Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2021/5176 E. 2022/9170 K. 19.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/5176
KARAR NO : 2022/9170
KARAR TARİHİ : 19.12.2022

MAHKEMESİ : … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 18.01.2019 tarih ve 2015/409 E. – 2019/25 K. sayılı kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi’nce verilen 15.04.2021 tarih ve 2019/1154 E. – 2021/505 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacı aleyhine 26.06.2009 tanzim, 15.08.2013 vade tarihli ve 195.000.TL bedelli bono nedeniyle takip başlatıldığını, müvekkili imzası yanında müşterek borçlu müteselsil kefil açıklaması olduğunu, müvekkilinin aslen dava dışı Rasel Ambalaj isimli firmanın kullanacağı 750.000,00 TL limitli krediye ilişkin imzalamış olduğu 26.06.2009 tarihli Genel Kredi sözleşmesinde, yalnızca 100.000.- TL tutarında meblağa kefil olduğunu, sözleşme içine yerleştirilen açık bonoyu da boş olarak imzalayarak bankaya teslim ettiğini, davalı banka tarafından yapılan takibin dayanağı senedin teminat senedi olduğunu, müvekkilinin 26.06.2009 tarihli genel kredi sözleşmesi ile kefil olduğu kredinin ödenerek kapatıldığını, müvekkilinin maliki olduğu taşınmaz üzerindeki 31.10.2006 tarihli ipoteğin de davalı banka tarafından 25.02.2011 tarihinde fek edildiğini, dolayısıyla müvekkilinin 26.06.2009 tarihli genel kredi sözleşmesindeki kefaletinin sona erdiğini, dava konusu bononun gerçek bir borç ilişkisinin ödenmesi için düzenlenmediğini, kredi sözleşmesi ile kullandırılacak krediye ek teminat olarak verildiğini belirterek, müvekkilinin davalı bankaya icra dosyasından ve kredi sözleşmesinden borçlu olmadığının tespitine ve sözleşme gereği verilen takip konusu senedin iptaline ve %20 tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiş, 09.12.2016 tarihli dilekçesi ile dava konusu borcun ödenmesi nedeniyle davaya istirdat davası olarak devam ettiklerini bildirmiştir.
Davalı vekili, davacının avalist sıfatıyla takip konusu alacaktan sorumlu olduğunu, davacı tarafından İstanbul 16. İcra Hukuk Mahkemesinin 2014/78 E. sayılı dosyası ile açılan dava da müvekkili banka lehine red kararı verildiğini, dava konu kambiyo senedinin kıymetli evrak niteliğinde olduğunu, tüm koşulları taşıdığını, söz konusu evrakın teminat senedi olmadığını, evrak üzerinde teminat ibaresi ve teminat kaydı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, 26.06.2009 tarihinde düzenlenen bononun o tarihte açılan 150.000,00 TL’lik taksitli krediyi kapsadığı, söz konusu kredinin vadesinde tasfiye edildiği, davacının davalı banka ile ticari ilişkisinin 26.02.2011 tarihinde ipoteğin fekki tarihinde sona erdiği, bu tarihten sonra açılan kredilerle ilgisinin olmadığı, dolayısıyla senedin düzenlenme gerekçesi olan borcun ortadan kalktığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının icra dosyasında davalı alacaklıya borçlu olmadığının tespitine, davalının kötüniyeti ve ağır kusuru tespit edilemediğinden ve şartları oluşmadığından davacının tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, dava konusu 26.06.2009 tanzim 15.08.2013 vade tarihli 195.000,00 TL bedelli senedin keşidecinin dava dışı Rasel Ambalaj San. Tic. Ltd. Şti., lehtarının Finansbank A.Ş. olduğu, davacının senedi dava dışı iki kefille birlikte müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı, bilirkişi raporundan dava dışı Rasel firmasının 17.02.2011 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında davalı bankadan kullandığı kredinin ödenmemiş borcunun bulunduğunun anlaşıldığı, senet metninde teminat amaçlı olarak verildiğine yönelik bir açıklama bulunmadığı, imzasının inkar edilmediği, şekli şartlarında bir eksiklik olmadığı görülmekle, davacının, dava konusu senedin sözleşmeye aykırı olarak doldurulduğu, senedin sadece 26.06.2009 tarihli kredi sözleşmesine istinaden verildiği ve teminat senedi olduğu yönündeki iddialarının 6100 sayılı HMK’nın 200 ve 201 maddeleri uyarınca yazılı delillerle ispatlanması gerektiği, dosya kapsamı ile davacı tarafça belirtilen hususlarda yazılı delil ibraz edilmediği gibi yemin deliline de dayanılmadığı, ispatlanamayan davanın reddine, icra takibi durdurulmadığından koşulları oluşmayan davalının kötüniyet tazminatı talebinin de reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmediği, kabule göre de yargılama sırasında icra takip dosyasına ödeme yapılmakla davanın istirdat davasına dönüştüğü dikkate alınarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, sadece menfi tespit yönünden hüküm tesis edilmesinin usul ve yasaya uygun olmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, davalı banka tarafından davacı aleyhine bono nedeniyle başlatılan takip nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ve istirdat talebine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi’nce bononun teminat amaçlı verildiği ve anlaşmaya aykırı olarak sonradan doldurulduğunun yazılı delillerle ispat edilemediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemece, davalı banka kayıtları üzerinde inceleme yapılarak dava konusu bononun davalı bankadaki muhasebe kayıtları ile dava dışı şirketin kredi dosyaları ve kredi onay belgeleri incelenerek söz konusu bononun davalı bankaya verildiği tarih itibariyle dava dışı şirketin muaccel hale gelmiş bir borcunun olup olmadığının ve dava dışı şirketin kredi borcuna teminat olarak verilip verilmediğinin değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 19.12.2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Dava, 26.06.2009 tanzim tarihli senet nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.
Davacı taraf, dava konusu senette avalist sıfatını taşımaktadır. Avalist TTK’nın 702/2. maddesi uyarınca şekle aykırılıktan dolayı borçlu olmadığnın tespitini isteyebileceği gibi borcun sona erdiğinide ileri sürebilir.
Somut olayda davacı, dava dışı Rosel … Ltd. Şti.’nin davalı banka ile yapmış olduğu 26.06.2009 tarihli sözleşmeyi müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzalamış ayrıca 26.06.2009 tanzim tarihli ve 195.000,00 TL bedelli senedi ise avalist olarak imzalanmıştır. Mahkemece alınan 05.03.2018 tarihli bilirkişi raporunda belirlendiği üzere dava konusu senedin düzenlendiği tarihte imzalanan kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcun 26.06.2010 tarihinde tasfiye edildiği, dolayısıyla borcun ödendiği anlaşılmaktadır. Keza davalı vekili de rapora karşı verdiği beyan dilekçesinde, 26.09.2009 tarihinde kullandırılan kredilerin ödenmesinin senedin geçersizliği sonucunu doğurmayacağını belirtmiştir. Bu beyanda dikkate alındığında söz konusu senedin ileride imzalanacak ayrı kredi sözleşmelerinden doğan borçları kapsamayacağı aşikardır.