Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2022/3613 E. 2023/3695 K. 12.06.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/3613
KARAR NO : 2023/3695
KARAR TARİHİ : 12.06.2023

MAHKEMESİ :Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
SAYISI :2021/1264 Esas, 2021/1838 Karar
HÜKÜM :Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ :Gürün Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi Sıfayıtla)
SAYISI : 2017/7 E., 2021/65 K.

Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın usulden reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirketin 2007 yılında 10.000,00 TL sermaye ile ortaklar… ve … tarafından kurulduğunu, 04.11.2009 ve 22.11.2010 tarihli kararlarlar ile sermaye artırımına gidildiğini belirterek müvekkilinin ve davalı şirket ortağının bugüne davalı şirkete yatırmış oldukları paranın belirlenmesine, bu tutarların ortakların ayrı ayrı sermaye borcuna karşılık gelen kısmının ve ortaklardan her birinin şirkete olan sermaye borcunun tespitine, sermaye borcunu aşacak şekilde ödeme yapmış ortağın şirketten olan alacağının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
1.Davalı … vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin sermaye borcunun önemli bir kısmını ödediğini, davacının sermaye borcunu ödediğinin ispatı gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

2.Diğer davalı cevap vermemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ve davalı …’nin şirketi münferiden temsil ve ilzama yetkili müdür oldukları, eşit paylara sahip oldukları, 23.05.2014 tarihli 2013/210 E. sayılı dosyada verilen ara karar gereği ortakların münferiden temsil yetkisinin çifte imza ile sınırlandırıldığı, bu hususun 4.07.2014 tarihli ve 8583 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiği, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 106 ncı maddesinde belirtilen tespit davalarının eda davalarının öncüsü olduğu, eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde tespit davası açılmasında hukuki yarar olmadığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 128 inci maddesinin yedinci fıkrasında; sermaye borcunu yerine getirmeyen ortak hakkında tazminat talebinde bulunulabileceği, 6102 sayılı Kanun’un 614 üncü maddesinde ortağın şirketin işleri ve hesapları ile bilgi edinmesi yolunda izlenmesi gereken yolun açıklandığı, 6102 sayılı Kanun’un 635 inci maddesinin atfıyla 399 uncu maddede limited şirketlerde denetçi seçilmesi, 401 inci madde de denetim raporunun içeriğine yer verildiği, uyuşmazlık konusu olayda davacı vekilince davacının %50 ortak ve müdür olduğu belirtildiği, şirkete ilişkin bilgi edinme hakkının engellendiğinden bahsedilmediği, işbu hususta bir engel çıkması halinde 6102 sayılı Kanun’un 614 üncü maddesi uyarınca bir yol izlenilmesinin mümkün olduğu, ancak davacı vekilince bu yola başvurulmadığı, davacının şirket müdürü ve yarı oranda ortağı olduğu dikkate alındığında, şirkete ait bilgi belge ve defterlere ulaşmasının mümkün olduğu, bu hususta karşı tarafın bir engellemesinin bulunduğu veya imkansızlık olduğuna dair bir vakıa da ileri sürülmediği, 6102 sayılı Kanun’un 399 uncu ve 438 inci ve devamındaki maddeler uyarınca ortak olunan şirketin işi, işlemi, kararları, finansal durumu ve finansman ihtiyacı gibi konularda denetçi görevlendirilmesi veya özel denetçi talebinde bulunulabilmesinin mümkün olduğu, bu yola da başvurulmadığı, davalı ortağın şirkete sermaye koyma borcu olduğu iddiası halinde 6102 sayılı Kanun’un 128 inci maddesinin yedinci fıkrası uyarınca davacının işbu hususta alacak davası ikame edebilme hukuki imkanının olduğu, bahsedilen mevzuattaki hukuki yöntemlere başvurulmaksızın davalı ve davacı ortağın şirkete koydukları sermaye miktarlarının tespiti, şirkete yapılan ödemelerin belirlenmesi hususunda davacının hukuken korunmaya değer güncel hukuki menfaatinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın hukuki yarar yokluğundan dava şartı eksikliği sebebiyle usulden reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; diğer ortak davalı tarafından şirketten para çekilmesi, davacı tarafından şirketin borçlarının ödenmesi gibi nedenlerle tarafların şirketteki hak ve alacaklarının tespitini talep etmenin zaruri hale geldiğini, taraflarca yapılan ödemeler ve ödeme yöntemleri çeşitlilik yarattığından ve ortaklar arasında başkaca davalar olduğundan işbu davanın ikame edildiğini, ret kararının gerekçelerinin davalarıyla örtüşmediğini, işbu davayı açmakta davacının hukuki yararının olduğunu, eda davasının açılabildiği hallerde tespit davası açılamaz ilkesinin bu davayla uyuşmadığını, davalı şirketin iki ortaklı bir şirket olduğunu, ortakların şu anda teoride %50’şer hisse sahibi olduklarını, ayrıca iki tarafın da şirket müdürü olup şirketin çift imza ile temsil edildiğini yani müdürlerin tek başına hareket kabiliyetinin olmadığını, bu şartlar altında davacının tek başına 6102 sayılı Kanun’un 128 inci maddesinin yedinci fıkrasını işletmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle alacak davasının açılabileceğinin kabulünün somut olay yönünden hatalı olduğunu, davacının şirkete doğrudan sermaye artırımı ödemesi yaptığı gibi şirket adına da birçok ödeme yaptığını, ancak davalı tarafın bu ödemeleri kabul etmediğini, bu konuda taraflar arasında uyuşmazlık doğduğundan bu hakkın tespitini isteme zorunlululuğunun doğduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının işbu davada sadece sermaye miktarının tespitini istediği, eda davası (zararın tazmini) ile davalıdan hakkını talep edebilecekken, sadece zarar miktarının tespitinin talep edilmesinde meşru ve güncel bir hukuki yararının bulunmadığı, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf aşamasındaki itirazlarını yinelemiş, Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik olarak da, davacının zararının tazminat yoluyla tazmin edilebileceği şeklindeki gerekçenin hatalı olduğunu, zira müvekkilinin şirketin kuruluşundan itibaren pek çok ödeme yaptığını, bu ödemelerin müvekkilinin sermaye borcunu aştığını, davalının sermaye borcu olarak kabul edilemeyecek bir kısım ödemeleri sermaye borcu olarak yaptığını iddia ettiğini, bu durumda açılacak bir tazminat davasının tarafların taleplerini karşılamaya elverişli olmadığını, bu sebeple dava dilekçesinde belirtilen taleplerin yargı kararı ile tespitinde hukuki menfaatlerinin olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasın istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, davacı ve davalının ortağı oldukları davalı şirkete yatırmış oldukları sermayenin belirlenmesi, ortakların ayrı ayrı sermaye koyma borçlarının tespit edilmesi, ayrıca sermaye koyma borcunu aşacak şekilde şirkete yapılmış olan ödemeler kapsamında şirketten alacaklı olup olmadıklarının tespitini talebine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Kanun’un 106 ncı, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2.6102 sayılı Kanun’un 128 inci maddesinin yedinci fıkrası, 399 uncu, 401 inci ve 614 üncü maddeleri.

3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

12.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.