YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4107
KARAR NO : 2022/8250
KARAR TARİHİ : 23.11.2022
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 08.05.2018 tarih ve 2016/80 E. – 2018/512 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi’nce verilen 11.03.2021 tarih ve 2020/153 E. – 2021/278 K. sayılı kararın duruşmalı olarak Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, 6100 sayılı Kanunun’un 369. maddesi gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalının 05/12/2011 – 20/02/2014 tarihleri arasında davacı şirkette satış yöneticisi olarak çalıştığını, davalının istifa ettikten hemen sonra 12/06/2014 tarihinde müvekkili şirket ile aynı konuda iştigal eden şirket kurduğunu, davalının müvekkili şirketin müşterileri ile yaptığı anlaşmalar ve ayartması sonucu davacı şirketi hem maddi hem de manevi olarak zarara uğrattığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL maddi zarar ve 25.000,00 TL manevi zararın davalıdan alınarak davacıya verilmesi ile yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacı şirkette bir süre satış yöneticiliği pozisyonunda çalıştığını, ancak davacının kendisine prim ve diğer haklarla ilgili sözlerini tutmadığını, şahsına karşı saygısızlık edildiğinden işten ayrıldığını, davacının daha önce danışmanlık hizmeti sağladığı müşteri şirketlerin, davacı şirketten ayrıldıktan en az 17 ay sonra kendisi ile irtibata geçtiklerini, Borçlar Kanunu 349. maddesi uyarınca yer ve işin türü bakımından sınırlandırılmış olmadıkça rekabet yasağının geçerli olmayacağını, sınırlandırmaların işin ve hatta işçinin niteliğine göre belirlenmesi gerektiğini, davalının mesleği olan Salesforce danışmanlığının çok spesifik ve çalışma alanının sınırlı olduğunu, başka bir görevde çalışma ihtimali olmadığını, aksi durumun kabulü halinde hiç çalışmaması ve yıllarca işsiz kalmasının gerekeceğini, bunun ekonomik mahvına sebep olacağını, davacının iddialarının mesnetsiz olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalının davacı şirketten ayrıldıktan sonra davacı ile aynı konuda faaliyet gösteren şirket kurması, aynı iş kolunda farklı işyerinde faaliyet gösteren işyerlerinin aynı müşteri çevresine hitap etmesinin kaçınılmaz olduğu, müşteri çevresinin ticari sır kapsamında olmadığı, aksinin davalının o iş kolunda faaliyet göstermesinin ekonomik faaliyette bulunma ve çalışma özgürlüğü ilkeleriyle bağdaşmayacak şekilde engellenmesi sonucunu doğuracağı, müşteri ile temasa geçilerek daha iyi şartlarda sözleşme yapılacağının söylenmesinin tek başına yöneltme fiilinin varlığını göstermeyeceği, davalının davacının müşteri fiyat politikasını bilmesi sebebiyle müşterilerine daha uygun teklifler götürerek rekabette haksız bir avantaj sağlayabileceği düşünülse de davacı şirketin bu hususunu ispatlayamadığı gerekçesiyle yasal koşulları oluşmayan haksız rekabet nedeniyle talep edilen maddi ve manevi zararın reddine karar verilmiş, kararı davacı vekili istinaf etmiştir.
İstinaf mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu, istinaf nedenlerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 23/11/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.