Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2021/7500 E. 2023/1546 K. 14.03.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/7500
KARAR NO : 2023/1546
KARAR TARİHİ : 14.03.2023

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/875 Esas, 2021/965 Karar
HÜKÜM : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2015/1135 E., 2019/193 K.

Taraflar arasındaki bankacılık sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava konusu meblağ 117.960,00 TL’nin altında bulunduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin davalı bankadan kredi sözleşmesi kapsamında 10.12.2013 tarihinde 2,0255 TL alış kuru üzerinden 377.240,00 amerikan doları karşılığı 764.099,62 TL dövize endeksli kredi kullandığını, vadenin 09.02.2014 olarak belirlendiğini, vadenin daha sonra banka tarafından iki ay uzatıldığını, müvekkilinin vade uzatımı talebi kabul edilerek banka tarafından mevcut kredinin kapatılıp tekrar kredi açılması suretiyle 09.05.2014 tarihinde yeni kredi sözleşmesi imzalandığını, davalı banka tarafından ilk kredinin ana para tutarının haksız olarak 413.000,00 amerikan doları karşılığı 859.453,00 TL’ye yükseltildiğini, bu şekilde müvekkilinin kur farkı ile 85.256,24 TL borçlandırıldığını, ayrıca bu tutar üzerinden hesaplanan 4.262,81 TL vergi ve fon tahsil edildiğini, kredi kapatılmasında uygulanması gereken kurun fiili ödeme günündeki kur olması gerektiğini, bankanın hatalı işlemi düzeltmeyi reddettiğini ileri sürerek müvekkili şirketin davalı bankaya 41369 no.lu dövize endeksli TL kredisinin kapatılarak 44374 no.lu dövize endeksli TL kredisi açılması işleminden 85.256,24 TL kur farkı borcu ve bu tutar üzerinden 4.262,81 TL vergi ve fon borcu bulunmadığının tespitine, 41369 nolu dövize endeksli TL kredisinin kapatılarak 44374 nolu dövize endeksli TL kredisi açılması işleminde kapama ve açma işlemi için 09.05.2014 tarihli amerikan doları kurunun esas alınabileceğinin tespitine, haksız olarak tahakkuk ettirilen toplam 89.519,05 TL’nin müvekkili şirkete ödenmesine karar verilmesini istemiş, 06.11.2017 tarihli ıslah dilekçesiyle, haksız olarak tahakkuk ettirilen 89.519,05 TL’nin 06.11.2014 ihtarname tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacıdan olan alacaklarının 06.12.2012 tarihinde dövize endeksli krediler ile ilave fon çıkışı olmaksızın yeniden yapılandırıldığını, kredinin 10.02.2014 vadeli kredi ve kısmen yapılan tahsilat ile kapatıldığını, vade tarihinde borcun ödenmemesi üzerine bakiye 859.453,00 TL alacaklarının 09.05.2014 tarihinde kullandırılan 44374 numaralı dövize endeksli kredi ile tahsil edildiğini, bu kredinin kullandırım kuru 2,081 TL olup karşılığının ise 413.000,00 amerikan doları olduğunu, kredi vadesinin 2 ay uzatılmasının söz konusu olmadığını, söz konusu farkın firma aleyhine kur farkı uygulanmasından kaynaklanmadığını, müvekkili tarafından yapılan işlemlerin yasal mevzuat ve bankacılık uygulama talimatlarına uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında akdedilen Genel Nakdi ve Gayri Nakdi Kredi sözleşmesi ile davacı tarafın davalı bankadan kredi kullandığı, davacı tarafça 09.05.2014 tarihinde 41369 numaralı dövize endeksli kredinin ana para borcunun, aynı gün 44374 numaralı yeni dövize endeksli kredi hesabından açılan kredi ile kapatılmak suretiyle, davalı banka tarafından vadesinde ödenmeyen 41369 numaralı dövize endeksli kredi alacağına ilişkin yasal takip hakkından borçlu davacı lehine vazgeçilerek yeniden yapılandırıldığı, 15.09.2017 tarihli bilirkişi ek raporu ve 12.03.2018 tarihli bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere davalı bankanın davacı tarafa kullandırdığı 41369 numaralı kredi alacağının vadesinde ödenmemesine rağmen kanuni takibe geçme haklarını kullanmaktan borçlu lehine olacak şekilde vazgeçmiş olduğu, krediyi normal hesaplarda izlemeye devam ettiği, tahsili gecikmiş alacaklar hesabına alarak karşılık ayırması gerektiği tarihten evvel 09.05.2014 tarihinde ödenmemiş olan krediyi yeni açtığı 44374 numaralı dövize endeksli kredi tasfiye ettiği ve krediyi yenilemek suretiyle yeniden yapılandırmada bulunuğu, eski kredinin yeni açılan kredi ile karşılıklı şekilde kapatılması sırasında fiili ödeme kurunun 09.05.2014 tarihli amerikan doları satış kuru 2.081,00 TL olması gerektiğinden dolayı ortaya kur farkı çıkmayacağı, bundan dolayı davacı yanın davalı bankaya 85.256,24 TL kur farkı ve kur farkı üzerinden hesaplanan %5 BSMV tutarı 4.262,81 TL olmak üzere toplam 89.519,05 TL tutarında borçlu bulunmadığı, düzenlenen bilirkişi raporlarının dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli bulunduğu, davacı tarafça menfi tespit talebine ilişkin davanın ıslahı neticesinde davanın alacak davasına dönüşmesinden dolayı, söz konusu tespit edilen miktarın davacı tarafın davalı bankaya olan toplam borcundan mahsup edilmesi gerektiği gerekçesiyle davacı tarafça açılan davanın kabulü ile toplam 89.519,05 TL alacağın davalı bankanın davacı tarafça düzenlenen ihtarnamenin davalı taraf tebliğ edildiği tarih olan 10.11.2014 tarihinden tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacı tarafa verilmesine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu kredinin başka bir kredi ile yapılandırılmasının söz konusu olmadığını, 10.02.2014 vadeli kredinin 2 ay uzatılması gibi bir olayın gerçekleşmediğini, bu nedenle 10.02.2014 tarihli kredi ile 09.05.2014 tarihli kredi arasında süreklilik veya devamlılık bağı oluşmadığını, kredinin vadesinde ödenmemesi nedeniyle fiili ödeme günü yerine vade tarihindeki kurun uygulandığını, somut olayda vade uzatımının söz konusu olmadığını, İlk Derece Mahkemesi tarafından alınan 04.01.2017 tarihli ilk bilirkişi raporunda açıkça izah edilen tüm bu tespitlere rağmen bilirkişi ek ve sonrasında alınan raporda yeni bir kredi kullandırımından bahsedilmiş olması hem İlk Derece Mahkemesinin hem de İstinaf Mahkemesinin kararlarında hatalı ve hukuka aykırı bilirkişi raporlarını esas alarak karar verdiğini, ortada yeni bir kredi kullandırımı veya yapılandırma söz konusu olmadığından kur farkının oluşmasından söz edilemeyeceğini, yeni kredi ile önceki kredinin tasfiyesi durumu olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ile davalı banka arasında 20.08.2008, 19.01.2010 ve 05.09.2014 tarihli kredi sözleşmelerine istinaden dövize endeksli kredi kullandırıldığı, 10.12.2013 tarihinde kullandırılan 383.000,00 amerikan doları karşılığı 775.766,50 TL kredinin vadesinin 09.02.2014 olduğu, söz konusu kredinin 10.02.2014 tarihinde yeni kredi kullandırımı ve kısmi tahsilat sonucunda 377.240 amerikan doları karşılığı 2.0255,00 TL kur üzerinden 764.099,62 TL’ye dönüştürüldüğü, kredi vadesi 09.02.2014 olmasına rağmen kredinin gecikmiş alacaklar hesabına alınması gereken 90 günlük süre dolmadan 09.05.2014 tarihli yeni kredi sözleşmesi akdedildiği, önceki kredi borcunun yeni akdedilen kredi sözleşmesiyle kullandırılan kredi ile kapatıldığı, ancak kredi kapatma-yeni kredi açma işlemi sırasında 10.12.2013 tarihli kredinin açılış kuru 2,0255,00 TL olması gerekirken kredi kapanışının 2,2515,00 TL kuru üzerinden yapılması nedeniyle 377.240 amerikan doları ana para borcunun 849.355,86 TL’ye yükselmesi sonucunda 85.256,24 TL kur farkı oluştuğu, kredi açılış ve kapanışı tarihi olan 09.05.2014 tarihindeki 2,081 kurunun uygulanması halinde ise davacı aleyhine kur farkı oluşmayacağının tespit edildiği, buna göre 377.240 amerikan doları borcun kredi kapatma-açma esnasında 413.000 amerikan dolarına yükseldiği, davacı tarafından önceki kredi borcunun vadesinde ödenmemesine rağmen davalı banka tarafından yasal takibat yoluna gidilmeyip kredinin normal hesaplarda izlenmeye devam edilip, kredi borcunun 90 günlük tahsili gecikmiş alacaklar hesabına alınarak karşılık ayrılması gerektiği 10.02.2014 tarihinden sonra olacak şekilde 09.05.2014 tarihinde davalı ile yeni bir kredi sözleşmesi akdedilerek yeni açılan dövize endeksli kredi ile söz konusu kredi borcunun kapatıldığı, eski kredi borcunun, yeni sözleşme ile kapatılarak tasfiye edildiği, bu durumda kredi kapatma ve açma işlemi sırasında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 99’uncu maddesi hükmüne uygun olacak şekilde fiili ödeme günü kuru olan 2,081 kurunun uygulanması gerektiği, bu kapsamda davalı tarafından önceki kredinin vade tarihindeki kurun uygulanması sonucunda oluşan 85.256,24 TL kur farkı ve kur farkı üzerinden hesaplanan 4.262,81TL fon vergi kesintisi olmak üzere toplam 89.519,05 TL’nin davacıdan tahsilinin dayanağı bulunmadığından, bu tutar üzerinden davanın kabulünde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasında akdedilen bankacılık sözleşmelerinden kaynaklı alacak istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6769 sayılı Kanun’un 6’ncı maddesinin birinci fıkrası

3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

14.03.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Uyuşmazlık, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi, bu kararında temyiz incelemesi sonucunda onanması durumunda Bölge Adliye Mahkemesince hükmedilecek istinaf red harcı ile Yargıtayca hükmedilecek onama harcının maktu mu yoksa nisbi mi olacağına ilişkindir.

T.C. Anayasasının 73/3 maddesinde “Vergi, resim, harç vb. mali yükümlülüklerin Kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı”,

492 sayılı Harçlar Yasası’nın 2. maddesinde “Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olacağı”,

(1) sayılı Tarifenin III karar ve ilam harcı başlıklı 1/a madddesinde “Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68.31 oranında nisbi harç alınacağı”,

1/e maddesinde “yukarıdaki nisbetlerin Bölge Adliye Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay, ve Yargıtay’ın tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları içinde aynen uygulanacağı”

2.a maddesinde de “1. fıkra dışında kalan davalarla, taraf teşkiline imkan bulunmayan davalarda verilen esas hakkındaki kararlarla, davanın reddi kararı ve icra tetkik merciilerinin 1. fıkra dışında kalan kararlarında” maktu harç alınacağı düzenlenmiştir.

Bölge Adliye Mahkemelerinde işin esasını hüküm altına aldığı kararlar, ilk derece mahkemesinin yerine geçerek verdiği ve icrai kabiliyeti söz konusu olan kararlardır. Bu kararlar ise, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak 6100 sayılı HMK 353/1-b-2,3 maddelerine göre davanın kabulü veya reddi yönünde verilen kararlardır. İlk Derece Mahkemesi Kararının İstinaf incelemesi sonucunda doğru bulunarak verilen “istinaf başvurusunun esastan reddi” kararı davanın esası hakkında verilen ve işin esasına bölge adliye mahkemesince girilip verilmiş ve icra edilecek bir karar değildir. İlk Derece mahkemesi kararı geçerliliğini sürdürmektedir. Bu itibarla konusu belli bir değere ilişkin davada, davalının istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı 1 sayılı Tarifenin III-1-a maddesinde ifade edilen “esas hakkında” karar niteliğinde bulunmadığından Bölge Adliye mahkemesince nisbi değil, maktu karar ve ilam harcının alınması gerekmektedir.

Başvurunun esastan reddinde, aslında davanın esasına girilmemekte, ilk derece mahkemesi kararı doğru bulunduğundan dava hakkında ayrıca karar verilmemektedir. Kanun koyucunun buradaki “esastan” ifadesini, istinaf başvurusu sırasında dilekçeye, harca, süreye vb. şekli hususlara ilişkin bir eksiklik olmaması, istinaf sebeplerinin incelenerek ilk derece kararında usul veya esas yönünden hukuka aykırılık bulunmamasıdır. (Pekcanıtez-Usul-Medeni Usul Hukukun Sh. 2270 vd)

Keza İstinaf başvurusunun reddine ilişkin karar temyiz incelemesi olmadığı için onama kararı niteliğinde de değildir. (Pekcanıtez-Atalay-Özekes Sh. 583, Konuralp, Uluslararası Toplantı Sh. 260, Özekes-100 soruda İstinaf ve Temyiz sh. 99)

1) Sayılı Tarifenin III-1-e maddesi tasdik (onama) edilen kararlar için nisbi karar ve ilam harcı alınacağını düzenlemiş olduğundan Bölge Adliye Mahkemesinin kararı niteliğine göre nisbi karar ve ilam harcına hükmedilmesi mümkün olmayıp bu nedenle de maktu harç alınmalıdır.

Aksi düşüncenin kabulü T.C. Anayasası’nın 73/3 maddesindeki “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağına” ilişkin temel hükme de aykırılık teşkil edecektir ki vergi ve harç yükümlülüğü konusunda kıyas veya yorum yoluyla yükümlülük getirilmesi mümkün değildir.

Somut uyuşmazlıkta, nisbi değere tabi bulunan davada, davanın kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararı aleyhinde davalı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine ve nisbi karar ve ilam harcının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı hükmedilen karar ve ilam harcı yönünden yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere aykırılık teşkil etmektedir.

Diğer taraftan davalı, istinaf başvurusunun esastan reddi kararını temyiz etmiş olup, red kararının temyiz incelemesi sonucunda alınması gereken onama harcı (1) sayılı Tarifenin 2.a maddesi gereğince Bölge Adliye Mahkemesi Kararının, niteliğine göre maktu olmalıdır.

Bu halde, Bölge Adliye Mahkemesi kararındaki nisbi karar ve ilam harcının maktu karar ve ilam harcı olarak düzeltilmesi suretiyle HMK 370/1. maddesi gereğince kararın onanması, Daire onama ilamında da nisbi yerine maktu onama harcına hükmedilmesi gerekirken karar ve ilam harçları konusunda yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum.