YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/8946
KARAR NO : 2023/2653
KARAR TARİHİ : 03.05.2023
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/905 Esas, 2021/890 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2017/818 E., 2018/1215 K.
Taraflar arasındaki tenfiz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 02.05.2023 günü hazır bulunan davacı vekilleri Avukat …….. ile davalı vekili Avukat…… dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin davalıya 2007 ila 2011 yılları arasında beş farklı finansal yardım sözleşmesi ile yüklü miktarda finansal yardım sağladığını, ancak davalının 3.996.728,38 USD ve 12.189.063,50 euro borcunu ödememesi üzerine finansal yardım sözleşmeleri uyarınca yetkili Kazakistan Mahkemesi nezdinde alacak davası açıldığını, yapılan yargılama sonucu Astana Şehri Özel Bölgelerarası Ekonomi Mahkemesi tarafından davanın kabulüne karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini ileri sürerek, Astana Şehri Özel Bölgelerarası Ekonomi Mahkemesi’nin 10.05.2017 tarihli kararının tenfizine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirkete usul ve yasaya uygun bir şekilde tebligat yapılmadan karar verildiğini, davadan haberi olduğunda ise davacı şirket yetkilileri tarafından müvekkili şirket adına vekaletname çıkarılmasına izin verilmeyerek savunma hakkının kasıtlı olarak engellendiğini, müvekkili şirketin beş kişilik yönetim kurulunun üç üyesini seçme yetkisinin davacı şirkete ait olduğunu, davacının imzası olmadan yönetim kurulunun karar almasının mümkün olmadığını, müvekkilinin mahkemede temsil edilmesinin kasıtlı olarak engellendiğini, kararı veren mahkemenin yetkisiz olduğunu, Türk Mahkemeleri yetkili olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı şirketin davalı şirkette %75 oranında çoğunluk hissedarı olarak 5 kişiden oluşan yönetim kurulunun 3’ünü seçme yetkisi olduğu, dolayısı ile davacı şirketin rızası olmadan herhangi bir yönetim kurulu kararı alınamayacağı, bu durumun davalı şirket adına vekaletname çıkartılmasına engel teşkil ettiği, anılan nedenle mahkemece davalı şirkete kayyum ataması yapılarak şirket adına işlemlerin kayyum tarafından yürütülmesi gerektiği, ilgili mahkeme tarafından dava süreci ile ilgili 3 adet tebligat yapıldığı, ancak yapılan tebligatların usul ve yasaya uygun olmadığı, böylelikle davalı şirketin savunma hakkının engellendiği, bu şekilde davalı şirketin gıyabında ve yokluğunda karar verildiğinden tenfiz şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı şirketin %75 oranında A grubu pay sahibi ve yönetim kurulu üyesi olduğunu, 2007 ile 2011 yılları arasında beş farklı finansal yardım sözleşmesi ile davalıya büyük miktarda yardım sağladığını, ancak sağlanan yardımın çok az bir kısmının geri ödendiğini, borcun ödenmemesi üzerine yetkili Kazakistan mahkemesinde alacak davası açıldığını ve tenfize konu kararın verildiğini, davalının Kazakistan kanunlarına uygun şekilde duruşmaya çağrıldığını, davalının yargılamadan haberdar olunduğuna ilişkin ikrarının görmezden gelindiğini, savunma yapma imkanı bulunan davalının savunma yapmaması nedeniyle kararın usule uygun olduğunu, savunma hakkının kısıtlanmadığını, dava dilekçesi ekinde sunulan belgelerle davalının mahkemeye usulüne uygun şekilde çağrıldığının kanıtlandığını, yargılamanın ne şekilde yapılacağına ilişkin usul düzenlemelerinin hakimin hukukuna göre belirlenmesi gerektiğini, müvekkilinin şirketin %75 oranında pay sahibi olmasına rağmen davayı takip eden avukat Savaş Pehlivan’a davanın takibi için yetki verilmediğini, dava takibi için vekaletin yeterli olmadığını ve ayrıca takip için müvekkilinin yetki vermesi gerektiğini, avukata yetki verilmesine ilişkin bir yönetim kurulu kararı veya talimat bulunmadığını beyan ederek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu beyan ederek kararın düzeltilmesini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tebligatın şekli ve yargılama hukukunun kararı tenfiz edilecek yabancı mahkemenin hukukuna göre belirleneceği, ancak şahsın hukukunu ilgilendiren tüzel kişiliğin temsili hususunda 5718 sayılı Milletler Arası Özel Hukuk Kanunu (5718 sayılı Kanun) hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerektiği, buna göre, 5718 sayılı Kanun’un 9 uncu maddesine göre hak ve fiil ehliyeti ilgilinin milli hukukuna tabi olduğu, davalının Türk hukukuna tabi tüzel kişi olması nedeniyle davayı takibe imkan sağlayacak olan fiil ehliyetinin Türk hukukuna göre belirlenmesi gerektiği, davacı şirketin aynı zamanda davalı şirkette %75 oranında pay sahibi hakim hissedar durumunda olduğu, aynı zamanda davalı şirketin yönetim kurulu üyesi olduğu, davacı ile davalı şirket arasında menfaat çatışması bulunduğu, tüzel kişinin yerleşim yerindeki mahkemece atanacak kayyım tarafından temsil edilmesi gerektiği, her ne kadar davalıya yabancı mahkeme tarafından tebligat yapılmış olsa dahi usulüne uygun şekilde davaya çağrıldığından ve savunma hakkı tanındığından söz edilemeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, dava tenfiz koşulları bulunmadığından reddedildiğine göre ilk derece mahkemesince davalı yaranına maktu tarife üzerinden avukatlık ücreti tayin edilmesinin doğru olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davalı şirketin fiil ehliyetinin bulunduğunu, Kazakistan’daki yargılamadan usulüne uygun şekilde yapılan tebligatlar ile haberdar olduğu, savunma hakkının kısıtlanmadığını aksine davalının savunma hakkını kullanmamayı tercih ettiğini, A grubu yönetim kurulu üyesi tarafından imzalı vekaletnamenin davalı taraf gönderilerek savunma hakkını kullanmasına imkan tanındığını, davalı şirkete kayyım atanmasına gerek olmadığını, tenfiz şartlarının oluştuğunu beyan ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, tenfiz şartlarının oluşup oluşmadığı, davalının savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığına ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
5718 sayılı Kanun’un 9 uncu maddesi, 54 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Dava, Kazakistan mahkemesince verilen kararın tenfizi istemine ilişkin olup, ilk derece mahkemesince yabancı mahkemede yapılan yargılamada davalının savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilinin istinaf istemi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince o yerin kanunlarına göre davalıya geçerli şekilde tebligat yapıldığı, ancak davalının kendini davada temsil etmesinin mümkün olmadığını, davalıya kayyım atanarak yargılamanın yapılması gerekirken gıyabında yapılan yargılama nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
2. Yabancı mahkeme kararlarının tenfizine ilişkin 5718 sayılı Kanun’un 50 nci maddesi ve devamında yasal düzenlemelere yer verilmiş, 54 üncü maddede de tenfizin şartları düzenlenmiştir. Aynı maddenin birinci fıkrasının (ç) bendinde ifade edildiği üzere, o yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyabında veya yokluğunda hüküm verilmiş olması tenfize engel yaratacaktır. Kanunda “o yer kanunları” şeklinde yazılı ifade ile amaçlanan, (lex fori: hâkimin hukuku) tenfizi istenilen kararı veren mahkemenin bulunduğu ülke hukukudur. Türkiye Cumhuriyeti ile Kazakistan Cumhuriyeti arasında 13.06.1995 tarihinde düzenlenen Hukuki Konularda Adli Yardımlaşma Sözleşmesi’nin 23 üncü maddesinde de 5718 sayılı Kanun’a paralel bir düzenleme getirilmiştir. Dosyaya sunulan belgelerden de anlaşıldığı üzere davalı hâkimin hukukuna göre duruşmadan haberdar edilmiştir. Yine davacı vekili tarafından sunulan uzman görüşünde de hâkimin hukukuna göre davalıya yapılan tebligatların geçerli olduğu ve davalıya mahkemede kendini savunma imkânının tanındığı yönünde haklı tespitler yapılmıştır. Bölge Adliye Mahkemesinin de kabulü de bu yöndedir.
3. Bölge Adliye Mahkemesince hâkimin hukukuna göre yapılan tebligatlar geçerli kabul edilmekle birlikte, şahsın hukukunu ilgilendiren tüzel kişiliğin temsili hakkında 5718 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği, anılan Kanun’un 9 uncu maddesine göre hak ve fiil ehliyetinin ilgilinin milli hukukuna tabi olacağı, Türk Hukuku’na göre konuya bakıldığında taraflar arasında menfaat çatışması bulunduğu, şirketin yabancı mahkemede kayyım ile temsili gerekirken gıyabında yargılama yapılıp karar verildiği ve bu şekilde savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle tenfiz şartlarının oluşmadığına karar verildiği, ancak tenfiz incelemesinin şekli yapılması gerektiği, fiil ehliyeti ve temsil konusunun şahsın hukukunu ilgilendirdiği ve şekli incelemeyi aşan bir inceleme olduğu, 5718 sayılı Kanun’un 54 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde ifade edilen tenfiz şartlarının varlığı yada yokluğu değerlendirildiğinde tenfiz şartlarının oluştuğunun kabulü ile davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeler davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, ilk derece mahkemesi kararının davacı yararına bozulması gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Davacı vekilinin bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
3. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
10.05.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
(karşı oy)
(karşı oy)
K A R Ş I O Y
1-Dava, taraflar arasında düzenlenen kredi sözleşmelerinden kaynaklanan alacağın tazmini istemli davada Kazakistan Astana Şehri Özel Bölgelerarası Ekonomi Mahkemesi tarafından verilen 10.05.2017 tarih 7119-17-00-2/2469 sayılı mahkeme kararının MÖHUK’un 50 vd. maddeleri uyarınca tanıma ve tenfizi istemine ilişkindir.
2- İlk Derece Mahkemesince, verilen kararın Türkiye Cumhuriyeti ve Kazakistan arasında imzalanan 13.06.1995 Tarihli Adli Yardımlaşma Anlaşması’nın 23.maddesine ve MÖHUK 54/ç.maddesine aykırı olduğu, kendisine karşı tenfizi istenen kişinin hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmadığı ve o mahkemede temsil edilmemiş olduğu, bu şekilde davanın davalı şirketin gıyabında ve yokluğunda karara bağlanmış olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
3-İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14.Hukuk Dairesi tarafından istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir.
4-Türkiye Cumhuriyeti ile Kazakistan Cumhuriyeti arasında 13.06.1995 tarihinde düzenlenen hukuki konularda adli yardımlaşma sözleşmesinde tenfize ilişkin özel düzenlemeler bulunmaktadır. Anılan sözleşmenin 23/3. maddesinde de tenfiz engelleri arasında “Kararların ittihaz olunduğu akit tarafın kanunlarına göre, yargılamaya katılmayan ve aleyhinde karar verilen tarafın, usulüne uygun olarak davet edilmemiş olması veya hukuki ehliyetsizliği sebebiyle, savunma veya muteber bir şekilde temsil edilme hakkından yoksun bırakılmış olması” sayılmış ve MÖHUK’na paralel bir düzenleme getirilmiştir.
5- 5718 sayılı MÖHUK 9/ (1) .maddesi uyarınca, “Hak ve fiil ehliyeti ilgilinin millî hukukuna tâbidir.” Yine aynı maddenin (4).bendi uyarınca, “Tüzel kişilerin veya kişi veya mal topluluklarının hak ve fiil ehliyetleri, statülerindeki idare merkezi hukukuna tâbidir. Ancak fiilî idare merkezinin Türkiye’de olması hâlinde Türk hukuku uygulanabilir .”
Yine, TMK.nun 49.ve50. uyarınca, tüzel kişiler fiil ehliyetini, organları vasıtasıyla kullanır. Bir tüzel kişi ile yetkili temsilcisi arasında menfaat çatışması bulunduğu durumlarda ise tüzel kişinin, yerleşim yerindeki mahkemece atanacak kayyım tarafından temsil edilmesi gerekir.
Söz konusu amir yasa hükümlerinden yola çıkılacak olursa; davalı şirket merkezi İstanbul olan Türkiye’de kurulmuş bir şirket olup, davacı şirketin davalı şirkette %75 oranında çoğunluk hissedarı olarak 5 kişiden oluşan yönetim kurulunun 3’ünü seçme yetkisi olduğu, dolayısıyla davacı şirketin rızası olmadan herhangi bir yönetim kurulu kararı alınamayacağı, bu durumun davalı şirket adına vekaletname çıkartılmasına engel teşkil ettiği, anılan nedenle mahkemece davalı şirkete kayyum ataması yapılarak şirket adına işlemlerin kayyum tarafından yürütülmesi gerektiği, ilgili mahkeme tarafından dava süreci ile ilgili 3 adet tebligat yapıldığı, bu tebligatlardan birinin doğrudan Orhan Yılmaz adına yapıldığı ve Orhan Yılmaz’a tebliğ edildiği, diğer bir tebligatın Ay-Sir Turizm ve İnş. A.Ş Yürütme Organı şeklinde yapıldığı, ancak söz konusu tebligatın fiilen kime tebliğ edildiğinin tebliğ mazbatasında yer almadığı, 3.tebligatın da Ay-Sir Turizm ve İnş.A.Ş adına çıkartıldığı, bu tebligatta da tebliğ alanın kim olduğunun tebliğ mazbatasından anlaşılamadığı, davacı tarafça söz konusu tebligatların B sınıfı hissedarlardan Orhan Yılmaz ve Kerem Berk Yılmaz’a gönderildiği ileri sürülmüş ise de, davalı şirketin hakim ortağının davacı şirket (A grubu) olması ve şirketin A ve B grubu yönetim kurulu üyelerince müştereken temsil edilmesi zorunluluğu karşısında, davacı yönetim kurulu üyesi ile davalı şirket arasında menfaat çatışması bulunduğu, bu nedenle mahkemece yapılan tebligatların usulüne uygun olarak yapılmadığı ve davalı şirketin savunma hakkının engellendiği, davalıya yabancı mahkeme tarafından tebligat yapılmış olsa dahi davalı şirketin, yabancı mahkemedeki yargılama için usulüne uygun şekilde çağrıldığından ve savunma hakkı tanındığından söz edilemeyeceğinden, ilk derece ve Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davanın reddine karar verilmesinde bir usulsüzlük bulunmadığından kararın onanmasına karar vermek gerekirken yazılı şekilde kararın bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyız.