YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/8759
KARAR NO : 2023/1673
KARAR TARİHİ : 20.03.2023
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2020/341 Esas, 2021/295 Karar
HÜKÜM : Davanın reddi
Taraflar arasındaki alacak davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıların maliki olduğu Mimar Sinan Konutlarının yönetim işlerini yapan Mimar Sinan Hizm. A.Ş. ile davacı arasında 20.05.1997 tarihinde “Kalorifer Yakıtı Temini Sözleşmesi” yapıldığını, sözleşmenin 5. maddesinde yakıtın fiilen teslimi ve faturanın şirkete ulaşmasından sonra ödemenin en geç 20 gün içerisinde gerçekleşmemesi durumunda kalorifer yakıtına gelecek zamların işverene yansıtılacağının belirtildiğini, davalılara gönderilen ihtarnameye rağmen kalorifer yakıtına gelen zamların ödenmediğini, davacının ana parayı icra takibine itiraz üzerine açtığı itirazın iptali davası sonucunda tahsil ettiğini, ancak icra dosyasında ana paranın ödenme tarihi olan 02.08.2006 tarihine kadar kalorifer yakıtına zam geldiğini ileri sürerek şimdilik 500.000,00 TL’nin % 70 sözleşme faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı … Tes. AŞ. vekili cevap dilekçesinde; davacının munzam zararının ne miktarda olduğunu kanıtlamak zorunda olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
Davalı Tasfiye Halinde Emlakbank A.Ş. vekili cevap dilekçesinde, davacının gerçekte mevcut olmayan, ancak varsayıma dayalı munzam zarar iddiasını somut olgulara dayandırmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen İlk Karar
Mahkemece 25.05.2010 tarih, 2009/185 E. ve 2010/249 K. sayılı kararı ile davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
B.(Birinci) Bozma Kararı
Dairemizin 28.05.2012 tarih, 2012/3678 E. ve 2012/8961 K. sayılı kararıyla davanın hukuki yorumu tarafların ileri sürdükleri beyanlar doğrultusunda mahkemeye ait olduğu, davacının dava dilekçesi ve sonradan ibraz edilen cevaplar ve diğer dilekçeler dikkate alındığında davanın 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (818 sayılı Kanun) 105 inci maddesi kapsamında yer alan munzam zarara yönelik bulunduğunun anlaşıldığı, munzam zararın asıl temel ilişkiden bağımsız olduğu, bu durumda temel ilişkideki zamanaşımına ilişkin tarihlerin dikkate alınamayacağı, mahkemece munzam zarara ilişkin zamanaşımı dikkate alınıp eğer talep zamanaşımına uğramamış ise işin esasının incelenerek bir karar verilmesi gerekirken temel ilişki dikkate alınarak davanın zamanaşımı nedeniyle reddinin yerinde görülmediği, yerel mahkeme kararının açıklanan nedenlerle bozulması gerekirken, Dairemizin 12.10.2011 sayılı 743-12448 sayılı karar ile onandığı anlaşıldığından davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulüne karar verilerek karar bozulmuştur.
Mahkemece, davacının talebinin sözleşmenin 5 inci maddesine göre yakıt farkı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiş, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Hukuk Genel Kurulunun 05.02.2014 tarih, 2013/201 E.ve 2014/58 K. sayılı kararıyla Dairenin bozma gerekçesi doğrultusunda yerel mahkemenin direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmadan sonra davacı vekili tarafından 27.07.2016 tarihli ıslah dilekçesi ile talep miktarı 1.600.000,00 TL artırarak 2.100.000,00 TL’ye yükseltilmiştir.
C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemece 06.11.2017 tarih, 2015/136 E. ve 2017/926 K. sayılı kararı ile davacının alacağını zamanında almış olsa idi bu bedel ile tekrar akaryakıt alıp satması mümkün olduğundan munzam zararının borç zamanında ödense idi alınabilecek akaryakıt miktarı ile borcun fiilen ödendiği tarihte alınabilecek akaryakıt miktarı arasındaki fark olarak kabul edilmesi gerekmekte olduğu, davacının teslim ettiği akaryakıt miktarının 1.170.010 lt yani 1.167.669,98 kg olduğu ve 02.08.2006 tarihinde 1.844.918,57 TL yaptığı, davacının akaryakıt bedeli ile vade farkı olmak üzere tahsil tarihi itibariyle faiziyle birlikte 443.200,00 TL tahsil ettiği, bu durumda davacının munzam zararının 1.844.918,57 TL’den ödenen bedel olan 443.200,00 TL’nin düşüldüğünde kalan 1.401.718,57 TL olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 1.401.718,57 TL’nin 500.000,00 TL’sine 12.03.2009 bakiye 901.718,57 TL’sine ise 28.07.2016 tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına, fazlaya ilişkin isteğin reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
D.(İkinci) Bozma Kararı
Dairemizin 02.04.2019 tarih 2018/1690 E., 2019/2185 K. sayılı kararı ile, 818 sayılı Kanun’un 105 inci maddesi (6098 sayılı Kanunun 22 inci maddesi) ”alacaklının düçar olduğu zarar geçmiş günler faizinden fazla olduğu surette borçlu kendisine hiçbir kusur isnat edilemeyeceğini ispat etmedikçe bu zararı dahi tazmin ile mükelleftir” hükmünü içerdiği, alacaklının uğradığı zararın kendisine ödenen temerrüt faizinden fazla olduğunu ispat etmek zorunda olduğu, mücerret enflasyon, döviz kurlarındaki yükselme veya bankaların uyguladığı faiz oranlarındaki artışların tek başına munzam zararın gerçekleştiği veya kanıtlandığı anlamına gelmediği, alacaklının kanıtlaması gereken hususun yukarıda açıklanan genel olgular değil, kendisinin şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı zarar gördüğü keyfiyeti olduğu, mahkemece, açıklanan hususlar gözetilmeden eksik inceleme ile düzenlenen bilirkişi raporuna göre karar verilmesinin doğru olmadığı, bu durumda mahkemece alacaklının munzam zarara uğradığının ispatı yönünde sunduğu delilleri incelenip, konusunda uzman bilirkişi heyetinden ayrıntılı ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınıp deliller hep birlikte değerlendirilerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesinin isabetsiz olduğu, kabule göre de; mahkemece daha önce verilen kararlar 28.05.2012 tarihinde Dairemizce ve 05.02.2014 tarihinde Hukuk Genel Kurulu tarafından bozulduğu, bozma kararına uyulmasına karar verilerek yapılan yargılama sırasında davacı vekili 27.07.2016 tarihinde ıslah talebinde bulunduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 177 nci maddesinin birinci fıkrasının “Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir.” hükmünü içerdiği, diğer yandan 06.05.2016 tarih 2015/1 E. 2016/1 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı uyarınca bozmadan sonra ıslah yapılamayacağından davacı vekilinin bozmadan sonra yaptığı ıslahın yok hükmünde olmasına rağmen yazılı şekilde bozmadan sonra yapılan geçersiz ıslaha değer verilerek karar verilmesinin de doğru olmadığı gerekçesiyle hüküm bozulmuştur.
E.Mahkemece (İkinci) Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemece yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı vekilinin zararın somutlaştırılmasına yönelik olarak sunduğu 01.02.2021 tarihli dilekçesinde davacının uğradığı munzam zararın borcun 2001 yılında ödenseydi alınabilecek akaryakıt miktarı ile borcun fiilen ödendiği 2006 yılında alınabilecek akaryakıt miktarı arasındaki fark olduğuna yönelik talep ve iddialarını yinelemiş olup, zararın somutlaştırılmasına yönelik olarak farklı bir açıklama yapmadığı, her ne kadar Yargıtay bozma ilamında alacaklının munzam zarara uğradığının ispatı yönünde sunduğu delilleri incelenip, konusunda uzman bilirkişi heyetinden ayrıntılı ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınmasına değinilmiş ise de, davacı tarafın mahkemece kendisinden istenilen açıklamaya farklı bir açıklama yapmadan, önceki iddialarını tekrar mahiyetinde açıklamalar sunması karşısında (davacının zarar olarak iddia ettiği hususa zaten bozma öncesi bilirkişi raporunda değinilmiş olup, bozulan karar da buna göre verildiğinden ve Yargıtay bozma ilamına göre yerinde görülmediğinden) yeniden bilirkişi incelemesi yapılmasının davacının bozma ilamına göre somut zararını ortaya çıkaracak tespitler içermeyeceği ve gereksiz olacağı, bilirkişi incelemesi yapılmadan, davacının kanıtlaması gereken husus olan, kendisinin şahsen ve somut olarak geç ödemeden dolayı zarar gördüğü iddiasını ispatlayamadığı ve somutlaştıramadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece bozma ilamının gereğinin yerine getirilmediğini, bozma ilamında bilirkişi raporu alınması gerektiği belirtilmesine ve mahkemece bozmaya uyulmasına rağmen rapor alınmadan karar verildiğini, 01.02.2021 tarihli dilekçelerinde müvekkili şirketin davalılardan olan alacağını ödenmesi gereken tarih olan 2001 ile tahsili tarihi olan 2006 arasındaki süreçte akaryakıt alımı yapılıp yapılmadığı yapılmış ise bu alıma ilişkin sözleşmeler, kullanılan krediler olup olmadığı var ise ne için kullanıldığına ilişkin ticari durumun müvekkili şirketin ticari defter ve kayıtlarının bilirkişi marifeti ile bu konu özelinde bilirkişi marifeti ile yapılacak inceleme ile ortaya çıkabilecek bir konu olduğunun belirtildiğini ancak buna rağmen bilirkişi incelemesi yapılmadığını, mahkemece dava munzam zarar davası olarak nitelendirilmesine rağmen munzam zarara özgü ispat ve hesap yöntemleri olan fiyat artışı, enflasyon, paranın değer kaybı olan fiili karineleri dikkate almadan davayı reddettiğini, işbu davada davacının uğramış olduğu munzam zararın oluştuğunun sabit olduğunu, munzam zararın borç, 2001 yılında ödenseydi alınabilecek akaryakıt miktarı ile borcun fiilen ödendiği 2006 yılında alınabilecek akaryakıt miktarı arasındaki fark olduğunu, oluşan bu farkın başkaca ispat vasıtasına gerek olmaksızın ispatladığını, 818 sayılı Kanun’un 105 inci maddesinde munzam zararda ispat yükünün borçluda olduğunun düzenlendiğini ancak davada ispat yükünün alacaklıya yüklendiğini, davalıların kendilerine kusur isnat edilemeyeceğini ispat edemediklerini, Yargıtay kararları ve Anayasa Mahkemesi kararlarının da aynı doğrultuda olduğunu, ayrıca yapılan yasal değişiklikle bozmadan sonra ıslah yapılabileceğini ileri sürerek kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasında imzalanan kalorifer yakıt temini sözleşmesi gereği davacıya yapılan ödemenin geç yapılması sebebiyle 818 sayılı Kanun’un 105 inci maddesine dayalı alacağın tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 105 inci maddesi
3. Değerlendirme
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
20.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.