Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2021/4966 E. 2022/8843 K. 08.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4966
KARAR NO : 2022/8843
KARAR TARİHİ : 08.12.2022

MAHKEMESİ : … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada … 4. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 27.09.2019 tarih ve 2017/469 E- 2019/584 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi’nce verilen 16.04.2021 tarih ve 2020/473 E- 2021/726 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili banka tarafından dava dışı borçlu Bilfe Sebze Meyve Gıda Tarım Ürün. İth. İhr. Seracılık Hayv. Tur. Teks. İnş Taah. Üretim Nak. San. ve Tic. Ltd. Şti’ne 08.01.2013 tarih, 2.500.000.-TL’lik, 23.01.2014 tarih 2.500.000.-TL’lik kredi sözleşmeleri ile kredi kullandırıldığını, kredilerin riske dönüşmesi üzerine 06.06.2016 tarihli ihtarnamenin keşide edildiğini, ihtarnameye rağmen borcun ödenmemesi üzerine davalılar aleyhine icra takibine geçildiğini, itiraz üzerine takibin durduğunu ileri sürerek itirazın iptaline, takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalılar cevap dilekçesi sunmamıştır.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporuna göre,davacı bankanın yeni toptancı hal … şubesi ile dava dışı Bilfe şirketi arasında 08/01/2013 tarihli 2.500.000,00 TL, 23/01/2014 tarihli 2.500.000,00 TL tutarlı iki ayrı kredi çerçeve sözleşmesinin imzalandığı, çerçeve kredi sözleşmesinin devamı niteliğinde düzenlenen kefalet sözleşmelerinden 08/01/2013 tarihli sözleşmede davalı …’ın, 23/01/2014 tarihli sözleşmede ise her iki davalının müteselsil kefil sıfatıyla imzalarının bulunduğu, davalı şirketin davacı bankadan kullandığı 10 ayrı nakdi kredi ve gayri nakdi çek kredisi nedeni ile … 17. Noterliği’nin 06/03/2015 tarihli ihtarnamesi ile 03/03/2015 tarihi itibari ile 1.928.875,88 TL nakdi ve 394.300,00 TL gayri nakdi kredi borcu üzerinden hesabın kat edildiği, ancak banka tarafından hesabın kat edilmesinden sonra kredilerin takip hesabına aktarılma işlemi yapılmayarak, yeni bir kredi işlemi olarak 16/10/2015 tarihinde yapılan kısmi tahsilatla 1.587.400,05 TL ana para tutarı olarak kayıtlı olan nakdi kredilerin “kredilerin yeniden vadelendirilmesi taahhütnamesi” ve taahhütname eki ödeme tablosu kapsamında %15 akdi faiz oranı üzerinden 28/09/2015 tarihi itibari ile 1.592.000,00 TL ana para tutarı olan borcun 31/03/2016 tarihinde faizli bakiyesi 1.720.852,50 TL üzerinden 29/04/2016 vade tarihinden başlamak üzere değişken taksit ödemeli 54 taksit halinde geri ödemesinin kararlaştırıldığı, ancak sözü edilen yapılandırma kredisine dava dışı şirket hesabına geri ödeme yapılmaması nedeni ile 31/03/2016 tarihi itibari ile 1.720.852,50 TL olarak taraflarca kabul edilen banka alacağının bu defa davaya konu icra takibine esas olarak 06/06/2016 tarihli noter ihtarnamesi ile 1.774.923,20 TL üzerinden kat edildiği, hesabın kat edilmesi ile taraflar arasındaki sözleşme ilişkisi sona erdiğinden 31/03/2016 tarihi itibari ile bilirkişi raporu ile tespit edilen 1.720.852,50 TL olan borca bu tarihten temerrüt tarihi olan 13/06/2016 tarihine kadar akdi faiz yürütülmesi gerektiği ve buna göre 13/06/2016 tarihi itibari ile borcun faizi ile birlikte 1.776.565,10 TL olduğunun kabulü ile davalı kefillerin kefalet limitleri dahilinde bulunması nedeni ile asıl alacak tutarından ve kendi temerrütlerinden sorumluluklarının doğduğunun kabulü gerektiği, takibe dayanak çerçeve niteliğindeki kredi sözleşmelerinde sözleşmede müteselsil kefil olan davalıların gayrı nakdi çek kredi alacağından sorumlu oldukları yönünde düzenleme bulunmadığı görülmekle davalıların talep edilen 53.870,00 TL gayri nakdi çek kredisi depo talebinden sorumlu olmadıkları gerekçesiyle davacının davasının kısmen kabul, kısmen reddine, borçlu davalılar …, …’ın … 15. İcra Müdürlüğü’nün 2017/336 Esas sayılı takip dosyasına itirazlarının 1.776.565,10 TL asıl alacak, 248.813,86 TL işlemiş faiz, 12.440,69 TL faiz üzerinden %5 gider vergisi, 529,40 TL ihtar masrafı, 481,60 TL ihtiyati haciz vekalet ücreti ve masrafı olmak üzere toplam 2.038.830,65 TL üzerinden iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren %48,48 temerrüt faizi ve faiz üzerinden %5 gider vergisi uygulanmasına, hükmolunan alacağın %20’si oranında 407.766,13 TL icra inkar tazminatının davalılardan müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, davacı tarafın 53.870,00 TL gayri nakdi çek kredisinden depo talebinin ve fazlaya ilişin diğer taleplerinin reddine karar verilmiştir.
Karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince kefilin çek bedellerinin depo edilmesinden sorumlu tutulabilmesi için sözleşmede açık hüküm bulunmasının gerektiği, genel kredi sözleşmesinde kefilin depo sorumluluğuna dair açık bir düzenlemenin mevcut olmadığı, genel kredi sözleşmesi uyarınca davacı bankanın çek bedellerinin depo edilmesini kefilden isteyebilmesi için sözleşmede açık hüküm bulunması gerektiğinden davacı tarafın istinaf sebebinin yerinde görülmediği, dosya içerisindeki bilirkişi raporunun incelenmesinden, davacı bankanın 31.03.2016 tarihi itibariyle 1.720.852,50 TL. olan nakdi kredi borç bakiyesini 31.05.2016 kat tarihi itibariyle 1.774.933,20 TL. olarak hesapladığı, kat tarihine kadar işleyen faizin anaparaya ilave edilerek kapitalize edilmesine karşın temerrüt tarihine kadar kredinin fiili %15 olan akdi faizi yerine banka tarafından %36 oranında faiz uygulanmak suretiyle temerrüt tarihinde alacağın ikinci kez faiz kapitalize edildiğinin anlaşıldığı, faiz kapitalize işlemi kat tarihi itibariyle yapılarak temerrüt tarihine kadar basit usulde akdi faiz işletilmesi gerektiği, bilirkişi tarafından 31.03.2016 tarihi itibariyle kredi hesabından doğan borç bakiyesine temerrüt tarihine kadar %15 olan fiili akdi faiz işletilerek yapılan kapitalize işlemiyle asıl alacak belirlenmiş olup, bu hesaplama taraflar arasındaki kredi sözleşmesine ve Yargıtay kararlarına uygun bulunduğundan davacı bankanın istinaf sebeplerinin yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı vekilinin icra takip talebinde temerrüt tarihinin maddi hata yapılarak yanlış yazıldığına, temerrüt tarihinin düzeltilmesine ilişkin temyiz isteminin reddi gerekmiştir.
2- Davacının diğer temyiz istemine gelince; Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda taraflar arasındaki akdi ve temerrüt faiz oranı yine banka ile asıl borçlu arasında düzenlenen Kredilerin Yeniden Vadelendirilmesi Taahhütnamesi’nde mutabık kalınan faiz oranı esas alınarak hesaplama yapılmış, taahhütnamenin II/2.maddesinde ‘‘İşbu taahhüdümüzün herhangi bir maddesini ihlal etmemiz ve/veya taahhüt ekinde yer alan ödeme planına uygun ödeme yapmamamız halinde, bu ödeme planı ile sağlanmış olan tüm ayrıcalık ve avantajların geriye dönük olarak ortadan kalkacağını,(yapılmış tahsilat, alınmış ipotek ve diğer teminatlara halel gelmemek iade vb. söz konusu olmaksızın ) o güne değin yapılan tahsilatların Türk Borçlar Yasası’nın 100. maddesi çerçevesinde borçtan mahsup edileceğini, Bankanın yukarıda ikrar ettiğimiz toplam…TL’lık borcumuza Bankaca Genel Kredi Sözleşmesinin/Kredi Çerçeve Sözleşmesi kapsamında belirlenecek oranda temerrüt faizi uygulanarak bulunacak borç miktarının tahsili için bankanın yasal yollara başvurma hakkı bulunduğunu kabul ve beyan ederiz.’’denilmiştir. Borçluların taahhütnamedeki ödeme koşullarına uymaması nedeniyle artık taahhütnamede mutabık kalınan akdi faiz oranı dikkate alınamaz. Taraflar arasındaki sözleşmenin 4.2. maddesinde ‘‘Müşteri, anapara, dönem faizleri, komisyon, masraf vb. ödemelerde gecikme olması, adına açılmış cari hesap veya hesapların kesilmesi, taksitlendirilmiş kredilerde taksitlerden herhangi birinin ödeme tarihinde/vadesinde ödenmemesi, vadeli kredilerin vadelerinin gelmesi, temerrüde düşmesi sözleşmenin feshi veya her ne suretle olursa olsun borçlarının sözleşme kapsamında muaccel kılınması halinde, alacağın muaccel hale geldiği tarihten müşteriye yapılacak ihtarda belirtilen sürenin hitamına kadar geçecek süreye T.C. Merkez Bankasına bildirilen en yüksek cari akdi faiz oranı uygulanacağını kabul ve taahhüt eder. Müşteri, temerrüdün doğduğu tarihten itibaren aynı tür krediler ve hesaplar için Banka tarafından T.C. Merkez Bankası’na bildirilen TL/YP en yüksek cari akdi faiz oranının %100 fazlası olarak belirlenen oranda ve bu oranların değişmesi halinde değişen oranlarda temerrüt faizi uygulamasını ve bu tutarları ödeyeceğini kabul eder.’’ düzenlemesi ile sözleşmede akdi ve temerrüt faiz oranının nasıl belirleneceği açıkça yazılmıştır. Bu hüküm uyarınca bilirkişi tarafından banka kayıt ve belgeleri yerinde incelenerek davacı bankanın dava konusu kredi ile ilgili Merkez Bankasına bildirdiği akdi faiz oranı ve yine aynı tür kredilere uygulamış olduğu fiili akdi faiz oranının belirlenmesi, buna göre hangi akdi faiz oranı borçlu lehine ise o akdi faiz oranının dikkate alınması, bu şekilde akdi faiz oranı belirlendikten sonra sözleşme uyarınca akdi faizin %100 oranı uygulanmak suretiyle temerrüt faizinin bulunması, buna göre icra takip tarihi itibariyle davacının talep edebileceği asıl alacak ve işlemiş temerrüt faizi dikkate alınarak hüküm kurulması gerekirken dosya içeriğine uygun olmayan eksik inceleme sonucu oluşan bilirkişi raporu hükme esas alınarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
3- Kabule göre de; davalılar vekille temsil edilmediği halde davalılar lehine vekalet ücretine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temerrüt tarihinde maddi yapılarak yanlış yazıldığına temerrüt tarihinin düzeltilmesine ilişkin temyiz itirazlarının reddine, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz istemlerinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 08.12.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.