YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4044
KARAR NO : 2022/9263
KARAR TARİHİ : 20.12.2022
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 21. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 11.04.2019 tarih ve 2017/718 E- 2019/320 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi’nce verilen 04.03.2021 tarih ve 2019/1362 E- 2021/343 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 20.12.2022 günü hazır bulunan davacı vekili Av. … ile davalı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, dava dışı Tage Tarım Ürünleri Gıda … Ltd. Şti. ile banka arasında akdedilen genel kredi sözleşmesi uyarınca kullandırılan ticari krediye müvekkili tarafından kefalet sağlandığını, müvekkili ile asıl borçlu şirket ve davalının da arasında bulunduğu diğer kefiller arasında kefalet taahhütnamesi imzalandığını, asıl borçlu şirket tarafından kredi borcunun ödenmemesi üzerine bankanın talep yazısı üzerine müvekkilinin kefaleti oranında ödeme yaptığını, ödenen bedelin tahsili için başlatılan icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini belirterek itirazın iptaline, %20 oranında icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, kefalet taahhütnamesinde verilen teminatın kefillerin kefaletini kapsadığını, davacı lehine tesis edilen ipotek bulunduğundan öncelikle ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi yapılacağını, ipoteklerin kefaletinde teminatı olduğunu, asıl borçluya ait tüm def’ilerin müvekkili yönünden de geçerli bulunduğunu, davacı ile müvekkili arasındaki kefalet ilişkisinin müteselsil kefalet değil, adi kefalet niteliğinde olduğunu, asıl borçlu hakkında takip yapılmadan kefillere başvurulamayacağını, rücu halinde de ancak kefile kendi payı oranında rücu edilebileceğini, davacı ile dava dışı asıl borçlu ve diğer kefiller arasında yeni taahhütname imzalanarak borcun yenilendiğini, takip konusu alacak nedeniyle ödemeler yapıldığını, faiz miktarının kabul edilemeyeceğini bildirerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporu ile davacının davalıdan olan alacak miktarının tespit edildiği, davaya dayanak gösterilen sözleşme uyarınca davalının kefaletine ilişkin yasal koşulların oluştuğu, asıl kredi borcunun ödenmemesi ve davacının dava dışı banka nezdindeki fon hesabından tahsilat yapılması halinde bu ödemenin davacı tarafından müteselsil kefil olan davalı ve diğer kefillerden talep edilebileceği, bu şekilde oluşan fon alacağının ihtara gerek kalmadan muaccel olacağı, ipoteklerin asıl borçlunun davacıya olan borçlarının teminatı olmak üzere asıl borçlu yararına verildiği, ipoteklerin kefaletin teminatı olmadığı, davalı kefil hakkında icra takibi yapılabileceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davalı vekili, karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge adliye mahkemesince, İİK 45. maddesi rehin ile teminat altına alınan alacağın borçlusuna ilişkin düzenlemeyi içerdiği,
İİK’nın 45. madde hükmü ipotek kefilin kefalet borcunun da teminatını oluşturmuyor ise kefil hakkında uygulanamayacağı, ipotek belgeleri incelendiğinde ise; ipoteğin …i’nin taşınmazları üzerinde dava dışı asıl borçlu şirketin KGF’na olan doğmuş ve doğacak borçlarının teminatı olarak tesis edildiği ipotek resmi senetlerinde, ipoteklerin davalı kefilin kefalet borcunun da teminatı olduğuna ilişkin bir hüküm bulunmadığı, taraflar arasında akdedilen kefalet taahhütnamesinin teminatlar başlıklı 8. maddesi müteselsil kefil sıfatı ile imzası bulunan şahıslar ile birlikte belirtilen menkul ve gayrı menkuller ile kıymetli evrakların teminat olarak verildiği belirtildiği, anılan hükmünde sadece kefalet teminatı yanında ipotek vs. teminatının da verildiği yazılı olup, ipoteklerin kefillerin kefalet borcunu teminat altına aldığına ilişkin açık bir düzenleme bulunmadığı, bu durumda davalı kefilin kefaletini teminat altına alan herhangi bir ipotek bulunmadığından İİK’nın 45. madde hükmü davalı kefil hakkında uygulanamayacağı ve davalı kefil hakkında davacı tarafından doğrudan ilamsız icra takibi başlatılmasında usul ve yasaya aykırılık görülmediği, davacı alacaklının kefilin aleyhine teminatları azalttığı, kefaletin şartlarını ağırlaştırdığı yönünden ise, dava dışı kefilin ipotek verdiği 8 adet taşınmazdan üçü üzerinde bulunan 1.200.000,00 TL limitli ipotek halen devam ettiğinden alacaklı davacının kefilin durumunu ağırlaştırdığından söz edilemeyeceği, asıl borçluya kredi veren banka ile KGF arasındaki sözleşme ile KGF alacaklı bankaya karşı kefilin değil asıl borçlunun borcunu teminat altına aldığı, KGF ile asıl borçlu ve kefiller arasında akdedilen kefalet taahhütnamesi ile ise, KGF bankaya kredi borcunu ödemesi durumunda kendi alacağını teminat altına aldığı nazara alındığında TBK’nın 588. maddesinde düzenlenen ve adi kefalet niteliğindeki kefile kefil ve rücua kefil değil müteselsil kefalet söz konusu olacağı bu nedenle alacaklının asıl borçlu ile birlikte aynı anda kefile müracaat etmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, dava konusu icra takip dosyasında borçlu olan diğer kefiller ve asıl borçlu şirket, dava tarihinden sonra 19.10.2017 tarihinde icra taahhüdünde bulunmasının borcu sona ermesini yada yenilenmesini sonucunu doğurmayacağı, taahhütnamenin 5. madde hükmü gözetilerek akdi ve temerrüt faiz oranlarının hesaplamasında aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Davalı vekili, kararı temyiz etmiştir.
Dava konusunun devri HUMK’un 186 ve HMK’nın 125’inci maddelerinde düzenlenmiş olup, bu durumda uygulanacak usul anılan kanun hükümlerinde düzenlenmiştir.
1-Davacı KGF itirazın iptali davasının konusu olan ilamsız takipteki alacağını İstinaf incelemesi devam ederken Diyarbakır 3. Noterliği’nin 31.08.2020 tarihli ve 23079 yevmiye nolu temliknamesi ile …’a temlik etmiştir.
Bu durumda HMK 125/2. maddesi gereğince davanın açılmasından sonra, dava konusu alacak davacı tarafından devredilecek olursa devralan görülmekte olan davada davacı yerine geçerek davaya kaldığı yerden devam edecektir.
İşbu dosyada itirazın iptali davası bakımından davacı taraf sıfatı sona ermiştir. Bölge adliye mahkemesince, bu husus dikkate alınmadan taraf sıfatı sona ermiş olan temlik eden davacı huzuru ile yargılamaya devam olunması doğru olmayıp, hükmün bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre davalı vekilinin sair temyiz itirazları şimdilik incelenmemiştir.
SONUÇ: Yukarda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalının temyiz isteminin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA,(2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, takdir edilen 8.400 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 20.12.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.