YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/5075
KARAR NO : 2022/9186
KARAR TARİHİ : 19.12.2022
MAHKEMESİ : … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Sakarya 4. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 12.03.2020 tarih ve 2017/50 E. – 2020/202 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi’nce verilen 19.03.2021 tarih ve 2020/973 E. – 2021/587 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili; davalının, davacı şirket aleyhine (12) adet faturaya dayalı olarak ilamsız takip yoluyla icra takibi başlattığı, icra takibine konu olan faturaların, taraflar arasında 12/05/2014 tarihinde imzalanan “Serbest Tüketici Sözleşmesi İmzalatılmasına İlişkin Acente Sözleşmesi”ne aykırı olarak haksız biçimde düzenlendiğini, faturalara ilişkin olarak davacı şirket tarafından iade faturası düzenlendiğini ve 13/10/2016 tarihinde davalıya tebliğ edildiğini, davalının iade faturalarına itiraz etmediğini, iade faturalarının davacıya iade edilmediğini, davacı şirketin mahsuplaşma sonucu davalıdan 6.921,70 TL alacaklı olduğunu ileri sürerek davacının, davalıya borçlu olmadığının tespitine, icra takibinin iptaline, takibe konulan toplam alacak tutarı üzerinden %20 tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; … 7. Noterliği’nin 20/10/2016 tarih ve 32041 yevmiye nolu ihtarın kendilerine tebliğ edilmediğini, davalının, davacının talimatlarına ve sözleşme yükümlülüklerine uygun hareket ettiğini, menfi tespit davasının reddi ile icra takibi dosyasındaki tedbirinin kaldırılmasını ve takibin devamına, haksız olarak dava konusu edilen alacağın likit olması sebebiyle İİK gereğince %20 inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk derece mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre; davalının 2016 yılı ticari defter kapanış tasdikinin usulüne uygun olarak yapılmadığı, davacı ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme üzerine alınan rapordan davacının davalıya borçlu olmadığı anlaşıldığı gerekçesiyle davacının davasının kısmen kabulüne, davacının Sakarya 2. İcra Müdürlüğünün 2017/38 Esas sayılı dosyasında davalıya borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin istemin reddine, şartları oluşmadığından kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiş, karara karşı davalı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; davalının düzenlediği (10) adet faturanın davacının defterlerinde kayıtlı olduğu, 2016 yılında düzenlenen (2) adet faturanın davacıya 22/08/2016 tarihinde iade taahhütlü mektupla tebliğ edilmesine rağmen davacının (8) günlük yasal süre içerisinde itiraz etmediği, davacının düzenlediği 12/10/2016 tarihli 65.649,37 TL ve 6.921,70 TL bedelli iade faturalarına davalının süresinde itiraz etmesi nedeniyle davalının alacağının (12) fatura toplamı olmak üzere 91.601,21 TL olduğu, bu durumda davalının 2016 yılı ticari defterlerinin usulüne uygun tutulmamış olması sonuca etkili olmadığı, zira davalının 2016 yılı alacağı son iki faturadan kaynaklanmış olup bu faturalar davacıya usulüne uygun tebliğ edilmesine rağmen davacı tarafça süresinde itiraz edilmediği, usulüne uygun tutulmayan ticari defter sahibi aleyhine delil olabilirse de davalının 2016 yılı defterlerinde bu iki fatura için ödeme kaydı olmadığı görülmekle, davalının defterlerinde kendi aleyhine bir kayıt olmadığı, bu nedenle davalının alacağı belirtildiği şekilde 91.601,21 TL olduğu, davalının takipte hem asıl alacak hem de faiz yönünden daha azını talep ettiğinden davanın reddi gerektiğinin anlaşıldığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava faturaya dayalı icra takibinden dolayı borçlu olmadığının tespiti ile alacağın tahsili istemine ilişkindir.
Davacı vekili, davalının davacı aleyhine başlattığı ilamsız icra takibinden dolayı davacının borçlu olmadığının tespiti ile davacının düzenlediği iade faturalarına dayalı alacağının tahsilini talep etmiştir. Yerel mahkemenin davanın kısmen kabulüne yönelik kararının davalı tarafın da istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davalının davacı aleyhine başlattığı icra takibinin dayanağı olan faturalarından 10 adet faturanın davacı defterlerine işlenmiş 2006 yılında düzenlenen 2 adet faturaya ise davacıya tebliğe rağmen, davacı yasal sürede itiraz edilmediği ve davacının davalı adına düzenlediği iade faturalarının ise davalıya tebliğ edildiğinin ispat edilemediği için davalının düzenlenmiş olduğu faturalar nedeniyle alacaklı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak, davalının 2016 yılında düzenlediği iki fatura ile davacının düzenlediği faturalar sadece taraflara kendilerine ait defterlerde kayıtlı olduğu için sadece faturalara dayalı olarak taraflar arasındaki borç durumu tespit edilmeyeceğinden Bölge Adliye Mahkemesince yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamıştır. Taraflar arasında, 12/05/2014 tarihinde imzalanan “Serbest Tüketici Sözleşmesi İmzalatılmasına İlişkin Acente Sözleşmesi” ile ilişkisi bulunmakta olup, davaya konu faturalar da bu ilişki kapsamında düzenlenmiştir. Davalı taraf, davacıya düzenlediği 2016 yılına ait faturaların sözleşmeye uygun olarak verilen hizmetlere ilişkin olduğunu ileri sürmüş olup, bu faturalara davacı tarafından itiraz edilmemesi fatura içeriğinin kabulü bakımından yasal bir karine oluştursa da, bu karine fatura bedeline ilişkin olup, fatura düzenlenmesine sebep olan hizmet veya ürünün verildiğini ispata ilişkin değildir. Bu durumda mahkemece, davalının düzenlemiş olduğu 2016 yılına ait faturalara dayanak hizmetin sözleşme kapsamında verildiğine ilişkin ispat yükünün davalı üzerinde olduğu kabul edilerek, davalının bu hususu ispata yönelik fatura dışındaki diğer delillerinin değerlendirilip neticesine göre karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ve gerekçeye dayalı olarak 2016 yılında düzenlenen ve itiraza uğramayan faturalar bakımından yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamış, Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Ayrıca davacı vekili, davacının 2016 yılında davalıya düzenlemiş olduğu iade faturalarındaki bedelin bir bölümünün, önceki yıllarda davalı acenteye sözleşmeye aykırı olarak yapılan fazla ödemelerin iadesi amacıyla düzenlendiğini beyan etmiş olup, sözleşmeye aykırı ödemeleri; davalı-acentenin, davacıya kazandırdığı üyeliklere peşin prim ödemesi yapılan bir kısım müşteri sözleşmelerinin, kayıtların yapıldığı PMUM/EPİAŞ sisteminde onaylanmadığı için, davalı-acentenin davacıya müşteri kazandırmadığı sözleşmelerin haksız prim ödemesi ve ayrıca davalı acente tarafından kazandırılan bazı müşterilerin üyeliklerini sözleşme taahhüt sürelerini doldurmadan sona erdirmesi nedeniyle davalıya fiili sözleşme süresi kadar ödeme yapılması gerekirken taahhüt süresinin tamamı üzerinden fazla yapılan prim ödenmesi sebeplerine dayandırmıştır. Bu durumda mahkemece, iade faturalarına sebep gösterilen iddialara ilişkin ispat yükünün davacı üzerinde olduğu kabul edilip, davacının bu iddialarına dayanak sözleşmelerin hangi müşterilere ait olduğu somut olarak açıklattırılarak, bu iddialara ilişkin taraf delilleri ve özellikle müşteri kayıtlarının tutulduğu sistemler üzerinde bilirkişi marifetiyle inceleme yaptırılıp, iade faturalarındaki alacak kalemleri açısından davacının haklı olup olmadığı tespit edildikten sonra neticesine göre karar verilmesi gerekirken hatalı gerekçe ve eksik incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde bu faturalardan dolayı davacı alacağının bulunmadığına karar verilmesi isabetli olmamış olup, kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir.
2- Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz istemlerinin incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz istemlerinin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı yararına BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz isteminin incelenmesine şimdilik yer olmadığına, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 19.12.2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.