YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/5346
KARAR NO : 2022/9211
KARAR TARİHİ : 20.12.2022
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada Sorgun 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 08.12.2020 tarih ve 2018/60 E. -2020/400 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi’nce verilen 09.04.2021 tarih ve 2021/519 E. – 2021/720 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davacının 21.09.1999 tarihinde Sorgun’da faaliyet gösteren mali müşavir ve muhasebecilerle birlikte davalı şirketi kurduklarını, davacının şirketteki hissesinin %9 olduğunu, davalı şirketin kuruluşundan dava tarihine kadar herhangi bir kâr payı dağıtmadığını, şirketin elde etmiş olduğu ve ortaklara dağıtılması gereken kârla ilgili olarak davacıya herhangi bir bilgi verilmediğinden davanın belirsiz bedelli olarak ikame edildiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 20.000.00 TL kâr payının dağıtılması gereken tarihten itibaren ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davalı şirketin 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu kapsamında faaliyet gösterdiğini, anılan Kanunun 45. maddesi hükmü gereğince şirket şeklinde yapılan faaliyetlerin ticari faaliyet sayılmayacağının düzenlendiğini, davalı şirketin ticari bir faaliyette bulunmadığını, ortakların mesleki faaliyetlerini ücret karşılığında yerine getirdiğini, davacının 2007 mayıs ayında getirdiği mükellef listelerini alarak şirketten ayrıldığını, davalının mali tablolarının incelendiğinde dağıtılabilir kârının bulunmadığını, ayrıca davacı tarafından kâr payı 5 yıllık süre içerisinde istenilmediğinden zamanaşımına uğradığını belirterek, davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; limited şirketlerde ortaklar genel kurulu karar vermedikçe bir ortağın dava açarak kâr payı istemesi mümkün olmadığı, kâr payı alacağı ortaklar genel kurulunun bu yönde karar almasıyla muaccel olacağı, şirket ana sözleşmenin 12. maddesi uyarınca kâr dağıtılabilmesi için şirket sermayesinin en az %51’ini temsil eden hissedarların kararına bağlı olduğundan kâr dağıtımının zorunlu olmadığı, kâr payı hakkında karar verme yetkisinin şirket genel kurulunda bulunduğu, davalı şirkete ilişkin Ticaret Sicil Gazeteleri ilanlarının incelenmesinde kâr dağıtım kararı alınamadığı, ayrıca somut olayda, davacının kâr dağıtılmayan süreç içerisinde ortaklar genel kurulunda kâr payının dağıtılmasını talep etme ve bu talebin reddine karar verilmesi halinde de bu karara karşı iptal davası açması mümkün iken, bu yola başvurmadan davalı şirketin uzunca bir süredir kâr dağıtmamak suretiyle direngen haline geldiğini ileri sürmeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Kayseri Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre; mevcut delil durumuna ve özellikle kâr payı dağıtılması konusunda nihai kararın şirket ana sözleşmesinin 12. maddesinde şirket sermayesinin en az %51’ini temsil eden hissedarlarının kararına bağlı olduğunun yazılmış olmasına göre ilk derece mahkemesinin uyuşmazlık konusu maddi olgulara yönelik tespit ve hukuki değerlendirmelerinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesi’nce verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK’nın 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi’nce esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz isteminin reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi’nce verilen kararın HMK’nın 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA, HMK’nın 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, aşağıda yazılı bakiye 21,40 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 20.12.2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.