma yoluyla hak kaybı yönünden davanın değerlendirilmesi gerektiği, davalı şirketin 10/11/2009 tarihinde kurulduğu, sektörün yapısı itibariyle tüm aktörlerin birbirinden haberdar olduğu ve davacı şirket yetkilisinin…Cumhuriyet Başsavcılığı Fikri ve Sınai Haklar Soruşturma Bürosunun 20/04/2017 tarihli ve 2017/53121 soruşturma, 2017/33555 karar sayılı KYOK kararındaki ifadesine göre davalı şirketi kendisinin kurduğunu, davalı şirketin hissedarlarını kendisinin ortak gösterdiğini ve davalı şirketi kendisinin takip ettiğini beyan ettiği, bu nedenle davalı şirketin kuruluşundan beri davacının haberdar olduğunun kabulü gerektiği, dolayısıyla davacının, davalı şirketin kurulduğu ve marka kullanımının başladığının kabul edilmesi gerektiği 10/11/2009 tarihi ile ihtarname keşide ettiği 21/02/2017 tarihi aralığındaki yaklaşık 7 yıllık 3 aylık 10 günlük süre boyunca davalı kullanımından haberdar olmasına rağmen bu kullanıma itiraz etmediği, susma suretiyle zamanaşımı nedeniyle hak kaybı koşullarının oluştuğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davalı şirketin 10/11/2009 tarihinde kurulduğu ve davalı şirketin kuruluşundan davacının haberdar olduğu, dolayısıyla davacı tarafın, davalı şirketin kurulduğu ve marka kullanımının başladığının kabul edilmesi gerektiği 10/11/2009 tarihi ile ihtarname keşide ettiği 21/02/2017 tarihi aralığındaki 7 yıldan fazla süre boyunca davalı Şirketin kullanımından haberdar olmasına rağmen bu kullanıma itiraz etmediği, davacının bu süre zarfında davalının kullanımını bilmesine rağmen itiraz etmemiş olması nedeniyle artık bu hususu ileri sürmesinin iyi niyet kuralı ile bağdaşmayacağı, davacının sessiz kaldığı gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından, davacının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Dava, marka ve ticaret ünvanına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, durdurulması ve maddi tazminat istemlerine ilişkindir.
Davacı şirketin 10.02.1994 tarihinde Aral Boya ve Köpük Tic. Ltd. Şti. olarak 9 hisse …’a, 1 hisse …’a ait olacak şekilde kurulduğu, 04.08.1998 tarihinde ünvanının Aral Ticaret Endüstriyel Yüzey İşlem Ltd. Şti. olarak değiştirildiği ve dava konusu markanın davacı şirket adına 2007/15003 numarasıyla 23.03.2007 tarihinde tescil edildiği; davalı şirketin ise 09.11.2009 tarihinde kurucu ortaklar olarak … ve… tarafından kurulduğu, davacı şirket yetkilisi … tarafından …6. Noterliği’nin 19.01.2009 tarihli ve 01497 sayılı vekâletnamesi ile… ve …’e yetki verildiği, …4. Noterliği’nin 20.11.2009 tarihli ve 16007 yevmiye numaralı vekâletine göre de davacı şirket hakim ortağı …’ın aynı zamanda davalı havacılık şirketinin geniş yetkili ticari temsilcisi olarak tayin edildiği, …’ın yetkisinin 24.08.2012 tarihinde …’da 1 adet hisse kalacak şekilde davalı şirket hisselerinin … ve …’a devrine kadar devam ettiği, davacı şirket yetkilisi …’ın davacı şirkete ait markayı davalı şirketin kullanmasına kuruluşundan itibaren izin verdiği ve markanın bu çerçevede karşılıklı güvene dayalı olarak kullanıldığı, davalı şirket hisselerinin… ve … tarafından devredilmesinden sonra davacı şirket hakim ortağı … ile davalı şirket arasında hukuki ve cezai ihtilafın başgösterdiği anlaşıldığından, davalı şirketi kuruluşu ile davacı ihtarnamesi arasında geçen süre dikkate alınarak sessiz kalma sebebi ile davanın reddine karar verilmiş ise de yukarıda zikredilen hukuki ve cezai ihtilaflar değerlendirilmeksizin eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş İlk Derece Mahkemesince verilen kararı esastan reddeden Bölge Adliye Mahkemesi kararının bu nedenle mümeyyiz davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacının temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı yararına BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 19.12.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.