YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4261
KARAR NO : 2022/8240
KARAR TARİHİ : 23.11.2022
MAHKEMESİ : … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 20. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Ankara 2. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen 04.04.2018 tarih ve 2017/242 E. – 2018/161 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi’nce verilen 12.02.2021 tarih ve 2019/991 E. – 2021/170 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; ticaret unvanının ayırıcı unsuru GO ibaresinden oluşan müvekkilinin “GO AC ÖZDEMİR COMPANY GO ULUSLARARASI NAKLİYAT SERVİS VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ+ŞEKİL” ibare ve biçimli 39. Sınıf hizmetleri içeren 24.07.1996/174119 ve “GO GO-LOGISTICS GLOBAL OPERATİONS LOCAL SOLUTİONS+ŞEKİL” ibareli 35, 36, 39 ve 42. sınıf hizmetleri içeren 21.08.2002/21178 sayılı tanınmış markaların sahibi olduğunu, davalının “GO’ENO euro DIESEL motorin” ibareli, 4/1-4 ve 37/1-13.sınıf ürün ve hizmetleri içeren marka tescil başvurusuna kötüniyet, ticaret unvanı tescili, markalarla iltibas ve tanınmışlık vakıa ve hukuki sebeplerine dayanarak yaptıkları itirazlarının nihai olarak YİDK tarafından 2017/M-4217 sayılı kararla reddedildiğini, kararın haksız ve hukuka aykırı olduğunu, başvurunun tescilinin müvekkilinin markaları ile iltibasa sebebiyet vereceği gibi, onların tanınmışlığından haksız yarar sağlayıp itibar ve ayırt edici karakterini de zedeleyeceğini, ticaret unvanı tescilinden doğan haklarına zarar vereceğini ve kötüniyetli olduğunu ileri sürerek YİDK’ın 05/06/2017 tarihli ve 2017/M-4217 sayılı kararının iptali ile davalı adına tescil edilen markanın hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı TürkPatent vekili; kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Davalı şirket vekili; 1967 yılında kurulan müvekkilinin 2013 yılından itibaren akaryakıt sektöründe de ticari faaliyete geçtiğini, GO ibareli birçok marka tescilinin olduğunu, başvuru kapsamındaki ürün ve hizmetlerin davacının markalarının kapsamında yer almadığını, esasen davacının markalarını sadece nakliye alanında kullandığını, kaldı ki müvekkili başvurusunun konusu olan işaret ile redde mesnet alınmaya çalışılan davacının markaları arasında görsel, sescil ve anlamsal olarak bıraktıkları umumi intiba bakımından ilişkilendirme ihtimalinin de bulunmadığını, öte yandan davacının markalarının kullanmama sebebiyle iptali istemiyle İstanbul 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2015/196 esas sayılı dosyasında açılan davanın sonucunun beklenmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre; davacı şirkete ait markaların “GO AC ÖZDEMİR COMPANY GO ULUSLARARASI NAKLİYAT SERVİS VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ+ŞEKİL” ve “GO GO-LOGISTICS GLOBAL OPERATİONS LOCAL SOLUTİONS+ŞEKİL” ibareli, davalının marka tescil başvurusunun konusu olan işaretin de “GO’ENO euro DIESEL motorin” ibareli olduğu, her iki işaretin asıl ve ayırt edici unsurları itibariyle görsel, sescil ve anlamsal olarak ortalama alıcıları iltibasa düşürebilecek derecede benzer bulundukları, ancak başvuru konusu işaretin kapsamında yer alan 4/1-4 ve 37/1-13.sınıf ürün ve hizmetlerin davacı markalarının kapsamında bulunmadığı, anılan ürün ve hizmetlerin davacı markalarının kapsamında bulunan ürünlerle aynı tür sayılmaları imkanı bulunmadığı, zira her iki ürün ve hizmet grubunun dağıtım kanalları, kullanım yöntemleri, hedeflenen halk kesimleri farklı olduğu gibi, birbirlerini tamamlama veya birbiri yerine ikame edilebilme niteliği bulunmadığı, davacının ticaret unvanı iştigal mevzuu da yargılama konusu olan davalı ürün ve hizmetlerini içermediği, davacının redde mesnet marklarının taşımacılık hizmetleri bakımından belli düzeyde tanınmış olduğu, Türkçe karşılığının “gitmek” olan GO kelimesi davacının yarattığı bir sözcük değil, genel olarak herkesin bildiği, hatta davacı markalarının tescili ve kullanımından daha önceki zamanlardan bu yana ülke içerisinde ve dışında birçok şirket tarafından tescilli ve tescilsiz biçimde farklı birçok ürün grubunda kullanılan bir sözcük olduğu, aynı biçimde davacının “GO AC ÖZDEMİR COMPANY GO ULUSLARARASI NAKLİYAT SERVİS VE TİCARET ANONİM ŞİRKETİ+ŞEKİL” ve “GO GO-LOGISTICS GLOBAL OPERATİONS LOCAL SOLUTİONS+ŞEKİL” ibareli markasının, taşımacılık ile ilgili sektörün dışındaki kişiler tarafından farklı alanlar da dahil olmak üzere birçok değişik anlam ve ürün tanımı için kullanıldığı, bu halin, davacının markasının reklâm değeri hakkında taşımacılık sektörü dışındaki kullanımları engelleme fonksiyonuna yönelik olarak olumsuz bir etki yarattığı, davalı başvurusunda bulunan 4/1-4 ve 37/1-13.sınıf ürün ve hizmetlerin bir kısmının ara üreticilere bir kısmının ise herkese hitap ettiği, fakat bu ürünlerin ve hizmetlerin büyük kısmının satın alınması için çok ciddi bilgi, emek ve zaman sarfedilmesinin zorunlu olduğu, bu kabul, ilke ve vakıalara göre davalı işaretinin, 4/1-4 ve 37/1-13.sınıf ürün ve hizmetler için tescilinin, davacıya ait taşımacılık sektöründe belli bir tanınmışlık yahut bilinirlik elde etmiş markanın itibarınden haksız biçimde yararlanma sağlayabileceğinin düşünülmesinin olanaksız olduğu, dava konusu başvurunun 4/1-4 ve 37/1-13.sınıf ürün ve hizmetler için tescilinin, taşımacılık sektöründe bilinirliği kanıtlanmış olan davacı markasının gücünün ve etkileme alanını zayıflamasına neden olmayacağı, davalı başvurusunun konusu olan işaret, her ne kadar “GO” kelimesini de içeriyor olsa da, gitmek anlanıma gelen anılan ibarenin ayırt ediciliğinin zayıf olması, bunun yanında özgün bir şekli de içermesi, öteden buyana kullanılıyor olması, davacı markalarına yanaşma niyet ve arzusunu taşıdığının kanıtlanmamış ve bu yönde bir kanaat de elde edilmemiş olması, sektörlerin bariz derecede uzak olması sebebiyle davacı markasının, tüketici gözünde ürün veya hizmetin kaynağını belirtme fonksiyonunu zayıflatacağından, bu meyanda davacı markalarının ayırt edici karakterini zedeleyeceğinden söz edilebilmesinin de olanaksız olduğu, bu nedenlerle davacının 556 sayılı KHK’nın 8/4 maddesi uyarınca da davalı başvurusunun tescilini engelleme olanağı bulunmadığı gerekçesi ile, davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre yapılan istinaf incelemesi sonucunda; dava konusu başvurunun asıl unsurunun “GO” ibaresi olduğu, dolayısıyla davacının “GO” asıl unsurlu itiraza dayanak markaları ile dava konusu “GO’ENO euro DIESEL motorin” ibareli başvuru arasında, 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında, ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunduğu, davalının başvurusu 4 ve 37. sınıf mal ve hizmetlerden oluştuğu, davacının itirazına dayanak markaları ise 35, 36, 39, 42, 44 ve 45. sınıflarda tescilli bulunduğu, her ne kadar mahkemece görüşüne başvurulan bilirkişi raporunda, anılan mal ve hizmetler arasında benzerlik bulunmadığı bildirilmiş ve ilk derece mahkemesince de aynı gerekçeyle davanın reddine karar verilmişse de, aynı taraflar arasında, derecattan geçen bazı kararlarda, anılan mal ve hizmetlerden bir kısmı benzer bulunmuş olduğu, ayrıca 556 sayılı KHK’nın 8/4. maddesi yönünden yapılan değerlendirmede ise davacının itirazına mesnet markası nakliye sektöründe tanınmış olsa da 556 sayılı KHK’nın 8/4. maddesinde öngörülen koşullar gerçekleşmediği yönündeki mahkeme gerekçesinin isabetli olduğu, bu durumda davalı Şirketin marka tescil başvurusunda yer alan 37/2, 3, 4 ve 5. sınıf hizmetleri yönünden, davacı Şirket markaları arasında 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında benzerlik bulunduğu gerekçesiyle anılan hizmet sınıfları yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesi ile, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak ve yeniden hüküm kurularak, davanın kısmen kabulüne, davalı TürkPatent YİDK’nın 05/06/2017 tarihli ve 2017/M-4217 sayılı kararının 37.sınıfta yer alan “Temizlik hizmetleri; dezenfeksiyon hizmetleri; haşere ilaçlama hizmetleri; temizlik araçları ve makinelerinin kiralanması hizmetleri. Kara araçları servis istasyonu hizmetleri (bakım, tamir ve akaryakıt dolumu). Deniz araçlarının bakımı ve tamiri hizmetleri; gemi inşaatı hizmetleri. Hava taşıtlarının bakım ve tamiri hizmetleri.” hizmetleri yönünden kısmen iptaline, davalı şirket adına tescilli 2016/10105 sayılı “GO’ENO euro DIESEL motorin” ibareli markanın 37.sınıfta yer alan “Temizlik hizmetleri; dezenfeksiyon hizmetleri; haşere ilaçlama hizmetleri; temizlik araçları ve makinelerinin kiralanması hizmetleri. Kara araçları servis istasyonu hizmetleri (bakım, tamir ve akaryakıt dolumu). Deniz araçlarının bakımı ve tamiri hizmetleri; gemi inşaatı hizmetleri. Hava taşıtlarının bakım ve tamiri hizmetleri.” hizmetleri yönünden kısmen hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, taraf vekillerince temyiz kanun yoluna başvurulmuştur.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2- Dava, davalının 2016/10105 sayılı “GO’ENO euro DIESEL motorin” ibareli marka tescil başvuruna karşı, davacının 2002/21178 sayılı “GO-LOGISTIC global operations local solutions go+şekil” ibareli ve 96/010993 sayılı “GO AC.ÖZDEMİR COMPANY+şekil” ibareli markalarını mesnet göstererek, iltibas, tanınmışlık ve kötüniyet hukuki sebep ve vakıalarına dayanak yaptığı itirazın nihai olarak reddine dair Türk Patent ve Marka Kurumu Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun 05.06.2017 tarihli ve 2017/M-4217 sayılı kararının iptali ile markanın hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.
Türk marka hukukunda iltibas (karışıklık yaratma) hususu 556 sayılı KHK’da hem mutlak hem nispi red nedeni olarak 7 (1) (b) ve 8 (1) (b) maddelerinde düzenlenmektedir. Bu düzenlemeye göre tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa tescil başvurusu reddedilecektir. KHK’daki deyimiyle “halk tarafından karıştırılma ihtimali” incelenirken gerek Yargıtay içtihatlarında gerek öğretide kabul edildiği üzere, markaların bir bütün olarak bıraktıkları intiba dikkate alınmalı ve inceleme buna göre yapılmalıdır. Zira benzerlik göreceli bir kavram olduğundan bu olgunun objektif bir esasa bağlanması gereklidir. Objektif esas ise, markanın bütünü dikkate alındığında ilk bakışta kolayca ayırt edilemeyecek şekilde bir benzerliğin olmasıdır. Karıştırılma (iltibas) ihtimalinden bahsedilmek için halkın bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde, herhangi bir sebeple bir bağlantı kurması yeterlidir. Başka bir deyişle, tescilli marka ile kullanılan işaret arasında görsel ve sesçil (fonetik) yönden benzerlik bulunmasa, hatta genel görünüş (umumi intiba) açısından ayniyet veya benzerlik bulunmasa dahi, halk bunlar arasında herhangi bir şekilde bir bağlantı kuruyorsa karıştırılma ihtimalinin mevcudiyeti kabul olunacaktır. 556 sayılı KHK’nin 9/1-b maddesinde “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım ve bir seri içinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Bununla birlikte halk, aldığı mal veya hizmetin başka bir işletmeye ait olduğunu bilse fakat güvendiği işletme ile mal veya hizmet aldığı işletme arasında ekonomik bir bağlantı bulunduğunu zannetse bile “karıştırılma ihtimali” olduğunun kabulü gerekmektedir (Tekinalp, Ünal: Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul, 2012, s. 434). Buradaki “halk” kavramından ortalama niteliklere sahip olan tüketicilerin anlaşılması gerekir.
Somut olayda ise, davacının markalarının “GO” esas unsurlu oldukları, davalının 2016/10105 sayılı başvurusunun kapsamında bulunan 4/1-4. ve 37/1-13.sınıf ürün ve hizmetlerin, davacının markalarının kapsamında yer alan ürün ve hizmetlerle aynı türden olmadığı, tarafların farklı sektörlerde iştigal ettikleri, davalının başvuru markası her ne kadar GO ibaresini içeriyorsa da Türkçe’de “gitmek” anlamına gelen GO” ibaresinin zayıf bir marka olduğu, zayıf markaların ayırt edici gücü yüksek markalar gibi korunmasının mümkün olmadığı, zayıf markaları adına marka olarak tescil ettirenlerin, sonraki zamanlarda anılan işaretleri başkalarının da diğer ayırt edici eklerle ve şekillerle birlikte tescil edilebileceğini öngörmeleri ve buna katlanmaları beklentisinin marka hukukunun evrensel bir prensibi olduğunun öngörülmesi gerekmektedir. Ayrıca, davalıya ait marka tescilinden çok açık şekilde görüldüğü gibi GO ibaresi baskın ve öne çıkmış şekilde kullanılmamakta olup, markanın yazım karekteri de davacıya ait¸ yazım karekterine benzememektedir.
Bu durumda, davacının “GO” esas unsurlu markalarıyla davalının “GO’ENO euro DIESEL motorin” ibareli başvurusu arasında biçim, düzenleme ve tertip tarzı itibariyle görsel, sescil ve anlamsal olarak genel izlenimde ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunmadığı, markaların bir bütün olarak korunabileceği, karşılaştırma esnasında tescilli marka ile başvuru konusu işaretin parçalara ayrılarak incelenmesinin ve iltibasın bulunup bulunmadığının mücerret bir parçaya bağlı olarak yapılmasının mümkün bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bir markanın tanınmışlığının tespitinde ise, toplumun ilgili kesiminde markanın tanınma derecesi, markanın kullanıldığı coğrafi alan, kullanım süresi ve yoğunluğu, marka promosyonlarının hedef aldığı alan, promosyon süresi ve yoğunluğu, markanın tesciller veya tescil başvuruları ile korunduğu coğrafi alanın büyüklüğü, markanın resmi makamlarca tanınmışlığına delalet eden karar ve uygulamaları ve markanın ekonomik değeri gibi kriterlerin esas alınmalıdır. Davacı taraf markaya yatırım yaparak Türkiye’de markayı tanınmış hale getirdiğini iddia etmiş ise de buna ilişkin dosyaya sunulmuş somut bir delil bulunmamaktadır. Davacı markalarının tescili ve kullanımından daha önceki zamanlardan bu yana ülke içerisinde ve dışında birçok şirket tarafından tescilli ve tescilsiz biçimde farklı birçok ürün grubunda kullanılan bir sözcük olan GO ibaresinin bilindiği ve taşımacılık ile ilgili sektörün dışındaki kişiler tarafından farklı alanlar da dahil olmak üzere birçok değişik anlam ve ürün tanımı için kullanıldığı nazara alındığında, davacının taşımacılık sektöründeki sınırlı bilinirliğinin, bunun dışındaki kullanımları engelleme fonksiyonu bulunmamaktadır. Dolayısıyla davalının başvuru markası kapsamında bulunan mal/hizmetlere bir imaj transferi sözkonusu değildir. Ayrıca, bir markanın farklı mal/hizmetlerde tescili tanınmışlık kazanan markanın itibarından haksız yarar sağlamayacağı gibi onun ayırt edici karakterini de zedelemeyecektir. Yukarıda izah edildiği üzere, taraf markaları arasında zaten bir benzerlik bulunmadığından 556 sayılı KHK’nın 8/4.maddesi hükmü kapsamındaki koşulların oluştuğundan da bahsedilemeyecektir.
Kötüniyet iddiası yönünden ise, marka sahibinin sorumluluğunn tespit ibakımından kötüniyet önemli bir kavramdır. Türk marka uygulamasında marka tescilinde kötüniyetin varlığını hem bir tescil engeli hem de bir hükümsüzlük sebebi olduğunu kabul eden Yargıtay Hukuk Genel Kurulu1, tescil yoluyla sağlanan marka korumasının amacına aykırı biçimde kötüye kullanılması yoluyla başkasının markasından haksız olarak yararlanmak veya gerçekte kullanma niyeti olmaksızıni sadece yedekleme veya marka ticareti yapma amacına ya da şantaja yönelik başvuru ve tescillerin, marka hukuku kapsamında genel olarak kötüniyet olduğu, her somut olayın özelliklerinin gözönüne alınması suretiyle de kötüniyetin belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir.2 Somut olayda ise sözkonusu hususlar bulunmamakta olup, davalının “GO’ENO euro DIESEL motorin” ibareli maka tescilinin kötüniyetli olduğundan bahsedilemez.
Netice itibariyle, izah edilen tüm hususlar muvacehesinde; yukarıda yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin tüm temyiz istemlerinin reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı Türk Marka ve Patent Kurumu ile davalı şirket vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2.maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, istekleri halinde temyiz peşin harcının temyiz eden davalılara iadesine, 23.11.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.