Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2021/4350 E. 2023/375 K. 19.01.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4350
KARAR NO : 2023/375
KARAR TARİHİ : 19.01.2023

MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi

Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı,Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 17.01.2023 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat …ile davalı Ing Bank vekili Avukat… ile fer’i müdahil TMSF vekili Avukat …dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı banka tarafından devralınan Yurt Ticaret ve Kredi Bankası A.Ş.’ye para yatırdığını, yatırılan paranın dava dışı banka görevlileri tarafından havuz hesabına, ardından da başka şahıslar tarafından şirket grubuna aktarıldığını, havale işlemi adı altında dolandırıcılık suçunun işlendiğinin ceza mahkemesinde yapılan yargılama ile tespit edildiğini, müvekkilinin açtığı dava sonunda verilen ilama dayalı olarak icra takibi ile hakkına 13 yıl 4 ay 5 gün sonra kavuştuğunu, icra dairesince işletilen temerrüt faizinin 260.608,88 TL olduğunu, müvekkilinin yatırdığı paranın miktarı ve yatırılış tarihi gözetildiğinde o tarihte 4 adet daire alabilecekken kendisine ödenen ana para ve temerrüt faizi ile bu durumunun mümkün olmadığını, enflasyonun varlığı nedeni ile zararın oluştuğunu iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL’nin 05.03.2013 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davanın zamanaşımına uğradığını, munzam zarar iddiasının afaki olduğunu, davacının munzam zarar talebinin koşullarının oluşmadığını, talebin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2 nci maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırı olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile emsal nitelikteki Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 25.10.2018 tarih, 2016/14514 E. ve 2018/6671 K. sayılı kararı uyarınca, eldeki munzam zarar davasının açıldığı tarihten geriye doğru 10 yıllık süre nazara alındığında bu dönem için alacaklının maruz kaldığı zarar miktarından, davacının elde ettiği faiz gelirinin mahsubu ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği şeklinde belirlenen zamanaşımı başlangıç süresine göre davacının dava tarihi olan 13.11.2018 tarihinden geriye doğru 10 yıllık süre olan 13.11.2008 tarihinden önceki munzam zarar kaleminin zamanaşımına uğradığı, bakiyesi yönünden ise karşılanmamış munzam zararının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki ilişkinin haksız fiil hükümlerine göre tayin edileceğini, ilişkinin 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olmadığını, munzam zarar davalarında zamanaşımının başlangıç tarihinin alacağın tamamının tahsil edildiği tarih olarak düşünülmesi gerektiğini, munzam zarar tazmin yükümlülüğünün asıl borç ve temerrüt faizi yükümlülüğünden farklı olduğunu, temerrüt ile oluşmaya başlayan ve asıl borcun ifasına kadar zaman içinde artarak devam ettiğini, asıl borçtan bağımsız yeni bir borç olduğunu, davalının dolandırıcılık eylemine aracı olmak suretiyle müvekkilini dolandırdığını, dolandırarak elde edilen paranın hangi sebeple olursa olsun iade edilmemesinin kusurlu olunduğunu gösterdiğini, ıslah talebi ileri sürülmesine rağmen bu talep hakkında olumlu veya olumsuz karar verilmeden tahkikatın bitirilmesinin hukuka aykırı bulunduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının iddiasının muhtemel kâr kaybına ve farz edilen gelire ilişkin olup munzam zarar kapsamında değerlendirilemeyeceği, davacının munzam zarar teşkil ettiği belirtilen 4 adet apartman dairesi alınması veya birikimin başka bir bankaya yatırılarak tasarruf edileceği hususunda dosyaya somut delil sunmadığı, bankaya yatırılan paranın başka bir bankaya yatırılarak değerlendireceği iddiasının somut ispat vasıtası olarak dikkate alınmasının mümkün olmadığı, bu sebeple İlk Derece Mahkemesince anılan gerekçelerle davanın reddine karar verilmesinin usul ve kanuna uygun olduğu, İlk Derece Mahkemesinin zamanaşımına ilişkin değerlendirmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin buna yönelik istinaf başvurusunun da yerinde görülmediği, davacı vekilinin 25.04.2009 tarihli celsede bilirkişi raporuna karşı itirazları reddedildiği takdirde ıslah için taraflarına süre verilmesini talep ettiği, İlk Derece Mahkemesince talep hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmadan aynı celse davanın reddine karar verildiği, yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporunda davalının temerrütünün 13.11.2008 tarihinde gerçekleşmesi halinde davacının karşılanmayan munzam zararının bulunmadığının belirtildiği, davacı vekilince istinaf dilekçesinde hangi konuda ıslah talebi olduğunun belirtilmediği, bu durumda tahkikatın bittiği gözetilerek bilirkişi raporu hükme esas alınmak suretiyle hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürülen sebepleri tekrar ederek ayrıca davanın ispatı için dayanılan delillerin herhangi bir gerekçe gösterilmeden kabul edilmediğini, kanunun yanlış tatbik edildiğini, hukukun yanlış uygulandığını, bu şekilde dolandırıcılık eyleminin meşru kabul edildiğini, munzam zarar talebinin reddine dair kararın yargısal içtihatlara aykırı olduğunu, somut olayın takdirinde hata edildiğini, enflasyon olgusu ile zararın ispat edildiğini, Bölge Adliye Mahkemesince gerekçede değişiklik yapıldığını belirterek İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 122 nci maddesi hükmüne dayalı munzam zararın tahsili istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2.6098 sayılı Kanun’un 122 nci maddesi.

3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak, davalı ING Bank’a verilmesine,

6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 73 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince Tüketici Mahkemelerinde tüketici tarafından açılan davalar harçtan muaf olduğundan davacıdan harç alınmasına yer olmadığına,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

19.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.