YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4499
KARAR NO : 2022/8102
KARAR TARİHİ : 21.11.2022
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 09.10.2018 tarih ve 2017/462 E- 2018/997 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi’nce verilen 01.04.2021 tarih ve 2020/226 E- 2021/424 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacı ve davalının arasında 15.03.2013 tarihli genel kredi sözleşmesinin imzalandığını, müvekkilinin davalıdan nakdi ve gayri nakdi krediler kullandığını, sözleşme süresi boyuncu müvekkilinin kullandığı kredilere ilişkin taksitleri vadesinde, tam ve eksiksiz şekilde davalıya ödediğini ve sözleşmeyle üstlendiği diğer yükümlülüklerini de davalıya karşı gereği gibi ifa ettiğini, ancak davalının ortada hiç bir haklı neden olmaksızın, müvekkiline keşide ettiği 02.02.2016 tarihli noter ihtarnamesi ile hesabı kat ederek 1.604.000.- TL tutarındaki toplam mer’i gayri nakdi borç ve 3.305.655,03 TL tutarındaki toplam nakdi borç olmak üzere toplam 4.909.655,03 TL’nin ihtarnamenin tebliğini takiben 2 gün içinde ödenmesini talep ettiğini, müvekkilinin sabit faiz üzerinden ödeme şeklinde ve 12 ay sonunda ödemesi gereken kredi tutarını, erken ödemek zorunda kaldığını, davalının sözleşmedeki fesih yetkisini kötüye kullandığını, müvekkilinin iradesi dışında erken ödemeye zorlandığını, haksız şekilde kendisinden tahsil edilen 1 yıllık faiz miktarı olan 97.906,09 TL’nin iadesi gerektiğini ileri sürerek, müvekkilinin fazladan ödemek zorunda kaldığı 97.906,09 TL’nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkili banka tarafından kredili müşterilerine uygulanan rutin kontroller kapsamında, davacı şirkete dair bir kısım olumsuz ekonomik veriler tespit edildiğini ve bu husustaki tereddütlerin giderilmesi için davacı şirketten bazı bilgi ve belgelerin istendiğini, ancak bu istek ve taleplerinin davacı şirket tarafından yerine getirilmediğini, aradaki güven ilişkisinin temelden sarsılması üzerine, sözleşmeye dayalı olarak haklı nedenle hesabın kat edildiğini, borçlunun, alacaklıya vadeye bağlanmış borcunun ancak tamamını ödemek suretiyle borçtan kurtulabileceğini, dolayısıyla davacının mevcut sözleşme ve ödeme planlarına aykırı bir biçimde iade/iskonta talep etmesi hukuken mümkün olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, davacı ile davalı banka arasında genel kredi sözleşmesinin bulunduğu, bu sözleşme kapsamında davacının nakdi ve gayrinakdi kredi kullandığı, davalının ihtar çekerek kredilerin kapatılmasını talep ettiği ve davacının da 2 gün içerisinde bu kredilerin tamamının ödemesini yapıp hesapları kapattığı konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlığın bulunmadığı, ancak yapılan incelemenin sonunda, davalı bankanın kredi hesaplarını kapatırken davacıdan vadesi gelmemiş kâr tutarları ile bunun vergisini de tahsil ettiği, davalının davacıdan hesap kapama işlemi sırasında vadesi gelmemiş kar tutarı ve vergisini de tahsil etmiş olması nedeniyle davacının davalıdan 97.906,09 TL alacaklı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 97.906,09 TL’nin 07.12.2016 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince, davalı bankaca, davacı şirketin mali ve finansman yapısının negatif yönlü olduğundan bahisle davacının kredi sözleşmesinden kaynaklı hesabın kat edildiğinin ileri sürüldüğü, nitekim bu hususun davacının da kabulünde olduğu, bu nedenle davalı bankanın hesap kat işleminde sözleşmeye aykırılığın bulunmadığı, o halde, taraflar arasındaki sözleşmenin 22.3 maddesi gereğince, davacının hesabın katı ile muaccel hale gelen alacağın yanında mahrum kalınan kar payından da sorumlu olduğunun hükme bağlandığı gibi davalı bankanın taraflarca kararlaştırılan ve taksit tutarlarına yansıtılan kar payı alacağından vazgeçeceğine dair sözleşmede herhangi bir hükmün bulunmadığı, öte yandan, davacı tarafça ihtirazi kayıt konulmadan yapılan ödeme sonucunda, kredi hesabının kapatıldığının sabit olduğu, sonradan geriye dönük olarak fazla ödeme yapıldığı iddiasının da dinlenemeyeceği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebinin kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden hüküm kurularak davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, genel kredi sözleşmesi uyarınca taksite bağlanan kredinin süresinden önce kat’ı sonucu fazla tahsil edilen faizin geri alımına ilişkindir. Bölge adliye mahkemesince, ilk derece mahkemesi tarafından verilen davanın kabulü kararı kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, bir sözleşmenin 6098 sayılı TBK’nın m. 20 vd. uyarınca genel işlem koşulları denetimine tabi tutulması için kanunda belirtilen ölçütlerin uygulanması gerekir. 818 sayılı BK’da olduğu gibi 6098 sayılı TBK’da da sözleşme serbestisi ana kural olmakla birlikte, sözleşmelerin geçerliliği için 6098 sayılı TBK’na, sözleşmenin hukuka aykırı genel işlem koşulları içermemesi unsuru getirilmiştir. Hem tüketiciler hem de tacirler için geçerli olan genel işlem koşulları denetimi, sözleşmelerin imzalanması aşamasında daha olumsuz durumda bulunan sözleşmenin tarafını dürüstlük kuralları kapsamında korumaktadır.
Bir sözleşme hükmünün genel işlem koşulları nedeniyle yazılmamış sayılabilmesi için öncelikle, o hükmün genel işlem koşulu niteliğinde olup olmadığı tespit edilmelidir. Bu anlamda sözleşmenin tipi, türü ve niteliği önem taşımaz. Sözleşme eşya hukukuna, usul hukukuna veya ticari bir alım satıma, sigorta hukukuna, bankacılık hukukuna vs. ilişkin olabilir. Bir sözleşme hükmünün genel işlem koşulu niteliğinde olabilmesi için ise, anılan hükmün genel işlem koşulunu kullanan tarafça, sözleşmenin kurulmasından önce, tek taraflı olarak, sadece o sözleşme için değil, çok sayıdaki benzer sözleşmelerde kullanmak amacıyla hazırlanmış ve karşı tarafın getirilen bu hükmü müzakere etmesine imkan tanımadan sözleşmenin imzalanmış olması gereklidir. Bir sözleşmedeki genel işlem koşulunun niteliğinin, objektif unsurlara göre belirlenmesi gerekmekte olup, bu hususta tarafların icra ettikleri meslekleri ve sıfatları, tacir veya tüketici olup olmadıkları önem taşımaz.
Bir sözleşmenin önceden ve çok sayıda kullanım amacıyla oluşturulup oluşturulmadığını tespitte değişik ölçütler kullanılabilir. Söz gelimi ortada matbu bir metin var ve kullanılan ifadeler soyut ve genel ise, birden fazla sözleşmede kullanma niyetiyle önceden oluşturulduğu kabul edilebilecektir. Diğer sözleşme metinleriyle özdeş ifadeler içermemesi tek başına, o sözleşmenin genel işlem koşulu denetimine tabi tutulmasını engellemez. Bu noktada aranılacak en temel unsurlardan birisi de, genel işlem koşulunu kullanan tarafın, karşı tarafa bu hükmü, değiştirilmesini engelleyecek tarzda ve o niyetle sunmuş olmasıdır. Mamafih, tek seferlik bir anlaşma için hazırlanan sözleşme metni için genel işlem koşulundan söz etmek mümkün değildir.
Genel işlem koşulu niteliğindeki bir hüküm, sözleşmenin taraflar arasında müzakere ve pazarlık sonucu imzalanmış ise, artık ortada hukuka aykırı bir sözleşme hükmünden değil, sözleşme özgürlüğü çerçevesinde, sözleşmede yer alan bireysel bir anlaşma hükmünden söz etmek gerekir. Ancak, bir sözleşmede, bütün hükümlerin tartışılarak sözleşmeye konulduğuna ilişkin kayıt konulması, TBK’nın m. 20/3 uyarınca, onları tek başına genel işlem koşulu olmaktan çıkartmayacaktır.
Bir sözleşme hükmünün genel işlem koşulu niteliğinde olup olmadığını hangi tarafın ispat etmesi gerektiğine ilişkin TBK’da açık bir düzenleme olmamakla birlikte, 6502 sayılı TK’nın 5/3. maddesinden yola çıkılarak, önceden ve çok sayıda kullanmak amacıyla hazırlanmış belirli bölümleri boş olan ve sonradan doldurulan sözleşme hükümlerinin kural olarak müzakere edilmemiş olduğu, aksinin sözleşmeyi hazırlayan tarafça ispat edilmesi gerektiği kabul edilmeli, gerektiğinde bu konuda ticari ve e posta yazışmaları, fakslar, sözleşme taslaklı vs. ispat vasıtalarından yararlanılmalıdır.
Bir sözleşme hükmünün genel işlem koşulu niteliğinde olduğunun anlaşılması halinde, genel işlem koşullarının üç aşamalı denetime tabi tutulması gerekir. Söz konusu denetim aşamaları; yürürlük (kapsam) denetimi, yorum denetimi ve içerik denetimidir.
Yürürlük denetiminde, genel işlem koşulunun karşı tarafın bilgisi dahilinde sözleşmeye konulup konulmadığına bakılmalı, müşterinin sözleşmeye genel işlem koşulu konulduğunu açıkça biliyor olması halinde diğer denetim aşamalarına geçilmelidir. Aksi halde diğer aşamalara geçilmeksizin genel işlem koşulu niteliğindeki hükmün sözleşmeden çıkarılması gerekmektedir. TBK m. 21 uyarınca, bir müşterinin önceden sözleşmedeki genel işlem koşulundan açıkça haberdar edilmesi, tek başına o hükmün geçerli hale geldiğini göstermez. Önceden müşteriye bildirilmemiş olan hükümler, genel işlem koşulu denetimine gerek kalmaksızın, sözleşmenin bir hükmü dahi sayılmamalıdır.
Şayet sözleşme, o sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı bir genel işlem koşulu taşıyorsa, yani şaşırtıcı hüküm içeriyorsa, bu nitelikteki hükümler yönünden, müşterinin önceden ve açıkça bilgilendirilmiş olup olmadığı, bu hükmün müzakere edilip edilmediği önem taşımaksızın, o sözleşme hükmü TBK m. 21/2 uyarınca sözleşmeye yazılmamış sayılmalıdır.
Yürürlük denetimi kapsamında, genel işlem koşulu niteliğindeki hükümlerden müşterinin önceden ve açıkça bilgilendirilmemiş ve onun tarafından kabul edilmemiş olması halinde veya şaşırtıcı hüküm içermesi halinde o hükümler sözleşmeye yazılmamış sayılır. Böyle bir durumda, sözleşmeyi düzenleyen taraf, sözleşmede yer alan genel işlem koşulu niteliğindeki hükümler olmasaydı, o sözleşmeyi yapmayacak olduğunu söyleyerek, sözleşmenin geçersiz olduğu ileri süremez.
Yürürlük denetiminin aşılması halinde yapılması gerekli denetim aşaması “yorum” denetimidir. Belirsizlik ilkesi de denilen bu denetim modelinde, sözleşmede yer alan genel işlem koşulu niteliğindeki hüküm içeriğinin ne olduğu konusunda bir anlaşmazlık bulunuyorsa, bu hükmün düzenleyen taraf aleyhine yorumlanması gerekir.
Sözleşmede, yürürlük denetiminin aşılması ve yorumu gerektirecek bir belirsizliğin bulunmaması veya bulunsa bile düzenleyen aleyhine yorum yapılmış olmasından sonra, sözleşmenin bir de “içerik” denetimine tabi tutulması gerekmektedir. İçerik denetimi yapılırken, genel işlem koşulu olduğu ileri sürülen hükmün “dürüstlük kuralı” na aykırı olup olmadığı, karşı tarafın aleyhine ve onun şartlarını ağırlaştırıcı nitelikte olup olmadığına bakılacaktır. Hangi tür sözleşme hükümlerinin dürüstlük kuralına aykırı ve diğer tarafın şartlarını ağırlaştırıcı nitelikte olduğu hususu Kanunda düzenlenmemiş olup, mahkemece her somut olayda bu durumun tartışılması ve değerlendirilmesi gerekir.
İçerik denetimi aşamasında, sözleşme hükmünün dürüstlük kuralına aykırı olduğu ve karşı tarafın şartlarını ağırlaştırdığının tespiti halinde, genel işlem koşulu niteliğindeki bu hükmün, yürürlük denetiminden farklı olarak, Kanunun emredici hükmüne açık aykırılık sebebiyle kesin hükümsüz sayılması gerekir.
Genel işlem koşulu nedeniyle yazılmamış veya kesin hükümsüz sayılan sözleşme hükmünün, sözleşmenin uygulanmasında boşluk doğurması halinde, ortaya çıkan sözleşme içi boşluğun, hakim tarafından öncelikle yedek hukuk, bu yoksa MK m. 1 uyarınca örf ve adet hukukuyla, bu da yoksa hakimin hukuk yaratması yöntemiyle doldurulması gerekir.
Bu itibarla somut olayda, taraflar arasında bağıtlanan sözleşmede hesabın kat’ına ilişkin düzenleme yanında kat tarihinden sonraki banka alacağının tahsili konusundaki maddeler bir bütün olarak göz önüne alındığında, bunların genel işlem şartı niteliğinde olduğu, bu nedenle TBK’nın 20 vd maddelerinde düzenlenen genel işlem şartları uyarınca bu maddelerin geçerli olup olmadığı değerlendirilip, geçerli olmadığına karar verilmesi halinde, ödeme tarihi ile ödenmesi gereken tarih arasındaki faizi ya da mahrum kalınan karın istenip istenemeyeceği hususları gözetilerek bir hüküm tesisi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 21.11.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.