YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/1149
KARAR NO : 2023/4340
KARAR TARİHİ : 11.07.2023
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/591 Esas, 2021/927 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Manisa 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2015/392 E., 2018/187 K.
Taraflar arasındaki bankacılık işleminden kaynaklanan maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin maddi varlığının bir kısmını 2009 takvim yılı içerisinde davalılardan T. İş Bankası Organize Sanayi Bölgesi Şubesin nezdinde değerlendirdiğini, ancak davalının o dönemde müvekkiline aktarması gereken faizi müvekkili sanki % 15 stopaj kesintisi yapılıyor ve beyan ediyor zannı uyanmasına sebep olacak şekilde kesinti yaparak müvekkili hesaplarına eksik aktardığını, müvekkilinin bu nedenle karşı karşıya kaldığı vergi incelemesi neticesinde 843.600,00 TL vergi, gecikme faizi ve vergi ziyaı cezası ödemek sorunda kaldıklarını, Manisa 2. Noterliğinin 03.06.2015 tarihli ihtar keşide edilerek söz konusu bedelin ihtarın tebliğ tarihinden itibaren 24 saat içinde 27.05.2015 tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte müvekkiline ödenmesinin ihtar olunduğunu, davalılardan T. İş bankası A.Ş. Organize Sanayi Bölgesi Şubesine bu ihtarın 04.06.2015 tarihinde, diğer davalıya ise 06.06.2015 tarihinde tebliğ edildiğini, 24 saat süre içerisinde söz konusu ödemenin yapılmadığını, müvekkilinin 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu (4562 sayılı Kanun) kapsamında faaliyet gösterdiğini, 4562 sayılı Kanun’un 5 inci maddesi gereği Organize Sanayi Bölgesi (OSB), davalı bankanın dönemsel olarak teklif ettiği faiz oranlarında 30, 33, 45 gün v.b. gibi vadelerde müvekkilinin maddi varlığını vadeli hesapta değerlendirdiğini, davalı şube tarafından OSB fonları değerlendirilirken karşılıklı anlaşılan faiz oranlarından vade sonlarında müvekkili hesaplarına aktarılması gereken faiz tutarlarından %15 tutarında vergi tevkifatı tutarı kadar düşülerek kalan net tutarların bölge hesabına aktarıldığını, davalının stopaj kesintisi ile aynı oranda kesinti yapması müvekkili nezdinde yapılan bu kesintilerin stopaj kesintisi olduğu ve bu şekilde tevkifat sonucu vergilerin beyan edilerek ödendiği zannını uyandırdığını, 2009 yılında bu kayıtların müvekkili bölgenin yasal defterlerine, ilgili banka ile karşılıklı olarak kararlaştırılmış olan oranlara göre brüt olarak hesaplanıp brüt tutarları üzerinden gelir kaydedildiğini, %15 tutarında da tevkifat olarak hesaplanıp gider kaydedildiğini, bu kesintilerin, müvekkilinin yasal defter ve belgelerinde menkul kıymet stp giderleri/iş bankası repo ismi ile işlendiğini, bilahare müvekkili kayıtları üzerinden vergi tevkif edilmediğini, faiz gelirleri olduğu gerekçesi ile 26.06.2014 tarihinde 213 sayılı Vergi Usul Kanunu (213 sayılı Kanun) hükümlerine istinaden incelenmesine başlanıldığını, müvekkilinin 2009 yılı hesapları üzerinde bu faiz gelirleri ile ilgili olarak vergi incelemesi yapılmaya başlandığında müvekkilinin 07.07.2014 tarihli yazısı ile davalı banka şube müdürlüğüne 2009 yılında kendilerinden tevkif edilmiş bulunan bu vergilerin hangi vergi dairesine, hangi tarihlerde ve hangi makbuz numaraları ile yatırıldığının bildirilmesini talep ettiklerini, davalılardan İş Bankası … Şube Müdürlüğü tarafından müvekkili kuruma gönderilen 06.08.2014 tarihli cevabi yazıda ise müvekkiline ait mevduatların dökümü ve talep edilen bilgilerin ekte olduğunun ifade edildiği, yazı cevabı ekinde müvekkiline gönderilen tablo ile 2009 yılında müvekkiline teklif edilen faiz oranlarının aynı olmadığı, ilgili banka şubesince faiz oranlarının değiştirildiği, daha önce müvekkili kuruma gerek imzalı gerekse imzasız olarak şube faksından teklif mektubu olarak fakslanmış yazılardaki oranların aksine oranların olduğunun görüldüğünü, söz konusu inceleme neticesinde düzenlenen 17.11.2014 tarihli tam vergi inceleme raporuna istinaden 676.420,36 TL kurumlar vergisinin 213 sayılı Kanun’un 341 inci ve 5479 sayılı Kanunla değişik 344 üncü maddeleri uyarınca 676.420,36 TL vergi ziyaı cezası kesilmesine karar verildiğini, müvekkilinin söz konusu vergi aslı ve vergi ziyaı cezasına ilişkin olarak Gelir İdaresi Başkanlığı Vergi Daireleri Koordinasyon Uzlama Komisyonunun 27.04.2015 tarihli uzlaşma tutanağı ile uzlaştıklarını, uzlaşma sonucu müvekkili tarafından 27.05.2015 tarihinde kurumlar vergisi, gecikme faizi ve vergi ziyaı cezası bedelleri karşılığında toplam 843.600,00 TL ödediğini, vadeli mevduat hesabının açıldığı şube, davalının Organize Sanayi Bölgesi Şubesi olduğunu, davalı şube müdürlüğü, hesap açarken, fonları hesapta değerlendirirken ve vade sonunda müvekkiline faiz ödemesi yaparken başka bir ifadeyle T. İş Bankası A.Ş. Adına işlem yaparken yasanın aradığı dikkat ve özeni göstermek, basiretli bir tacir gibi davranmak zorunda olduğunu, aynı dikkat ve özen yükümlülüğü genel müdürlük açısından da söz konusu olduğundan T. İş Bankası A.Ş.’nin de şubenin yapmış olduğu işlemleri denetleme ve usul ve yasaya aykırılığı önleme yetkisi bulunduğunu, oysa davalıların bu özen yükümlülüğüne aykırı davrandıklarını, müvekkilinin iyi niyetinide suistimal ettiklerini, şayet davalı yanın stopaj oranı karşılığında %15 kesinti yaparak müvekkilini yanıltmasa müvekkilininde bunun stopaj kesintisi/vergi tevkifatı yapıldığı düşüncesi oluşmayacağını ve müvekkilinin vergi incelemesi sonucunda vergi aslı ve vergi ziyaı cezası ödemekle karşı karşıya kalmayacağını, zira 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun(5520 sayılı Kanun) geçici 2 nci maddesi uyarınca 01.01.2008-31.12.2015 tarihleri arasında, dernek veya vakıflarca elde edilen 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun (193 sayılı Kanun) 94 üncü maddesinin 5 numaralı bendi ve geçici 67 nci maddesi kapsamında kesinti suretiyle vergilendirilmiş kazanç ve iratlar dolayısıyla iktisadi işletme oluşmayacağını ileri sürerek davalıların kusuru sebebi ile müvekkili tarafından ödenen 843.600,00 TL’nin ödeme tarihi olan 27.05.2015 tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte davalılardan tahsili ile müvekkiline ödenmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davalıların aynı tüzel kişiliği oluşturduğunu, dolayısı ile Türkiye İş bankası A.Ş. OSB Manisa Şube Müdürlüğü müvekkili Bankanın Genel Müdürlüğü ile birlikte şubelerinin bu davada ayrı ayrı taraf olabilmelerinin usulen ve hukuken mümkün bulunmadığını, bu nedenle davaya tek davalı Türkiye İş Bankası A.Ş. tüzel kişiliği tahtında devam edilmesini talep ettiklerini, davacının 2009 takvim yılı içerisinde maddi varlığının bir kısmını müvekkili bankanın OSB Manisa Şubesinde, bir kısmını ise verdiği talimatlar çerçevesinde yurtdışında Bahreyn’de kurulu ve ülke mevzuatına tabi olan müvekkili bankanın Bahreyn Şubesi off-shore hesaplarında değerlendirildiğini, bu kapsamda 193 sayılı Kanun’un geçici 67 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca Organize Sanayi Bölgesi Manisa Şubesi Nezdinde davacı adına açılan hesaplarda değerlendirilen tutarlara 2009 yılında tahakkuk eden faizlerden stopaj kesintisi yapılarak müvekkili banka tarafından davacı adına Mesir Vergi Dairesi Müdürlüğüne yatırıldığını, vergi kanunlarında mülkilik prensibi gereği, yurtdışında faaliyette bulunan şubelerinin bulundukları ülkenin vergi kanunlarına tabi olduğunu, bu şubeler nezdinde açılan hesaplara ilişkin olarak tahakkuk edecek faizler yurt dışında elde edilen gelir niteliğinde olduğundan Türk Vergi Kanunlarına göre stopajına tabi tutulmasının mümkün olmadığını, somut uyuşmazlıkta da yurtiçinde yerleşik olan davacının yurtdışında faaliyette bulunan ve Behreyn Krallığı kanunlarına tabi olan müvekkili banka Bahreyn Şubesi off-shore hesaplarında değerlendirdiği mevduatlarından elde etti,ği faiz gelirleri yurt dışından elde edilen gelirler niteliğinde olduğundan Türk Vergi Kanunlarının uygulanması ve stopaj işlemlerinin gerçekleştirilmeside mümkün bulunmadığını, müvekkili bankanın tabi olduğu mevzuattan kaynaklanan tüm yükümlülüklerini yerine geirmiş olduğunu, müvekkili bankanın davacıdan sanki %15 oranında stopaj kesintisi yapıyor ve beyan ediyor zannı uyanmasına sebep olabilecek herhangi bir davranışı veya işlemi nin asla bulunmadığını, davacıya aktarılması gereken faiz olarak nitelendirilen hatta müvekkili bankanın kesinti yaptığı ve davacının hesaplarına eksik akterdığı şeklinde tanımlanan bir durumun davacı ile müvekkili banka arasında ilişkide yaşanmadığını, müvekkili bankanın davacıya eksik aktardığı bir tutar ve borcunun olmadığını, davacının vergi incelemesi neticesinde kurumlar vergisi, gecikme faizi ve vergi ziyaı cezası ödemek zorunda kalmış olmasının tümüyle davacının tabi olduğu mevzuatı yanlış yorumlaması ve uygulaması, netice olarak da bizzat kendi hakimiyet alanı içerisinde gerçekleşen yasal defterlerin usulüne uygun tutulmaması ve kurumlar vergisi matrahını hatalı belirlemesinden kaynaklandığını, müvekkili bankanın davacının vergi incelemesi sonucunda adına kurumlar vergisi tarh edilmesinde, bir cezaya maruz kalmasında herhangi bir kusuru, usule ve mevzuata aykırı bir işlem ve davranışı bulunmadığını, davacının muhatap kaldığını beyan ettiği gecikme faizi ve vergi ziyaı cezasının neden müvekkili banka tarafından ödenmesinin talep edildiğinin de anlaşılmadığını, müvekkili bankanın OSB Manisa Şubesi nezdindeki hesaplarda değerlendirdiği mevduatları ile ilgili olarak, müvekkili banka şubesi tarafından davacıya teklif edilen faiz oranları ne ise o faiz oranlarının uygulandığını, müvekkili bankanın bu aşamada yurtiçi şubeleri nezdinde açtığı mavduat hesaplarına tahakkuk edecek faizlerden stopaj yapma zorunluluğu çerçevesinde vade sonlarında tahakkuk eden faizlerden (anılan mevzuatta tevkifat (kesinti) yükümlülüğü ödemeyi yapanlara getirmiş olduğundan) %15 oranında vergi stopajı kesilerek ilgili Vergi Dairesine yatırdığını, kalan tutarın davacının hesaplarına faiz olarak aktarıldığını, yasal mevzuata dayalı stopaj kesintisi dışında, davacının müvekkili bankanın OSB Manisa şubesinde değerlendirdiği mevduatlarından başkaca bir kesinti yapılmadığını, 193 sayılı Kanun’un geçici 67 nci maddesi uyarınca Türkiyede yerleşik kişi ve kuruluşların yurtdışında faaliyette bulunan Bankalar nezdinde açacakları mevduat hesaplarından elde edilecek faiz gelirleri, yurt dışından elde edilen gelirler niteliğinde olduklarından Türk Vergi Kanunlarına göre vergi stopajına tabi tutulmasının mümkün olmadığını, davacının dava dilekçesinde hakkında yürütülen vergi incelemesi sonucunda müvekkili banka tarafından yanıltılması nedeniyle vergi aslı, gecikme faizi, vergi ziyaı ve usulsüzlük cezası ödemek zorunda kaldığını belirtsede vergi müfettişi … tarafından düzenlenen 17.11.2014 tarihli vergi inceleme raporu, davacının beyanları ile örtüşmediği gibi, davacaının huzurdaki davada iddia ettiği hususlar ile vergi incelemesi sırasında vergi müfettişine beyan ettiği söylemlerin çelişkilerle dolu olduğunu gösterdiğini, söz konusu inceleme raporuna göre davacının 4562 sayılı Kanun’un 21 inci maddesi kapsamında vergiden muaf olduğu yönünde hatalı değerlendirme yaparak, 5520 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (n) bendinde belirtilen dışındaki faaliyetlerden elde ettiği gelirlerin Kurumlar Vergisine tabi tutulması gerekirken, mevzuatsal bu gerekliliğe uymayarak hakkında kurumlar vergisi tarh edilmesi, gecikme faizi işletilmesi, 213 sayılı Kanun’un 341 inci ve 5479 sayılı Kanun ile değişik 344 üncü maddeleri uyarınca vergi ziyaı cezası ve usulsüzlük cezası kesilmesine yol açtığını, anılan raporda yer verilen tespitlere göre müvekkili bankanın Bahreyn Şubesi off-shore hesaplarında değerlendirilen mevduatları için hangi oranda faiz uygulandığı, stopaja tabi tutulup tutulmadığı, yasal olarak tutulan defterlerde hangi isim ile işlenip işlenmediğinin hiç bir öneminin bulunmadığını, müvekkili bankanın davacıya tabi olduğu mevzuat kapsamında Kurumlar Vergisi mükellefi olduğunu hatırlatması gibi görev ve sorumluluğunun olmadığını, hiç kimsenin kendi kusuruyla kendi aleyhine meydana getirdiği olumsuz sonuçların tazminini başkasına yükleyemeyeceği yönündeki evrensel hukuk ilkesi dikakate alındığında da davacının taleplerinin dayanaksız olduğunun görüleceğini, vergi inceleme raporunda varılan sonuçlar dikkate alındığında davacının 4562 sayılı Kanun’un 21 inci maddesindeki muafiyet kapsamında olduğunu incelemeyi yürüten vergi müfettişine beyan ettiğini, bu beyanın yasal mevzuat ile uyuşmadığından müfettiş tarafından da kabul görmediğini, vergi müfettişinin davacının 2009 yılı kurumlar vergisine tabi tutulması gereken matrahı ile ilgili olarak yaptığı tespit ve değerlendirmelerin davacı tarafından kabul görmesi nedeniyle de davacının uzlaşma yolunu tercih ettiğini, davacının esasen vergi müfettişi tarafından tespit edilen hatalı vergi uygulamalarının mevzuat ile uyuşmadığını uzlaşma yolu ile kabul etmiş olmasına rağmen kendi hakimiyet alanında gerçekleşen ve mevzuattan kaynaklanan yükümlülükleri ile ilgili konularda, hiçbir kusurlu ve mevzuata aykırı bir davranışı olmayan müvekkili bankaya karşı dava açmasının dürüstlük kuralları ile bağdaşmadığını, davacının dilekçesinde Bahreyn Şubesi off-shore hesaplarından elde ettiği faiz gelirlerinin vergilendirilmiş olması durumunda iktisadi işletme oluşmayacağını da iddia etmekte ise de, davacı akkında düzenlenen Vergi İnceleme Raporunda vergi müfettişi iddialarının tam aksine davacının bir iktisadi işletme niteliğinde olduğunun tespit edildiğini, vergi müfettişi iktisadi işletme oluşturduğunu tespit ettiği davacının kurumlar vergi matrahını esas alırken yalnızca off-shore hesaplarında değerlendirilen mevduatlarından elde ettiği faiz gelirleri değil yurt içi mevduat faiz gelirlerini, repo gelirlerini, fon gelirlerini de dahil ettiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Organize Sanayi Bölgelerinin 5520 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (n) bendinde belirtilen faaliyetleri dışındaki faaliyetleri nedeniyle elde edeceği gelirlerin kurumlar vergisine tabi olduğu, davacının 2009 hesap döneminde fonların değerlendirilmesi neticesinde elde ettiği gelirlere ilişkin olarak ortaya çıkan iktisadi işletmesi nedeniyle kurumlar vergisi mükellefi olduğu, ancak davacının buna ilişkin beyanda bulunmadığı, davacının faaliyetleri dışındaki varlıklardan 8 farklı bankanın yurt içi şubelerinden ve davalı bankanın yurtdışı off-shore şubesinden yüksek miktarda faiz geliri elde etmesine karşılık bu faiz gelirlerini kurumlar vergisi beyannamesi vererek beyan etmemesi sonucunda (2009 hesap dönemi iktisadi işletme oluşturabilecek gelirlerine ilişkin olarak) tam vergi incelemesine tabi tutulduğu, davacının bankalardan elde ettiği faiz gelirlerini yasal defterlerine kaydetmesine rağmen kurumlar vergisi beyannamesi vermeyip kurumlar vergisi ödemediği, bu yüzden 2009 hesap dönemi için uzlaşma sonucunda toplam 843.600,00 TL’lik kurumlar vergisi, gecikme faizi ve vergi ziyaı cezasını ödediği, bir an için davacının davalı İş Bankası off-shore hesapları olmasaydı, zaten davacı yurt içi 8 farklı bankadan elde ettiği faiz, fon repo faizlerini kurumlar vergisi beyannamesi ile beyan etmesi gerektiği halde bunları beyan etmediğinden zaten vergi incelemesi sonucunda kurumlar vergisini, gecikme faizini ve vergi ziyaı cezasını ödemek zorunda kalacağı, bu nedenle dava konusu işlemde davalı iş bankasının herhangi bir kusurunun olmadığı, faiz gelirlerini yasal defterlerine işlemesine rağmen bu gelirleri beyan etmeyerek vergisini ödemeyen ve kurumlar vergisi beyannamesinin verilmemesi ve sonuçlarından beyanname verme mükellefiyeti davacıda olduğundan davacınında %100 kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilin …, 4562 sayılı Kanun kapsamında faaliyet gösteren ve bu kanunun verdiği yetkiler kapsamında katılımcılara hizmet veren bir özel hukuk tüzel kişisi olduğunu, 2009 takvim yılı içerisinde maddi varlığının bir kısmını vadeli hesapta değerlendirmek istediğini, çeşitli bankalardan teklifler aldığını ve en uygun teklifi davalı banka sunduğundan maddi varlığının bir kısmının davalı Türkiye İş Bankası Organize Sanayi Bölgesi Şubesi’nde değerlendirilmesine karar verdiğini, davalı bankanın vade sonlarında, müvekkil ile karşılıklı olarak anlaşılan faiz oranlarından %15 tutarında düşerek kalan tutarı müvekkil hesabına aktardığını, yapılan kesintinin stopaj kesintisi ile aynı oranda olması müvekkilde bu kesintinin stopaj kesintisi olduğu ve davalı bankaca tevkifat sonucunda vergilerin beyan edilerek ödendiği izlenimini uyandırdığını, nitekim müvekkilin davalı banka ile karşılıklı olarak kararlaştırılan faiz oranlarına göre elde edilecek gelirleri brüt olarak hesapladıklarını ve yasal defterlerine gelir kayıt ettiklerini, %15 oranındaki kesintileri de menkul kıymet stopaj gideri olarak yasal defterlerine gider olarak kayıt ettiklerini, ancak 2014 yılında müvekkilin 2009 yılı faiz gelirleri ile ilgili olarak vergi incelemesi yapılmaya başlandığını, bu inceleme gereğince davalı İş Bankası A.Ş. Organize Sanayi Bölgesi Şube Müdürlüğü’nden müvekkile ait mevduatların dökümü ve tevkif edilen vergilere ilişkin bilgiler istenildiğini, davalı banka şubesinin verdiği cevaplarda, faiz gelirlerinden stopaj oranında kesinti yapılmasına rağmen vergi dairesine beyan edilmediğinin görüldüğünü, davalı bankanın göndermiş olduğu teklifler ve müvekkil ile aralarında karşılıklı olarak anlaşmış oldukları faiz oranlarında müvekkile ödeme yapmadığını, davalının ödemeleri %15 oranında eksik yapmasının müvekkilde stopaj kesintisi yapıldığı ve beyan edildiği izlenimi yarattığını, davalının bu yanıltıcı davranışı sonucunda müvekkilin vergi incelemesinden geçtiğini ve söz konusu vergi incelemesi sonucunda vergi aslı ve vergi ziyaı cezası ödemekle karşı karşıya kaldığını, müvekkilin uzlaşma neticesinde 27.05.2015 tarihinde 843.600,00 TL ödemek zorunda kaldığını, müvekkilin …, vadeli hesaplardan elde ettiği faiz gelirleri için Kurumlar Vergisi beyannamesi vermekle mükellef olmadığını, bilirkişi raporlarının yasal dayanaktan yoksun olduğunu, müvekkilin kusuru olmadığını, yasaya uygun hareket ettiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 2009 takvim yılı içerisinde maddi varlığının bir kısmını davalı bankanın OSB Manisa Şubesinde, bir kısmını ise verdiği talimatlar çerçevesinde yurtdışında Bahreyn’de kurulu ve ülke mevzuatına tabi olan davalı bankanın Bahreyn Şubesi off-shore hesaplarında değerlendirildiği, bu kapsamda 193 sayılı Kanun’un geçici 67 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca Organize Sanayi Bölgesi Manisa Şubesi Nezdinde davacı adına açılan hesaplarda değerlendirilen tutarlara 2009 yılında tahakkuk eden faizlerden stopaj kesintisi yapılarak davalı banka tarafından davacı adına Mesir Vergi Dairesi Müdürlüğüne yatırıldığı, ancak yurt dışındaki off-shore hesaplarından elde edilen faiz gelirlerine ilişkin yurt dışı kazanç olması nedeniyle davalı banka tarafından yasal olarak stopaj kesintisi yapılamadığı ve davacıya ödendiği, muhasebe kayıtlarını usulüne uygun tutmak ve vergi beyannamesini zamanında ve usulüne uygun vermek davacı kurumun en başta kendi sorumluluğu olduğu değerlendirildiğinde, davacı kurumun 2009 yılına ilişkin faiz gelirleri üzerinden usulüne uygun Kurumlar Vergisi beyannamesi vermemesi nedeniyle ödemek zorunda kaldığı vergi ve cezadan davalı T. İş Bankası A.Ş.’nin sorumlu olmadığı, davacı tarafın davalı banka tarafından yanıltıldığını, %15 stopaj yapıldığı için verginin ödendiğini düşündüklerini, bu nedenle kurumlar vergisi beyanında bulunmadıklarını iddia edilmiş ise de, vergi müfettişi … ve davacı kurum temsilcisi… imzalı 13.11.2014 tarihli Vergi İnceleme Raporunun 10 uncu sayfasındaki davacı kurum temsilcisi tarafından; 4562 sayılı Kanun’un 12 nci maddesi uyarınca banka faizlerinin bölge gelirleri arasında sayıldığı, aynı kanununun 21 inci maddesi uyarınca kanunun uygulanması ile ilgili işlemlerde her türlü vergi, resim ve harçtan muaf olduğu ve bu çerçevede banka faiz gelirlerine ilişkin olarak kurumlar vergisi mükellefiyeti tesis edilmediği ve kurumlar vergisi beyanında bulunulmadığı şeklinde beyanda bulunulduğu, burada davacı kurum temsilcisinin beyanıyla da sabit olduğu üzere, davacı kurumun kurumlar vergisi beyannamesi vermemesinin nedeni davalı bankanın işlemleri değil, elde ettiği off shore faiz gelirleri açısından kurumlar vergisinden muaf olduğu inancı ile hareket ettiği, dolayısıyla davalı bankaya atfı mümkün bir kusurun varlığından söz edilemeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki bankacılık işleminden kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu (4562 sayılı Kanun) 21 inci maddesi, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun (5520 sayılı Kanun) geçici 2 nci maddesi ve 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (n) bendi 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun (193 sayılı Kanun) 94 üncü maddesinin 5 numaralı bendi ve geçici 67 nci maddesinin dördüncü fıkrası, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu (213 sayılı Kanun) 341 inci ve 5479 sayılı kanunla değişik 344 üncü maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11.07.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi