YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/8686
KARAR NO : 2023/911
KARAR TARİHİ : 16.02.2023
MAHKEMESİ :Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
SAYISI :2019/1720 Esas, 2021/988 Karar.
ANKARA 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ 2014/470 ESAS
HÜKÜM :Asıl ve birleşen davanın kısmen kabulü
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
BİRLEŞEN DAVA :Ankara 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2014/470
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen marka hakkına tecavüzün tespiti, önlenmesi, maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir
Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak asıl ve birleşen davanın davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, dava konusu meblağ 117.960,00 TL’nin altında bulunduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Dosya içeriğine göre asıl ve birleşen davanın davalıları vekili tarafından duruşma istemli temyize konu edilen miktar asıl davada toplam 30.000,00 TL birleşen davada 1.000,00 TL olup Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 78.630,00 TL’nin altında kaldığından asıl ve birleşen davanın davalıları vekilinin temyiz isteminin miktardan ayrı ayrı reddine karar vermek gerekmiştir.
Asıl ve birleşen davanın davacı vekilinin gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilerek Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; asıl davada, davacının “TSV+şekil” unsurlu 2010/42958 sayılı markasının bulunduğunu, gıda sektöründe faaliyet göstermekte olan davalı tarafça, davacıya ait isim ve logonun, etiketlerinde, ambalajlarında, internet sayfasında herhangi bir sözleşmeye dayanılmaksızın kullanılarak 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin (556 sayılı KHK) 61 inci maddesi uyarınca markaya tecavüz edildiğini, bu kullanım nedeniyle davacının maddi ve manevi zarar gördüğünü, davalı şirketçe, ürettiği ve sattığı ürünlerin sağlıklı ve doğal olduğuna dair belgeler ibraz edilmeksizin, davacının isminin haksız ve hukuksuz olarak kullanılması suretiyle toplumda oluşan güven duygusuna darbe vurulduğunu ileri sürerek davacı vakfın isim ve logosunun davalı şirketin internet adreslerinde kullanıldığının tespitini, davalının davacıya ait markaya olan tecavüzünün önlenmesini, markanın kullanıldığı, reklam vasıtası, internet sayfası, basılı evrak ve ürünlerin toplatılmasını, hükmün ilanını, 556 sayılı KHK’nın 66 ncı maddesi uyarınca hesaplanmak suretiyle şimdilik 10.000,00 TL maddi tazminatın ve 30.000,00 TL manevi tazminatın faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir.
2. Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; davalı Hanımeli Meyiş Gıda Üretim ve Dış. Tic. Ltd. Şti.’nin üretici, asıl davanın davalısı şirketin ise dağıtımcı şirket olduğunu, ikisinin yönetiminin de aynı kişilerden oluştuğunu, her iki şirketin de dava konusu hukuka aykırı fiilden sorumlu olduğunu ileri sürerek davalı şirketin davacı Vakfa ait markaya tecavüzünün önlenmesini, marka hakkına tecavüz, davacı Vakfın itibarının zedelenmesi ve haksız rekabet hükümlerine aykırılık sebebiyle fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.000,00 TL maddi tazminatın faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir.
3.Asıl ve birleşen davanın davacısı temsilcisi 28.04.2021 tarihli dilekçesiyle, 10.000,00 TL olarak belirtilen maddi tazminat istemini 26.550,00 TL olarak ıslah etmiştir.
II. CEVAP
1.Asıl davanın davalı vekili cevap dilekçesinde; davalının, davacının bilgisi dahilinde ve onayı doğrultusunda vakfın logosunu kullandığını, davalı şirket yetkilisinin yöneticisi olduğu vakıf projesinde, diğer gıda firmalarının vakıf logosunu kendi ürünlerinde kullandırmaya teşvik etmek için bunun yapıldığını, davacı vakfın başkanının, vakfın tanıtımı için davalıdan yardım istediğini, bu sayede davacının ismini duyurduğunu, davalının gıda güvenlik sertifikalarının bulunduğunu, davacı tarafın, vakıf logosuna karşılık bağış aldığını, taraflar arasında yazılı sözleşme olmamasının logonun izinsiz kullanıldığı anlamına gelmeyeceğini, sosyal bir vakfın kar kaybından söz edilemeyeceğini savunarak asıl davanın reddini istemiştir.
2.Birleşen davada davalı Hanımeli Meyiş Gıda Üretim ve Dış. Tic. Ltd. Şti. temsilcisi, davaya cevap vermemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 23.09.2016 tarihli ve 2014/147 E., 2016/247 K. sayılı kararıyla; asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davanın davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 15.02.2017 tarihli ve 2017/46 E., 2017/134 K. sayılı kararıyla; asıl ve birleşen davada davalılar tarafından davacının isim ve logosunun, davacı Vakfın rızası hilafına haksız olarak kullanıldığının kabulü gerektiğinden, davacının tazminat talebinin incelenmesinin zorunlu olduğu, ancak Mahkemece, davacının bu yöndeki talebi için hiç bir delil toplanmadığı ve değerlendirme yapılmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın davanın yeniden görülmesi için İlk Derece Mahkemesine iadesine, kararın niteliğine göre asıl ve birleşen davada davacı vekilinin sair istinaf itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davanın davalılar vekilince temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Dairemizin 03.10.2019 tarih, 2019/2290 E. ve 2019/6162 K. sayılı kararıyla Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılamada delillerin toplanması ve değerlendirilmesi hususunda tazminat hesabına etki edecek deliller yönünden eksiklik bulunduğu düşünüldüğünden, 6100 Kanun’un ilgili hükümleri çerçevesinde duruşma açılıp gerekirse bilirkişi raporu alınarak eksiklik olarak tespit edilen hususlar giderildikten sonra sonucuna göre yeni bir karar verilmesi gerekirken, İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak davanın yeniden görülmesi için mahkemesine iadesine karar verilmesi doğru görülmediği gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu olayda zımni rızanın bulunmadığı, İlk Derece Mahkemesince zımni rızanın varlığını, davacı Vakfın yöneticisinin şahsi ilişkisine dayandırılmış ise de davacı Vakfın dava konusu kullanıma zımni rıza verdiğini göstermeyeceği, bir an için dava konusu uyuşmazlıkta, zımni rızanın varlığı kabul edilse bile, davacı tarafından davalılara gönderilen 17.08.2012 ve 21.05.2014 tarihli ihtarlar ile davanın ikinci ihtardan sonra açıldığı dikkate alındığında, verilen bu zımni rızanın geri alınmış sayılmasının zorunlu bulunduğu, asıl hak sahibinin her zaman verdiği izni geri alabileceği, davacı adına tescilli 2010/42958 sayılı markanın kapsamında yiyecek ve içecek mallarının bulunmadığı, 41 inci sınıfta tescilli olduğu, davalıların kullanımının ise yiyecek içecek sınıflarını kapsadığı, dolayısıyla davalıların davacının tescilli markasını birebir tescilli olduğu sınıfta veya benzer sayılabilecek bir sınıfta kullanmadığı, davacının markasının tanınmış marka olduğunun da iddia ve ispat edilmediği, somut uyuşmazlıkta davalının kullanımının davacının marka hakkını ihlal etmediği, öte yandan davalıların farklı sınıflarda bu markayı kullanmasının esasa etkisi bulunmadığı, çünkü davanın, marka ya da logoya tecavüzün önlenmesi değil davacıya ait logonun, davacının isminin de özelliği kullanılarak davalılar tarafından üçüncü şahısları yanılttığı iddiasına dayalı bulunduğu, davalıların “… öneriyor” ibaresini taşıyan ürünler üretip satmalarının müşteri algısını etkileyebilecek bir unsur olduğu, müşterinin satın alma eğilimini artırabilecek bir unsur olarak kabul edilmesi gerektiği, bu bağlamda davalıların davacının dava konusu ibaresini ürünlerinde kullanmalarının davalılara müşteri tercihinde pozitif katkı sağlayacağı, müşteri alım tercihini pozitif yönde etkileyeceği, bu durumun davalıyı aynı sektörde hizmet veren dava dışı rakip firmalara karşı avantaj sağlayacak bir duruma getireceği, alınan bilirkişi raporu üzerine asıl ve birleşen davanın davacısının ıslah talebinde bulunduğu, 6100 sayılı Kanun’un 357 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca Bölge Adliye Mahkemesinde ıslah talebinde bulunulamayacağından davacı tarafın ıslah talebinin reddedildiği, bilirkişilerden haksız rekabet nedeni ile tazminat hesabı yapılması istenilmiş ise de bilirkişilerin 556 sayılı KHK’nın 66 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi kapsamında maddi tazminat hesabı yaptığı, bilirkişi raporunda zararın sonuç olarak 26.550,00 TL olabileceğinin belirlendiği, bilirkişinin bu şekilde yaptığı belirlemesinin esasen talep ile tam olarak örtüşmediğinin anlaşıldığı, dosyadaki bilgi ve belgelere göre gerçek bir zarar hesabının da yapılamayacağı kanaatine varıldığı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre, uğranılan zarar miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hakim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri gözönünde tutarak zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleyeceğinin düzenlendiği, davalı Hanımeli Meyiş Gıda Üretim ve Dış. Tic. Ltd. Şti.’nin üretici, asıl davanın davalısının ise dağıtıcı olduğunun, iki davalının yönetiminin de aynı kişilerden oluştuğunun anlaşılması karşısında her iki şirketin de dava konusu hukuka aykırı fiilden sorumlu olduğu, 6098 sayılı Kanun’un 50 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca belirlenen 26.550,00 TL maddi tazminatın somut olayın özelliklerine uygun bulunduğu ve asıl ve birleşen davalının bu miktardan eşit oranda sorumlu bulunduğu, manevi tazminat koşullarının davacı yararına gerçekleştiği, olayın oluş şekli, olay tarihindeki paranın satın alma gücü gözetildiğinde, asıl dava yönünden, 25.000,00 TL manevi tazminatın, somut olayın özelliklerine ve hakkaniyete uygun olduğu gerekçesiyle asıl dava yönünden; asıl davanın kısmen kabulüne, davalının haksız rekabeti nedeniyle, 5.000,00 TL maddi tazminatın davalı Doğtat A.Ş.’den, asıl dava tarihi olan 18.04.2014 tarihinden itibaren, taleple bağlı kalınarak, yasal faizi ile alınıp davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin hakkının saklı tutulmasına, asıl davadaki manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile 25.000,00 TL manevi tazminatın davalı Doğtat A.Ş.’den asıl dava tarihi olan 18.04.2014 tarihinden itibaren, taleple bağlı kalınarak, reeskont faizi ile alınıp davacıya verilmesine, birleşen dava yönünden; birleşen davanın kısmen kabulü ile haksız rekabet nedeniyle, 1.000,00 TL maddi tazminatın davalı Hanımeli Ltd. Şti.’den, 17.08.2012 tarihinden itibaren, taleple bağlı kalınarak, reskont faizi ile alınıp davacıya verilmesine karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl ve birleşen davanın davacı vekili ve asıl ve birleşen davanın davalıları vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Asıl ve birleşen davaların davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın dayanağının davalılann garanti markası olarak davacı vakfın isim ve logosunu “öneriyor” ibaresi ile birlikte haksız biçimde kullanması olduğunu, marka sınıflarının farklı oluşu marka ya da logoya tecavüz olmayacağı anlamına gelmediğini, davacı Vakıf bilinen, saygın, itibarlı ve kendisine güven duyulan bir marka olduğunu, davalılar ile aynı marka sınıfında olmasa dahi davacının isim ve logosunun hiçbir şekilde davacının onayı olmadan ve arada sözleşme olmadan davalılar tarafından kullanılması ve dahi bu haksız kullanım üzerine davacı Vakfın güvenilirliğinin ve itibarının sarsılması sonucunda marka hakkına tecavüz oluştuğunu, bu sebeple davacı Vakfın marka hakkına yapılan tecavüzün tespiti ve taleplerinin kabul edilmesi gerektiğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
2. Asıl ve birleşen davanın davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı şirketin, davacının adını ve logosunu izinsiz olarak kullandığı iddiası tamamen asılsız kötü niyetli olduğunu, davalı şirketin, vakfın bilgisi dahilinde ve onayı ve isteği doğrultusunda vakfın logosunu kullandığı, bu husustaki dellilerin dosyada mübrez olduğunu, İlk Derece Mahkemesince alınan bilirkişi raporlarında davacının davasının haklı olmadığı, mevcut durumun marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet olmadığının tespit edildiğini buna karşın Bölge Adliye Mahkemesince haksız rekabetten dolayı davalıları tazminat mahkum ettiğini, bu durumun hukuka aykırı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, asıl ve birleşen davalıların eylemlerinin haksız rekabet ve markaya tecavüz oluşturup oluşturmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun’un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
A. Asıl ve Birleşen Davada Davacının Temyizi Yönünden
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
B. Asıl ve Birleşen Davada Davalıların Temyizi Yönünden
Asıl ve birleşen davada davalılar vekilinin temyiz dilekçesinin ayrı ayrı miktardan REDDİNE,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,
16.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.