YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/6610
KARAR NO : 2023/954
KARAR TARİHİ : 20.02.2023
MAHKEMESİ : … Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
HÜKÜM : Esastan ret
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı şirketin 1994 yılında Antalya İlinde kurulmuş çok ortaklı bir anonim şirket olduğunu, davalının ise şirket hissedarı ve 1994-2007 ve 2015-2017 yılları arasında şirketin yönetim kurulu başkanı olduğunu, şirket ana sözleşmesi ve mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6762 sayılı Kanun) uyarınca yönetim kurulu üyelerine ödenecek ödentilerin genel kurulca karar altına alınması gerektiğini, genel kurulca alınmış bir karar bulunmadan yönetim kurulu üyelerinin huzur hakkı, kâr dağıtımı, ikramiye, prim, ücret, aidat vs hiçbir isim altında ödenti alamayacağının belirtildiğini, buna rağmen davalının 04.05.2004 tarihli yönetim kurulu toplantısının 10 uncu maddesi ile 01.01.2004 tarihinden itibaren kendisine 30.000,00 TL yıllık sabit ücretle ayrıca ticari kardan net %5 teşvik primi ödenmesine dair karar alarak ödemeleri aldığını, herhangi bir genel kurul kararı olmaksızın salt yönetim kurulu kararı ile yıllık başkanlık ücreti ve üye primi adı altında 2005-2008 yılları arasında 389.338,02 TL ve 2015-2017 yılları arasında da 76.450,00 TL ödeme alarak yasaya aykırı aldığı ödemelerle şirketin kâr payını azaltıp şirketin zararına sebebiyet verdiğini, yönetim kurulu kararı ile geriye dönük olarak geçerli olacak şekilde ödeme almasına rağmen sonraki genel kurulda gündeme getirilmediğini, sonraki genel kurullarda da bilançoyla ilgili ibra kararı alındıysa da yasal zorunluluk gereği genel kurul kararı olmaksızın yapılan bu işlemlerin ibrasının geçersiz olduğunu, davalı hakkında Antalya Cumhuriyet Başsavcılığına 2019/22569 soruşturma sayılı dosyası ile güveni kötüye kullanma suçundan şikayetçi olduklarını belirterek 2015-2017 yılları arası dönemlere ilişkin 76.450,00 TL ile ilgili talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile davalıya yersiz yapılan 389.338,02 TL’lik ödemenin her bir ödemenin yapıldığı tarihten itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; 6103 sayılı Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un (6103 sayılı Kanun) 3 üncü maddesi gereğince davada 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) uygulanacağını, davalının davacı şirkette kurucu ortak olduğunu ve uzun süre yönetim kurulu başkanlığı ve başkan yardımcılığı yaptığını, taraflar arasındaki ilişkinin vekâlet ve hizmet ilişkisi olduğunu, her halükarda dava tarihi itibariyle 2005-2008 yılları arasındaki alacaklara ilişkin dava hakkının zamanaşımına uğradığını, ayrıca ödemelere ilişkin genel kurul kararının bulunduğunu, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporunun onaylanmasının da bir genel kurul kararı olduğunu, ödemelerle ilgili ibralaşıldığını belirerek davanın zamanaşımı ve esas yönünden reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile şirket yöneticilerinin şirkete karşı olan sorumluluklarını düzenleyen 6762 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesi dördüncü fıkrası gereğince sorumlu olan kişilere karşı tazminat isteme hakkının davacının zararı ve mesul olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren 2 yıl ve her hâlde zararı doğuran fiilin vuku tarihinden itibaren 5 yıl geçmekle zamanaşımına uğradığı, şu kadar ki fiil cezai gerektirirse ve ceza kanununa göre zamanaşımı süresi daha uzun ise tazminat davasına da aynı ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağı, dava konusu alacakla ilgili olarak davacı tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, ancak Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/22569 soruşturma ve 2019/21424 karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararı ile taraflar arasındaki ilişkinin hukuki ilişki mahiyetinde olması nedeniyle takipsizlik kararı verildiği, bu karara yapılan itirazın da Sulh Ceza Hakimliğince reddedilerek kesinleştiği, buna göre de davalının eyleminin herhangi bir cezai yanı ya da cezai sorumluluğunun bulunmadığının kesinleştiği, davacı tarafından talep edilen yersiz ödemelerin son yapıldığı tarihin 2008 yılı olduğu, davanın açıldığı tarih olan 03.05.2019 tarihi itibariyle 6762 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesi dördüncü fıkrasında ön görülen 5 yıllık azami zaman aşımı süresinin dava tarihi itibariyle çoktan dolmuş olduğu gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ceza zamanaşımı süresinin uygulanması için ceza davasının açılmasının zorunlu olmadığını, haksız eylemin kanunda suç olarak düzenlenmiş olmasının yeterli olduğunu, Mahkemenin yalnızca takipsizlik kararına dayanarak davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar vermesinin doğru olmadığını, esasa ilişkin ise yönetim kuruluna ödenecek ücretlerin şirketin ana sözleşmesi ve 6762 sayılı kanun’un 333 üncü maddesine göre genel kurul tarafından tayin edilmesinin gerektiğini, buna rağmen 04.05.2004 tarihli yönetim kurulu kararıyla bu kararın alınmasının doğru olmadığını, aynı Kanun’un 380 inci maddesi gereğince ibra kararının da geçerli olmadığını, davalının aynı zamanda güveni kötüye kullanma suçunu işlediğini ve takipsizlik kararı verilmesinin bu durumu değiştirmediğini belirterek kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın olay tarihinde yürürlükte bulunan 6762 sayılı Kanun’un 336 ve devamı maddelerinde düzenlenen sorumluluk davası olarak nitelendirilmesi ve zamanaşımı def’inin de anılan Kanun’un 309 uncu maddesinin son fıkrasına göre değerlendirilmesi ve buna göre böyle bir davanın davacı şirketin yetkili organlarınca zarar ve sorumlu olan kimsenin öğrenildiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde zararı doğuran fiilin vukuu tarihinden itibaren beş yıl içinde açılmasının gerektiği, İlk Derece Mahkemesince bu doğrultudaki kabul ile davalı hakkındaki davacının şikayeti üzerine başlatılan Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/22569 soruşturma sayılı dosyası kapsamında, 08.04.2019 tarihinde Antalya Cumhuriyet Başsavcılığınca davalı hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, bu karara davacı tarafça yapılan itiraz üzerine Antalya 4. Sulh Ceza Hakimliğince 10.05.2019 tarih, 2019/2233 D.İş sayılı karar ile itirazın reddedilerek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleştiği, buna göre de eylemin herhangi bir cezai yanı ya da cezai sorumluluğunun bulunmadığının kesinleştiği, davalıdan iadesi istenilen ücretlerin tahsis işleminin yönetim kurulunun aldığı karara dayalı olduğu, bu nedenle ortada suç niteliği taşıyan bir eylemin bulunmadığı ve İlk Derece Mahkemesince eylemin suç teşkil etmediğinin de değerlendirildiği hususları birlikte değerlendirildiğinde, davalıya yersiz yapıldığı iddia edilen ödemelerin en son 2008 yılında yapılmış olması sebebiyle 6762 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesi son fıkrası gereğince 5 yıllık zamanaşımı süresinin dava tarihi itibariyle dolduğu gözetilerek zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, davacı vekilinin istinaf talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili istinaf sebeplerini tekrar ederek temyiz etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacı tarafından davalıdan tahsili istenen bedele ilişkin zaman aşımı süresinin dava tarihi itibariyle dolup dolmadığı, ceza zamanaşımı süresinin uygulanıp uygulanmayacağı noktalarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddenin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri
2. 6103 sayılı Kanun’un 3 üncü ve 6 ncı madderi, 6102 sayılı Kanun’un 560 ıncı maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.