YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/5456
KARAR NO : 2023/1011
KARAR TARİHİ : 21.02.2023
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi
HÜKÜM : Esastan ret
Taraflar arasındaki şirketin tasfiyesi ve alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 21.02.2023 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat … ile davalı vekili Avukat … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin bir aile şirketi olduğunu, davacının da kurucu ortağı olduğu şirkette %16 hisseye sahip olmakla birlikte şirketin büyüyerek bugünlere gelmesinde ve gelişmesinde çok büyük emek ve pay sahibi olduğunu, müvekkilinin kuruluş zamanlarında ve devamında şirketin büyüyerek bugünlere gelmesinde büyük emek harcadığını, kişilerin daha çok kazanma isteğinin giderek farklı bir hâl almaya başladığını, müvekkilinin güven duygusunun büyük zarar gördüğünü, müvekkili için devam ettirilemeyecek bir hâl almasına sebep olduğunu, 21.01.2014 tarihinde davalı şirkete ihtarda bulunulduğunu, müvekkilinin ödenmeyen kâr paylarının kendisine ödenmesini istediğini, ancak davalı şirkete tebliğ olan ihtarnamenin cevapsız kaldığını ve hiçbir işlem yapılmadığını, 01.01.2007 tarihinden beri şirket defterini incelemesine izin verilmediğini ve kendisine şirketle ilgili hiçbir bilgi verilmediğini, hesaplar hakkında hiçbir bilgiye vakıf olamaması nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak şimdilik kâr payı bedeli olarak 200.000,00 TL’nin bankalar arası uygulanan en yüksek mevduat faizi ile birlikte müvekkiline ödenmesini, müvekkilinin %16 hissesinin karşılığında fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile tasfiye payı olarak şimdilik 800.000,00 TL olarak hesaplanılan bedelin tasfiye ile birlikte şirket malvarlığından karşılanarak müvekkiline ödenmesini, şirketin tüm banka hesapları ve alacakları üzerine ihtiyati tedbir konulmasını talep etmiş, davacı vekili 12.01.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile 972.044,52 TL olan dava değerini, 513.988,93 TL artırarak 1.486.033,45 TL’ye çıkartmıştır.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin bugünlere gelmesinde davacının insan üstü bir çabasının olduğu hususunun doğru olmadığını, davacının ve aile üyelerinin hissedarı bulunduğu iki şirket daha bulunmakta olup davacının bu şirketler aleyhine de dava açmış bulunduğunu, davacı ile görüşmeler yapıldığını, ancak afaki talepler ileri sürerek konuyu bu aşamaya getirdiğini, taleplerinin bir çoğunun zamanaşımına uğradığını, davacının üç şirketin kuruluşundan 2008 yılına kadar fiilen yöneticiliğini yaptığını, daha sonra şirketlerden haksız yere aldığı paraları kullanarak şahsı adına taşınmazlar satın aldığını, bu şirketlerin ana faaliyet alanı olan demir-çimento sektöründe Ankara’da … … Demir Çimento… Şirketi kurduğunu ve davalı şirketlerle rekabet ettiğini, şirket ortakları arasında oluşmuş bir husumetten söz edilemeyeceğini, haklı sebebin çok önemli ve esaslı olması gerektiğini, davalı şirket olarak Mahkemenin davacının haklı sebeplerinin varlığına karar vermesi durumunda şirketin feshine karar verilmemesini talep ettiklerini, çözümün davacının hisselerinin davalı şirkete devri olması gerektiğini, banka mevduat faizi isteminin yasal dayanağı olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 636 ncı maddesinin üçüncü fıkrasına göre, haklı sebeplerin varlığında her ortağın mahkemeden şirketin feshini isteyebileceği, mahkemece istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebileceği, davacının bilgi alma ve inceleme hakkını kullanmak amacıyla şirket müdürüne müracaat ettiğine ve talebin reddolunduğuna dair bir belgeye dosya içeriğinde rastlanılamadığı, 6102 sayılı Kanun’un 411 inci maddesinin azınlık pay sahiplerinin haklarını koruyan hükümleri doğrultusunda bir talebi bulunmadığı, davacı yanca bu yönde düzenlenmiş herhangi bir ihtarnamenin mevcut olmadığı, Çorum Ağır Ceza Mahkemesince 2008/165 E. sayılı dosyasında Ünal Kakaç’ın silahla tehdit suçu kapsamında ceza aldığı, bu kapsamda davacı ile diğer ortak Ünal Kakaç’ın yaşanan olaydan sonra aynı amacı gerçekleştirmek için müşterek gayret ve birbirlerine güven duyguları içerisinde hareket etmelerinin beklenemeyeceği, ancak bu hususun şirketin feshine karar verilmesini gerektirmeyeceği, şirketin feshini haklı kılan sebeplerin varlığına rağmen yaşatılmasının ekonomik ve rasyonel açıdan daha doğru olacağına kanaat getiren mahkemenin şirketi feshetmek yerine fesih talebinde bulunan pay sahiplerinin paylarının gerçek değerinin ödenmesine ve kendilerinin şirketten çıkarılmalarının veya duruma uygun düşen çözüme karar verilmesinin öngörüldüğü, İstinaf Mahkemesince dosyanın araştırma yapmak üzerine iade kararı doğrultusunda Yargıtay içtihatları gereğince davalı şirketin karar tarihine en yakın tarihteki öz varlığı ile mali tabloları gözetilip çıkma payı ve genel kurulca dağıtılmasına karar verilmiş ise çıkma payından ayrı olarak kâr payı alacağının hesaplanmasının zorunlu olması ve marka değerinin de bulunması ihtimaline binaen taşınmazların rayiç değerleri hüküm tarihine en yakın olacak şekilde yeniden tespiti için hüküm tarihine en yakın öz varlık ve mali tablolara göre alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davacı … şirkette %16 paya sahip olup şirketin 30.06.2020 tarihi itibariyle rayiç satış değerine göre hesaplanan öz varlığı üzerinden ortaklıktan çıkma payı 1.486.033,45 TL olabileceği, davalı şirketin kâr payı dağıtılması konusunda alınmış bir ortaklar kurulu kararı bulunmadığından davacının kâr payı alacağının talep edilemeyeceği, davalı şirket ”Shell”in bayisi olarak akaryakıt istasyonu işletmekte olup kendisinin tescilli bir markası bulunmadığı, şirketin tanınan ve bilinen bir akaryakıt markası olan Shell’in akaryakıt bayiliğini yapıyor olması ve kendi yarattığı bir marka olmaması nedeniyle davacının marka değeri talebine yönelik bir hesaplama yapılamayacağı gerekçesiyle davacının davalı şirkette bulunan %16’lık hissesinin bedeli olan 1.486.033,45 TL’nin 1.466.106,25 TL’si davalı tarafça dava açıldıktan sonra ödenmiş olduğundan, bu miktar yönünden konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına, kalan 19.927,20 TL’nin davalı şirketten alınarak davacıya ödenmesine, davacıya ait olan davalı şirketin %16’lık hissesinin davalı şirkete devrine, davacının kâr payına yönelik talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının çıkma payının davalı şirketten olan alacağının ve kâr paylarını da dikkate alır şekilde hesaplanmamasının Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu, sermaye taahhüdünün tamamının ödenmiş olmasının da dikkate alınmadığını, şirketin marka değerinin de bulunduğunu, bunun dikkate alınmamasının da hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılarak düzeltilmesini ve yeni hüküm kurulmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemece taraf delillerinin usulüne uygun olarak toplandığı, değerlendirilerek tartışıldığı, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli ve denetime açık olduğu, Mahkemece Daire kaldırma kararı üzerine yapılan yargılamada yeniden bilirkişi raporu alındığı ve dosya içeriğine uygun bilirkişi raporuna göre davacının çıkmasına karar verilen şirketin marka değerinin bulunmaması, taşınmazların rayiç değerlerinin tespitine göre karar verilmesi ve kâr payı alacağının bulunmaması karşısında, Mahkemece verilen kararın dosyada mevcut deliller kapsamında usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle;
1.Müvekkilinin çıkma payının, davalı şirketteki hissesinin değerini bir bütün olarak ve tüm unsurlarıyla birlikte içermediğini, nitekim şirketten çıkmak isteyen ortağın hisse payı hesaplanırken artık ortaklığı sona ereceğinden ve ortak olduğu süre içinde şirketten alması gereken tüm alacaklarını alarak ortaklığı sona ereceğinden ortağın çıktığı tarihe kadar olan kâr payı alacakları da dahil edilerek çıkma payı, kâr payı dahil hesaplanması gerektiğini,
2.Davalı şirkete karşı sermaye taahhüdünü tamamen yerine getirmiş olan müvekkilinin sermaye borcunu ödemiş olmasının, çıkma payı hesaplanırken dikkate alınmadığını,
3.Çıkma payının hesabında, şirketin marka değerinin olmadığı gerekçesiyle dikkate alınmamasının hatalı olduğunu,
4.Davalı şirketin kârlı bir şirket olduğunu, bu nedenle ileride elde edilecek kârlardan mahrum kalınmasının çıkma payına etkisinin değerlendirilmeden karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılarak bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, şirketin feshi ve tasfiyesi, şirketin feshine karar verilmemesi durumunda azınlık payı olan davacının çıkma payının ve kâr payı ödemelerinin yapılması istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6102 sayılı Kanun’un 411 ve 636 ncı maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle şirket bilançosunda geçmiş yıllarda dağıtılmasına karar verilmemiş kâr paylarının şirket aktifi içinde kabul edilmesine ve çıkma payının bunun üzerinden hesaplanmış bulunmasına göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
21.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.