YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4691
KARAR NO : 2023/524
KARAR TARİHİ : 25.01.2023
MAHKEMESİ :… Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
HÜKÜM : Kısmen kabul
Taraflar arasındaki ayıplı satıma dayalı alacak ve tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 24.01.2023 günü tebligata rağmen gelen olmadığı yoklama ile anlaşıldı, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava dışı Marshall firmasının satış noktalarındaki yeni tabelaların imal ve montaj işini üstlendiğini, bununla ilgili olarak malzeme tedarik amaçlı davalı ile 09.12.2011 tarihinde bir sözleşme akdettiğini, davacının Marshall’a karşı edimini ifa ettikten sonra teslim ve montajdan itibaren bir yıl geçmemiş olmasına karşın, beyaz renkli PS malzemelerin çoğunda solma ve kararma tespit edildiğine dair bildirim aldığını, 11.06.2013 günlü ihtarla ayıp bildiriminde bulunduğunu, davalının malzemelerle ilgili olarak 2 yıl garanti vermesine karşın gerekeni yapmadığını, ortaya çıkan maddi zararın kapsamının yapılan araştırmalardan sonra meydana çıkabileceğini ileri sürerek şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminat, 50.000,00 TL manevi tazminat ve alacaklı olduğu 6.500,00 TL’nin davalıdan tahsilini talep etmiş, 05.11.2018 tarihli dilekçesi ile talep artırımında bulunmuştur.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekeçesinde; davacı ile arasında bağlayıcılığı olan bir yazılı akit olmadığını, davacının gönderdiğini ileri sürdüğü ihtarnamenin de müvekkiline ulaşmadığını, müvekkilinin davacıya ürünler ile ilgili bir garanti vermediğini bilakis davacının PS malzemenin yapısını ve sararacağını bilerek bu ürünü talep ettiğini, davacıya karşı bir sorumluluğunun olmadığını ayrıca davacının ayıp bildirimini de yasada öngörülen sürede yapmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında sözleşme ilişkisinin kurulduğu, davalının ayıplı mal teslim ettiği, ayıp ihbarının süresinde yapıldığı, davacının ayıplı ürünler nedeniyle yaptığı harcamaların tespit edildiği, ıslah tarihi itibarıyla zamanaşımı süresinin dolduğunu ayrıca ticari defterlere göre davalıdan alacaklı bulunduğu; ancak manevi tazminat şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 6.500,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile 1.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacının manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; belirsiz alacak davası açtıklarını ve ıslah talebinde bulunulmadığını, aksine talep artırımı dilekçesiyle müddeabihin arttırıldığını, artırılan kısmın da kabul edilmesi gerektiğini, itibar kaybına uğrayan ve buna bağlı olarak ticari faaliyetine son vermek durumunda kalan müvekkilinin manevi tazminat talebinin reddinin hatalı olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ürünlerin ayıplı olmadığını, davacının ucuz ürün tercih ettiğini, müvekkilinin davacıya malzemenin zamanla sararma yapacağını bildirdiğini, bilirkişilerce hiçbir ürün incelenmeden dosya üzerinden yapılan incelemeyle görüş bildirildiğini, ayıp ihbarının süresinde olmadığını, delil tespiti dosyasındaki bilirkişi raporu müvekkiline tebliğ edilmediğinden delil değeri bulunmadığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını ve davanın reddini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava açılması ile kesilmiş olan zamanaşımı süresi tüm alacak için geçerli olup davacının da bilirkişi raporu ile talep edebileceği alacak miktarı belirlendikten sonra harcını yatırmak suretiyle bedel artırımı yaptığı, Mahkemece davacının bedel artırımının ıslah kabul edilmesinin hatalı olduğu, davacının istinaf başvurusunun gerekçeye yönelik olarak kabulü gerektiği, davalının sattığı malzemeler için 2 yıl garanti verdiği; ancak bu süreden önce renklerinde solma meydana geldiği, satıma konu malın ayıplı olduğu, ayıptan sorumluluk halinde alıcının seçimlik haklarının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 227 nci maddesinde düzenlendiği, davacının da ayıp nedeniyle uğradığı zararın tazminini genel hükümlere göre talep ettiği, dava tarihi itibarıyla henüz ortada davacı açısından gerçekleşmiş somut bir zarar bulunmadığı, alacağın dava tarihi itibarıyla muaccel olmadığı gerekçesiyle davacının istinaf talebinin gerekçeye yönelik olarak kısmen, davalının istinaf talebinin maddi tazminata yönelik olarak kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmak sureti ile davanın kısmen kabulüne, 6.500,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, maddi ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı taraf vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; ayıp nedeniyle seçimlik haklardan sözleşmenin feshi ve bedel iadesi talep ettiklerini, sadece uğranılan zararın tazmini talep edilmiş gibi değerlendirme yapılmasının hatalı olduğunu, kök rapora itiraz dilekçesinde de bu taleplerin ifade edildiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, ticari satıma konu malların ayıplı olması nedeniyle alacak ve maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup uyuşmazlık, zararın ne kadar olduğu, belirsiz alacak davası açmanın mümkün olup olmadığı ve ıslah tarihinde zamanaşımının dolup dolmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6098 sayılı Kanun’un 219 uncu, 227 nci ve 231 inci madderi
3. Değerlendirme
1.Davacı, ticari ilişki kapsamında davalıdan aldığı malların ayıplı olduğunu iddia etmekte ve belirsiz alacak davası olarak açılan davada maddi zararının tespiti ile şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminat, 6.500,00 TL cari hesap bakiyesi alacağı ve 50.000,00 TL manevi tazminat talep etmektedir. Davacı vekili bilirkişi raporu sonrası, 05.11.2018 tarihli dilekçesi ile talebini arttırmış ve maddi tazminat talebini 148.835.00 TL olarak beyan etmiştir. İlk Derece Mahkemesince davacının 05.11.2018 tarihli dilekçesi ıslah olarak kabul edilmiş ve zamanaşımının dolduğu gerekçesiyle maddi tazminat olarak 1.000,00 TL’ye hükmedilmiş ise de Bölge Adliye Mahkemesince bu dilekçenin ıslah değil talep artırım dilekçesi olduğu; ancak henüz zararın doğmadığı gerekçesiyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
2.Esasen davacının, tabela imal ettiği bazı müşterilerinden tabelaların gün ışığından kaynaklı olarak sarardığı yönünde bildirimler gelmesi üzerine zararının henüz ne boyutta olduğu ortaya çıkmadan dava açma yoluna giden davacı, zararım artmaya devam ediyor diyerek dava dilekçesinde şimdilik 1.000,00 TL tazminat talep etmiştir. Davacının belirsiz alacak davası açması somut olay gözetildiğinde mümkün olmadığı gibi dava tarihinden sonra ortaya çıkacak ve tespit edilecek zararların işbu davanın kapsamına dahil edilmesi de mümkün değildir. Ancak dava tarihi itibarıyla doğmuş zararlarının tazminini talep edebilecektir. Bununla birlikte davacı, ayıp nedeniyle davalının zarardan sorumlu olduğunu ileri sürmüş ise de 6098 sayılı Kanun’un 231 inci maddesine göre satıcının satılandaki ayıptan sorumluluğu satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Dava tarihi itibarıyla iki yıllık zamanaşımı süresi geçmemiş olup davacı 6098 sayılı Kanun’un 227 nci maddesinde sayılan seçimlik haklardan, sözleşmeden dönme ve semenin iadesini talep etmiştir. Alınan bilirkişi raporları sonrası 05.11.2018 tarihli dilekçesi ile talep artırımında bulunmuş ise de bu tarih itibarıyla artık iki yıllık zamanaşımı süresinin de geçmiş olduğu anlaşıldığından, Mahkemece davacının dava dilekçesinde harçlandırdığı maddi tazminat talebinin 1.000,00 TL olduğu gözetilerek bu talep yönünden bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle maddi tazminat talebinin reddi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.01.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(Karşı Oy)
( Muhalefet Şerhi)
K A R Ş I O Y
Belirsiz alacak davası olarak nitelendirilmek suretiyle fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması kaydı ile 1.000.00 TL’nin tahsiline yönelik maddi tazminat davasında
a) İptal edilen satış kapsamında davalıya ödenen bedelin iadesi,
b) Ayıplı malla üretilmiş olmakla solan tabelaların değişimleri nedeniyle düçar olunan zararın tazmini istenmektedir.
Davalıya ödenen bedelin iadesi istemi yönünden bu kalem alacak davacının ticari defterlerinde kayıtlı olup davacı davanın açıldığı tarihte alacağının miktarını tam ve kesin olarak belirleyebileceğinden bu istem yönünden HMK 107 maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasının koşulları gerçekleşmemiştir.
Sayın çoğunluğun bu kalem istem yönünden belirsiz alacak davası açılamayacağına ilişkin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Ancak davacı ayıplı malla üretildiği için solan tabelaların değişimi nedeniyle de aynı alacak kalemi içinde maddi tazminat isteminde bulunmuş olup çoğunluğun bu talebinde belirsiz alacak davasına konu olamayacağına ilişkin kabulüne katılmak mümkün değildir.
6100 sayılı HMK 107/1 maddesinde “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkansız olduğu hallerde alacaklının, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değer belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceği” düzenlenmiştir.
Ayıplı ve davaya konu malzeme, davacı tarafından davalıdan 09.12.2011 tarihinde satın alınarak, dava dışı Marshall ile arasındaki 27.12.2011 tarihli sözleşmeye göre imal edilmiştir.
Dava konusu PS levhaların 1 sene içinde sarardığı 11.07.2013 tarihli tespit bilirkişi raporu ve dosyada alınan raporlar ile sabittir.
Nitekim ayıp ihbarı, dava açılmadan önce davacı tarafından keşide edilen ihtarname ve e-mailler ile yapılmış olup artık dava tarihi itibari ile davacının zararı sabittir.
Davacının, Marshall ile arasındaki 27.12.2011 tarihli sözleşmeye göre yeniden imalat yaparak teslim etmesi gerekmektedir.
Davacı tarafından yeniden imal ve montaj edilecek tabelaların sayısı ve bulundukları yerler ile bu uğurda sarf edeceği gideri dava tarihi itibariyle tam ve kesin olarak belirleyebilmesi mümkün değildir.
Bu hususta davacının yaptığı giderler, dava açıldıktan sonra 3. kişi şirketlerce düzenlenen faturalara göre 143.853.87 TL’dir.
Davacı zararının, yargılama sırasında düzenlenen faturalarla belirli olması, dava açıldığı tarih itibariyle zararın davacı yönünden tam ve kesin olduğunu kabule yeterli değildir.
Bu halde, davacının ayıplı malla üretilmiş olmakla solan tabelaların değişimleri nedeniyle düçar olunan zararın tazmini talebi HMK 107 maddesinde ifade edilen belirsiz alacak davası niteliğindedir.
Sayın çoğunluğun, bu kalem tazminat talebinin belirsiz alacak davasına konu olamayacağına ilişkin görüşüne açıklanan nedenlerle katılamıyorum.
MUHALEFET ŞERHİ
Sayın Çoğunluk ile aramızdaki fikir ayrılığı, somut dava sebebine göre, belirsiz alacak davası açılması şartlarını taşımadığı halde belirsiz alacak davası olarak açılan davanın harçlandırılan bölümünün kısmî dava kabul edilerek yargılamaya bu kısım bakımından devam edilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Belirsiz alacak davası hukuk sistemimize ilk kez 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile girmiştir. HMK’nın 107. maddesinde belirsiz alacak davası açılmasının şartları düzenlenmiştir.
Niteliği itibariyle bir eda davası olan belirsiz alacak davasında tam eda davasından farklı olarak dava dilekçesinde tespit edilebildiği ölçüde geçici bir talep sonucunun belirtilmesi yeterlidir.
Belirsiz alacak davasının amaçlarından birisi, davanın başında talep sonucunu tam olarak belirleyemeyen davacının yüksek yargılama giderine mahkum olma riskinin giderilmesidir. Dava açarken alacak miktarını tam olarak bilemeyen ve bu nedenle talep sonucunu tam olarak yazamayan davacı, talep sonucunu yüksek tutarsa, alacağının kabul edilmeyen bölümü için, davada haksız çıkmış olacak ve bu miktar için yüksek bir yargılama giderine mahkum edilebilecektir. Belirsiz alacak davası, davacının alacağını tahkikat aşamasında belirlenmesinden sonra, belirlemesi ve talep etmesine imkan tanıyarak bu riski ortadan kaldırmaktadır.
Belirsiz alacak davası ile davacı yanlış ya da düşük talepte bulunma riskinden de kurtulmuş olacaktır. Davacı yüksek yargılama giderlerinden korkarak talebini az ileri sürerse, maddi hukuk açısından haklı olduğundan daha az bir alacağa sahip olacaktır.
Belirsiz alacak davası, kısmi davanın ardından talep sonucunun artırılması halinde zamanaşımı süresinin dolması riskini de bertaraf etmektedir. Zamanaşımı süresi, belirsiz alacak davasının açılması ile tüm alacak için kesildiğinden, davacının belirleyemediği alacağının zamanaşımına uğraması riski bulunmamaktadır.
Belirsiz alacak davası, davacının gereksiz masraf yapmasına, ikinci bir dava açmasına ve çelişik hüküm verilmesine engel olmaktadır. Bu aslında usûl ekonomisine de uygundur. Böylelikle ikinci bir dava açılmasına ya da aynı davada ıslah yoluna başvurulmasına gerek kalmamakta, dolayısıyla zaman ve masraf yönünden tasarruf sağlamaktadır.
Talep sonucunun belirli olması, alacağın dava açılırken belirlenebildiği hallerde zorunlu bir unsur olarak aranmalıdır. Buna karşılık, alacağın belirlenemediği hallerde davacıdan mutlaka talep sonucunu belirlemesi beklenmemelidir. Ancak bu sayede usûl hukukunun amacı olan subjektif hakların gerçekleşmesi sağlanabilir.
Belirsiz alacak davasının kabul edilmesinin bir başka nedeni, alacaklının dava açarken talep sonucunu tam olarak belirleyemediği hâllerde, davacıya hakka ulaşmasını sağlayan bir imkân tanınmak istenmesidir. Bu durum özellikle maddi tazminat davalarında ortaya çıkmaktadır.
Belirsiz alacak davası bu gibi hallerde alacaklının dava dilekçesinde alacağını belirlemek yerine, dava açarken belirleyebildiği kadarını talep ederek, geri kalan kısmını daha sonra belirlenebildiği zaman isteyebilme imkânını tanımaktadır. Usûl hukuku maddi hukuka hizmet etmelidir. Belirsiz alacak davası usûl hukukundaki talep sonucunun mutlaka belirli olmasının istisnasıdır ve böylelikle maddi hukuka ilişkin hakların tam olarak elde edilebilmesini ve usûl hukukundaki şeklilik sebebiyle hak kaybının önlenmesini sağlamaktadır.
Belirsiz alacak davası genel olarak hak arama özgürlüğü önündeki engelin de kaldırılmasını sağlamaktadır. Zira dava açarken alacağını belirleyemeyen davacı, belirsiz alacak davası sayesinde herhangi bir sınırlama olmaksızın hakkını dava edebilmekte ve elde edebilmektedir. Bu aynı zamanda etkin hukuki korumanın da bir gereğidir.
Belirsiz alacak davasının bütün olumlu yönlerine rağmen, aslında tam bir eda davası olarak açılabilecek davaların şartları mevcut olmadığı halde belirsiz alacak davası olarak açılmasına izin verilmemesi gerekmektedir. Zira belirsiz alacak davası asıl olarak alacaklının menfaati esas alınarak kabul edilmiş bir davadır. Bu açıdan davalı tarafa getirdiği bazı olumsuzlukları mevcuttur.
Davalı taraf talep sonucunu tam olarak bilemediğinden savunma hakkını kısıtlı olarak kullanabilmektedir. Tahkikat boyunca davacının talep sonucu değişebileceğinden, sulh olma, davayı kabul yönünden ciddi sorunlar bulunmaktadır. Bu nedenle Kanun’daki şartların mevcut olmadığı hallerde belirsiz alacak davasının açılmasına izin verilmemelidir (Bkz: Prof. Dr. Hakan PEKCANITEZ, Belirsiz Alacak Davasının İş Hukukunda Uygulanması, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi Cilt 15, Özel Sayı 2013 s. 933-968).
Belirsiz alacak davasının şartları HMK md. 107’de belirtilmiştir. Buna göre; talep sonucunun belirlenmesinin imkansız veya davacıdan beklenemeyecek olması gerekir. Bu imkansızlık alacaklının kim olduğuna göre, onun subjektif niteliklerine göre değişkenlik göstermeyen objektif bir imkansızlıktır. Alacaklı hukuki ilişkiyi somut olarak ortaya koymalıdır. Başka bir anlatımla belirsiz alacak davası açan davacı talep sonucunu dayandırdığı tüm vakıaları eksiksiz olarak belirlemelidir. Madde de belirtilen hukuki ilişkiden maksat talep sonucunun dayandığı tüm vakıalardır. Bundan başka alacaklı dava dilekçesinde geçici talep sonucunu da belirtmelidir.
Yukarıda da değinildiği üzere belirsiz alacak davası niteliği itibariyle bir eda davası olmakla birlikte tam eda davasından davanın yürütülmesi ve karara bağlanması açısından önemli farklılıkları bulunmaktadır. İddiayı genişletme yasağı engeline takılmadan ve karşı tarafın rızası ile ıslaha ihtiyaç duymadan talep sonucunun artırılabilmesi, alacağın tamamı için davanın açıldığı andan itibaren faize hükmedilebilmesi, alacağın tamamı için davanın açıldığı anda zamanaşımının kesilmesi belirsiz alacak davasını tam eda davasından ayıran önemli farklılıklardandır.
Yukarıda amacı, şartları ve tam eda davasından farkları ayrıntılı bir şekilde açıklanan belirsiz alacak davası nitelik olarak bir eda davası ise de, genel eda davasına oranla istisnaî nitelikte bir dava olduğunun unutulmaması gerekir. Mahkeme belirsiz alacak davasının istinaîlik niteliğini daima göz önünde bulundurmalıdır. Dolayısıyla mahkemeye yöneltilen her eda talebinin, belirsiz alacak davası şekilde açılması mümkün değildir.
Kanunda öngörülen şartlar mevcut olmadığı halde belirsiz alacak davası açılması halinde, mahkemenin davacıya HMK 119/2 hükmüne göre süre vermesi mümkün değildir. Zira HMK m. 119/2 hükmünün uygulanabilmesi için dava dilekçesinin zorunlu unsurlarında bir eksikliğin bulunması gerekir. Oysa belirli bir alacak için belirsiz alacak davası açılan hallerde, davacı dava dilekçesinde talep sonucunu belirttiğine göre, m. 119/2 hükmünün uygulanmasını gerektiren bir eksiklikten söz edilemez.
Şartları oluşmadığı halde belirsiz alacak davası açılan hallerde, mahkemenin m. 115/2 hükmüne göre de davacıya süre vermesi mümkün değildir. Zira m. 115/2 hükmü, tamamlanması mümkün olan dava şartı noksanlıklarında uygulanabilecek bir hükümdür. Alacak belirli olduğu için mahkemenin süre vermesi halinde alacak belirsiz hale gelecek de değildir. Belirli bir alacak için belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar yoktur. Çünkü kanun belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yararı, onun koşullarının gerçekleşmiş olmasında görmüştür. Dolayısıyla ancak bu koşulların gerçekleşmesi halinde davacının tam eda davasında sahip olmadığı bazı avantajlardan yararlanabilmesi mümkün olacaktır.
Hukuki yarar davanın açıldığı ana göre tespit edilir. Bundan dolayıdır ki davanın açıldığı anda noksan olan hukuki yararın sonradan tamamlanması da mümkün değildir. Mahkemenin koşullarını taşımayan bir belirsiz alacak davasındaki hukuki yarar noksanlığını gidermesi ve davayı başka bir davaya dönüştürmesi için davacıya süre vermesi söz konusu olamaz. Mahkemenin böyle bir yola başvurması tarafa yol göstermek (m.36/1-a) anlamına geleceği gibi hakimin ihsası reyde bulunması (m.36/1-b) anlamına da gelebilir ve bu durumlar hakimin reddi sebebi teşkil eder. Yine bu şekilde davranış davacının aslında istemediği bir davayı açmaya zorlamak anlamına geleceğinden tasarruf ilkesine (m.24/2), davacının söylemediği bir şeyi (alacağın belirli olduğunu) veya vakıaları hakim kendiliğinden dikkate almış olacağından taraflarca getirilme ilkesine (m. 25/1) ve davacının talep etmediği bir hususu re’sen gözetmiş olacağından taleple bağlılık ilkesine (m.26) de aykırılık teşkil edecektir.
Şartlar oluşmadan açılan belirsiz alacak davasının, hakimin davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde tam eda davasına dönüştürülmesi de mümkün değildir. Mahkemenin davayı aydınlatma ödevini gerekçe göstererek, talebini tam eda davasına dönüştürmesi için davacıya süre vermesi söz konusu olamaz. Davacının talebi, çelişkili ya da müphem olmadığına göre, burada hakimin davayı aydınlatma görevine ilişkin hükmün (m.31) uygulanmasını gerektiren bir durum yoktur.
Şartlar oluşmadan açılmış olan bir belirsiz alacak davasının yukarıda belirtilen gerekçelerle mahkemece kendiliğinden tam eda davası olarak kabul edilmesi de mümkün değildir. Zira davacının iradesi tam eda davası açmak değil belirsiz alacak davası açmaktır. Mahkeme kendiliğinden davacının iradesinin yerine geçerek ona yol gösterici davranışlarda bulunamaz. Ayrıca belirli bir alacak için açılmış olan böyle bir davaya kısmi davanın şartlarını taşımayacağı için kısmî dava olarak da devam edilemez.
Sonuç olarak, HMK m. 107 hükmünde belirtilen koşulları taşımadığı halde belirsiz alacak davası şeklinde dava açılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Hukuki yarar m. 114 hükmüne göre dava şartı teşkil etmektedir. Dava şartı olan hukuki yararın m. 115/2 hükmüne göre mahkemece süre verilerek tamamlanması da mümkün değildir. Bu nedenle, şartları oluşmadan belirsiz alacak davası şeklinde açılan davanın, dava şartı noksanlığı nedeniyle mahkemece usulden reddedilmesi gerekir (Yrd. Doç. Dr. … , Yrd. Doç. Dr…. , Yrd. Doç. Dr. … Z, Koşulları Oluşmadan Açılan Belirsiz Alacak Davasında Mahkemece Verilecek Karar, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C.16 Özel Sayı 2014 s. 975-1024 – Prof. Dr. Ejder YILMAZ, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi CİH 2 s. 1594).
Yukarıda ayrıntılı bir şekilde açıklanan bilgiler ışığında somut uyuşmazlığa gelirsek, dava konusu alacağın belirli ve belirlenebilir olduğu hususunda sayın çoğunlukla aramızda görüş farklılığı yoktur. Bu durumda yukarıda açıklanan gerekçeler doğrultusunda hukuki yarar yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan, harçlandırılan bölümün kısmî dava kabul edilip bu kısım bakımından yargılamaya devam edilmesi yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.