Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2021/4114 E. 2022/6189 K. 22.09.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4114
KARAR NO : 2022/6189
KARAR TARİHİ : 22.09.2022

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nce bozmaya uyularak davanın reddine-kabulüne dair verilen 18.03.2021 tarih ve 2019/2767 E. – 2021/359 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalıya nakliye hizmeti verdiğini, nakliye bedelleri için faturalar düzenlendiğini ve davalıya teslim edildiğini, ancak fatura bedellerinin ödenmediğini, bu nedenle icra takibine geçildiğini, davalının takibe itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına ve davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin davalıya borçlu olmadığını, aksine alacaklı olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf isteminde bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davanın reddine dair verilen kararın davacı vekilince temyizi üzerine karar Dairemizce davacı yararına bozulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, bozma ilamına uyularak alınan ek bilirkişi raporları ve tüm dosya kapsamına göre, davalının kayıtlarında 31/12/2011 tarihi itibariyle davacının, 15.393,92 TL alacaklı olduğu, taraf defterlerine göre taraflar arasındaki taşıma ilişkisinin 10.12.2011 tarihinde son bulduğu, davalı tarafça davacıya 2012-2013 yılları arasında banka aracılığıyla 55.170.- TL ödeme yapıldığı, davalının bu ödemeyi ticari defterlerine davacı cari hesabına borç olarak kaydettiği, davacının ise 55.170.- TL’lik ödemenin davalı şirkette işçi olarak çalıştığı dönemde bu işin gereği olarak bankadan kendisi tarafından çekilerek davalı şirketin muhasebesine teslim edilen tutarlar olduğunu savunduğu, bu savunmaya göre, davacı tarafça çekilen paranın davalı şirkete teslim edildiğini ispat külfetinin davacıda olduğu, bilirkişi ek raporlarında, davacının davalı şirkette çalıştığı 19/02/2013 – 27/06/2013 tarihleri arasında talimatla çekilen 44.350,00 TL’nin, çekildiği ay ve sonraki 1 ayda kasaya giriş hareketleri üzerinde yapılan incelemede, kasaya tahsilat olarak yazılan girişlerin açıklama kaydında “tahsilatların kaydı” ibaresiyle toplu olarak kayıt yapıldığından, bu rakamlar içinde davacının tahsil edip teslim ettiği bir meblağ olup olmadığına dair tespitin yapılamadığı, hizmet akdinin sona erme tarihi olan 27/06/2020 tarihinden sonra talimatla yapılan tahsilat tutarının ise 10.820,00 TL olduğunun tespit edildiği, davalı tarafça davacıya ödeme yapıldığı sabit olup, davacı tarafça, davalı şirkette işçi olarak çalıştığı dönemde davalı şirket hesabından çektiği 55.170.- TL’yi davalı şirketin muhasebesine teslim ettiğini ispatlayamadığı, davacı tarafça delil listesinde yemin deliline dayanıldığından davacı vekiline bu hususta karşı tarafa yemin teklif etme hakkının hatırlatıldığı, davacı vekilinin yemin teklif etmeyeceklerini beyan ettiği, bu hali ile 55.170.- TL’lik tutar içerisinde bulunan 10.820,00 TL’lik kısmın davacının davalı şirkette çalıştığı dönemden sonra ödendiği, davacının davalı şirkette çalıştığı döneme isabet eden 44.350,00 TL’lik ödemenin de davalıya teslim edildiğinin ispatlanamadığı, davalı tarafça borç tutarından fazla ödeme yapıldığından, takip tarihi itibarı ile davacının davalıdan talep edebileceği bir alacağının bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b/1 maddesi gereğince esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi’ nin 26/04/2017 tarih ve 2014/127 Esas – 2017/347 Karar sayılı kararının HMK 353/1-b-2 maddesi gereğince kaldırılmasına, yeniden hüküm kurularak, kanıtlanamayan davanın reddine, davacının takipte kötü niyeti sabit olmadığından davalı yanın kötüniyet tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, cari hesap alacağı için yapılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemesince, davanın reddine dair verilen ilk kararın davacı vekilince temyizi üzerine Dairemizin 23.10.2019 tarih 2018/4399 E. 2019/6674K. sayılı ilamı ile davacı tarafın verdiği hizmetler karşılığı ceman 86.962,79 TL tutarlı faturalar düzenlediği, faturalardan 60.371,59 TL’lik kısmı davalı tarafa ait ticari defterlere kayıtlı olup, kayıtlı olmayan 9 fatura karşılığı 26.591,20 TL’lik kısım için davalının yemin beyanında ödendiğini bildirdiği, bu durumda 86.962,79 TL meblağın ödendiğini ispat külfetinin davalı tarafta olduğu, davacının 10.08.2012 tarihi itibariyle cari hesaba dayalı 65.680,49 TL alacaklı olduğundan bahisle davalı aleyhine icra takibi başlattığı, davalının ise bu tarihten sonra davacıya banka aracılığıyla 55.170 TL ödeme yaptığını savunduğu, bu ödemelerin davalı defterlerinde, davacı cari hesabına borç olarak kaydedildiğinin anlaşıldığı, taraf defterlerine göre taraflar arasındaki taşıma ilişkisinin 10.12.2011 tarihinde son bulduğu, davalıya yapılan ödeme belgelerine göre, davacının davalı şirkette hizmet akdi ile çalıştığı dönemde yapıldığının anlaşıldığı, davacı, ödeme olarak görünen paraların kendisinin davalı şirkette işçi olarak çalıştığı dönemde işin gereği olarak kendisi tarafından şirket hesabından çekilerek davalı şirketin muhasebesine teslim edildiğini iddia ettiği, delil olarak da davalı defterlerine dayandığına göre, bu yönde taraf delilleri toplanmak suretiyle davalı tarafın banka talimatlarına istinaden davacıya yapılan bu ödemelerin davacıya ait borcun ödenmesi amacıyla mı, yoksa hizmet ilişkisi gereği yine davalının kasasına davacı tarafından yatırılan bir meblağ mı olduğu hususunda davalı kayıtları üzerinde inceleme yapılmaksızın davacının taşıma ilişkisinden kaynaklanan cari alacağından mahsubu ile davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davacı yararına bozulduğu anlaşılmıştır.
Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamına uyularak davalı tarafın ticari defterlerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmış ve alınan ek raporda taraflar arasındaki taşıma ilişkisinin 10.12.2011 tarihinde son bulduğu, davacının, davalı şirkette 19/02/2013-27/06/2013 tarihleri arasında sigortalı olarak çalıştığı, 19/02/2013-27/06/2013 tarihleri arasında davalı şirkette hizmet akdi ile çalıştığı döneme isabet eden talimatla yapılan tahsilat toplamının 44.350,00 TL, 27/06/2020 hizmet akdi sona erme tarihinden sonra talimatla yapılan tahsilat tutarının 10.820,00 TL olduğu, davacının davalı şirkette hizmet akdi ile çalıştığı dönemde talimatla tahsil ettiği 44.350,00 TL’nin cari hesaba ilişkin bir ödeme olduğuna dair ibarenin banka talimatlarda yer almaması nedeni ile aksi davalı tarafından ispat edilmek üzere, hayatın olağan akışı içinde hizmet ilişkisi gereği davalının kasasına davacı tarafından yatırılan bir meblağ olarak tahsil edildiğinin kabulü gerektiği, hizmet akdi sona erdikten sonra davacı tarafın davalı hesabından talimatla tahsil ettiği 10.820,00 TL’nin cari hesaptan düşülmesi neticesinde davacının 4.429,92 TL alacaklı olacağı bildirilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince alınan son ek bilirkişi raporunda ise davacının, davalının iş yerinde çalıştığı dönemde 19/02/2013-27/06/2013 tarihleri arasında talimatla çekilen 44.350,00 TL’nin, çekildiği ay ve sonraki 1 ayda kasaya giriş hareketleri üzerinde yapılan inceleme sonucu, dökümü yapılan ilgili tarihler ve sonrası kasaya tahsilat olarak yazılan girişlerin açıklama kaydında “tahsilatların kaydı” ibaresiyle toplu olarak kayıt yapıldığından, bu rakamlar içinde davacının tahsil edip teslim ettiği bir meblağ olup olmadığına dair tespit yapılamadığı görüşü bildirilmiştir.
Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesince uyulmasına karar verilen Dairemiz bozma ilamında yapılan tespitler de nazara alındığında davalı taraf ödeme savunması yaptığına göre bunu ispat yükü davalı üzerindedir. Yukarıda özetlenen bilirkişi raporlarında da açıklandığı üzere davacının, davalı iş yerinde hizmet akti ile çalıştığı dönemde bankadan, davalı şirketin talimatı ile çektiği paralar davalı defterlerine kümülatif olarak kaydedilmiş olup, davalının düzenlediği banka talimatlarına istinaden davacıya yapılan bu ödemelerin davacıya ait borcun ödenmesi amacıyla yapıldığını ispat yükünün davalı tarafta olduğunun kabulü ile bu çerçevede değerlendirme yapılıp sonucuna göre karar verilmek gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz istemlerinin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 22/09/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Dava; cari hesaptan kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
Davacı, hizmet karşılığı düzenlenen faturalardan kaynaklı alacağının ödenmediğini, davalı ise borcun ödendiğini aksine alacaklı olan tarafın kendileri olduğunu savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda verilen karar Dairenin 23.09.2019 tarihli kararı ile “…. ödendiğini ispat külfeti davalı taraftadır …… icra takibi başlatmış, davalı taraf ise bu tarihten sonra davacıya banka aracılığıyla 55.170 TL ödeme yaptığını savunmuş, bu ödemelerin davalı defterlerinde davacı cari hesabına borç olarak kaydedildiği anlaşılmıştır …. Davacı ödeme olarak görünen paraların kendisinin davalı şirkette işçi olarak çalıştığı dönemde bu işin gereği olarak kendisi tarafından şirket hesabından çekilerek davalı şirketin muhasebesine teslim edildiğini …. iddia ettiğine ve delil olarakda davalı defterine dayandığına göre, bu yönde taraf delilleri toplanmak suretiyle davalı tarafın banka talimatlarına istinaden davacıya yapılan bu ödemelerin davacıya ait borcun ödenmesi amacıyla mı yoksa hizmet ilişkisi gereği yine davalının kasasına davacı tarafından yatırılan bir meblağmı olduğu hususunda davalı kayıtları üzerinde inceleme ……….” gerekçesiyle bozulmuştur.
Dairemiz kararından da anlaşıldığı üzere ödemeyi ispat yükü davalı tarafta olmakla birlikte davalı davacı tarafından yapılan ödemenin borç ödemesi olmayıp, davalı şirketteki çalışması sırasında tahsil edilip davalıya verilen para olduğunu iddia etmekle artık bu durumu ispat yükü davacıdadır. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda ise davacının şirket hesabından çekilen meblağın davalı şirketin muhasebesine teslim edildiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Somut olayda yukarıda açıklandığı üzere ispat yükü artık davalı üzerindedir. Davalı şirketin talimatı ile davacı, 30.04.2013 tarihinde … Bankasından 600 TL, 06.05.2013 tarihinde … Bankasından 10.000 TL, 07.05.2013 tarihinde …Bankasından 17.000 TL, 08.05.2013 tarihinde … Bankasından 1.000 TL, 20.06.2013 tarihinde …Bankasından 7.750 TL ve 21.06.2013 tarihinde TEB’den 8.000 TL olmak üzere 44.350,000 TL, 11.10.2013 tarihinde ise yine … Bankasından 10.000 TL meblağ çekmiştir. Her ne kadar bilirkişi raporunun sonuç kısmında davacının hizmet akdi ile çalıştığı 19.02.2013-27.06.2013 tarihleri arasında talimat ile çekilen 44.350 TL’nin ilgili tarihler ve sonrası kasaya tahsilat olarak yazılan girişlerin açıklama kaydında ” tahsilatların kaydı” ibaresiyle toplu kayıt yapıldığından, davacının tahsil edip teslim ettiği bir meblağ olup olmadığının tespitinin yapılamadığı belirtilmiş ise de, raporun içeriği incelendiğinde, belirtilen tarihlerde tahsilatların kaydı toplu olarak belirtildikten sonra Bankalardan çekilen paralar tek tek miktar belirtilerek yazılmıştır. Belirtilen tarihlerdeki miktarlar birbirini tutmadığı gibi örneğin 30.04.2013 tarihli kayıtta … Bankasından çekilen birden fazla para olduğu görülmekte ve 600 TL’lik bir kayıt bulunmamaktadır. Yine, 07.05.2013 tarihinde …Bankasından çekilen paranın ise 10.05.2013 tarihli yevmiyede banka olarak dahi hiç kaydı bulunmamaktadır. Yine örneğin 21.06.2013 tarihinde 8.000 TL TEB’den çekilmiş olup, tahsilat kayıtları içerisinde TEB’e ait herhangi bir kayıtta bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle BAM kararının onanması gerektiğini düşündüğümden ispat yükü davacı tarafta olmasına karşın yazılı gerekçeyle ispat yükünün davalı tarafta olduğu yönündeki sayın çoğunluğun kararına katılmamaktayım.