Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2022/5189 E. 2023/4339 K. 11.07.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/5189
KARAR NO : 2023/4339
KARAR TARİHİ : 11.07.2023

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/115 Esas, 2019/451 Karar
HÜKÜM : Davanın reddi

Taraflar arasındaki geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tesbiti, hukuka aykırı şekilde kurulan yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğü ve davalılar tarafından tahsil edilen paranın istirdadı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Mahkemece davanın reddine verilmiştir.

Kararın davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine, Dairemizce yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkeme tarafından Dairemiz ilamına karşı direnilmiştir.

Direnme kararının davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizce bozma kararı yerinde bulunarak direnme kararı incelenmek üzere dosya Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.06.2022 tarih, 2019/11-792 E. ve 2022/897 K. sayılı ilâmı ile Mahkemece tamamen yeni bir gerekçeye dayalı olarak karar verilmesi nedeniyle usulüne uygun verilmiş bir direnme kararının varlığından söz edilemeyeceğinden ve verilen yeni hükmün temyizen incelenmesi görevinin Özel Daireye ait olduğuna karar verilerek davacı vekilinin temyiz itirazlarına ilişkin inceleme yapılmak üzere dosya Dairemize gönderilmiş olmakla Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıların her istendiği an geri ödeneceği ve yatırılan paralar karşılığı yüksek kâr payı verileceği garantisiyle binlerce kişiden para topladıklarını, bu kapsamda müvekkilinden de “hisse senedi devir ve kabul sözleşmesi” başlıklı belge karşılığında para alındığını, ancak müvekkilince istenmesine rağmen alınan paranın geri ödenmediğini, davalıların eylemlerinin hukukî dayanağının bulunmadığını, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6762 sayılı Kanun) Bankalar Kanunu ve Sermaye Piyasası Kanunu hükümlerinin ihlâl edildiğini, anılan kanunlar uyarınca müvekkilinin şirket ortağı olmadığını ve davalıların sebepsiz zenginleştiklerini, şirket yönetim kurulu üyelerinin yürütülen bu faaliyetler nedeniyle defalarca yargılandıklarını ve mahkûm edildiklerini, yapılan bu yargılamalar neticesinde şirket defterlerinde bulunan kayıtların gerçeği yansıtmadığının tespit edildiğini, 6762 sayılı Kanun’un 336 ncı maddesi uyarınca yönetim kurulu başkanı olan davalı …’ın da sorumlu olduğunu ileri sürerek geçerli bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığının tespitine, kurulan yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğüne 13.037,94 Euro karşılığı 25.104,55TL alacağın faiziyle birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkili şirketin ortağı olduğunu, bu ortaklığın mevzuata uygun geçerli bir ortaklık niteliğinde bulunduğunu, müvekkili şirketin Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) kaydında olan, bu kurul ve diğer ilgili tüm resmî makamlar ile özel denetçiler tarafından faaliyetleri denetlenen çok ortaklı halka açık anonim şirket olduğunu, 6762 sayılı Kanun’un 329 uncu ve 405 inci maddeleri gereğince anonim şirket ortaklarının sermaye olarak şirkete verdiklerini geri isteyemeyeceklerini, müvekkili şirketlerin tasfiye hâlinde olmadığını, ayrıca zamanaşımı süresinin dolduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A.Mahkemece Verilen ilk Karar
Mahkemece 10.03.2016 tarih, 2014/204 E. ve 2016/315 K. sayılı kararıyla; bozmaya uyularak, davacının davalı şirketlere ortak olduğunun bilirkişi kurulu raporu ile sübut bulduğu, SPK raporlarında ikincil kayıtlardan bahsedildiği, ancak şahıs bazında ve somut olarak herhangi bir tespitin yapılmadığı, herhangi bir isme yer verilmediği, bu durumda davacının davalı şirketteki ortaklığının geçerli bulunduğu ve sermaye olarak şirkete verilenin geri istenemeyeceği, bir an için davacının davalı şirkete usulünce ortak yapılmadığı ve ortaklığının geçerli olmadığı düşünülse bile bu kez eylemin haksız fiil niteliğinde değerlendirilebileceği, davacının davalı şirkete ortak edildiği tarihin haksız fiil tarihi olacağı, davalı tarafından süresi içinde zamanaşımı def’înde bulunulduğu, davalılar hakkında hile ve desise teşkil edecek dolandırıcılık eyleminden yapılmış herhangi bir ceza soruşturması ve kovuşturmasının olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilince temyiz edilmiştir.

B. Bozma Kararı
Dairemizin 29.05.2017 tarih, 2016/8288 E. ve 2017/3101 K. sayılı ilamı ile “…Dairemizden geçen emsal dosyalardan anlaşılacağı üzere, davalı şirket hakkında düzenlenen SPK raporlarında, hisse senetlerinin izinsiz halka arz edildiği, sermaye artırım kararı verilmesine ilişkin genel kurul toplantısından önce halka arz işlemine başlandığı, Yimpaş Grubu şirketleri tarafından yasal kayıtlara aktarılması zorunlu hususların yerine getirilmediği, muhasebe kayıtlarında gerçeğe aykırı kayıtlar bulunduğu, kar ve zarar kalemlerinin gerçeği yansıtmaktan uzak olduğu, hisse devir sözleşmelerinde bazı kişilerin ortaklık pay defterinde gözükmediği, kanun dışı yollardan para toplandığı belirtilmiş, bu kapsamda içinde davalı şirket yöneticisinin de bulunduğu sanıklar hakkında Yozgat 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2006/253 Esas sayılı davasında ihraç edilecek hisse senetlerinin SPK’ya kaydettirilmesi aşaması tamamlanmadan halka arz işlemine başlandığı, pay bedellerinin usulsüz tahsil edildiği belirlenerek mahkumiyet kararı verilmiş, Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 13.06.2007 tarihli ilamı ile onanmış, Yozgat 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2006/121 Esas sayılı dosyasında SPK’dan izin alınmadan hisse senetleriyle ilgili aracılık faaliyetinde bulunulduğu iddiasıyla dava açılmış, sanıklar hakkında verilen mahkumiyet kararları Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin ilamı ile zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmış, yine usulüne uygun olarak defterlerin tutulmaması nedeniyle davalı şirket yöneticisi hakkında mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmıştır.

Taraflar arasında geçerli bir sözleşmenin kurulabilmesi için sözleşme ehliyeti, hukuka, ahlaka, adaba uygunluk, ifa imkansızlığının bulunmaması, irade ile beyan arasında uyum, geçerlilik şeklinin arındığı hallerde bu şekle uygunluk gerekmekte olup, bu unsurlardan birinin eksikliği halinde ortada irade açıklaması bulunmasına rağmen, bu irade bir borç doğurmayacaktır (Bkz. Prof Dr. … Kılıçoğlu, Borçlar Genel Hukuku Genel Hükümler, 2. baskı, sayfa 50). hile, diğer tarafta sözleşme yapma düşüncesini uyandıran ya da bu düşünceyi güçlendiren gerçeğe aykırı eylem ve davranışları ifade eder. Hile nedeniyle sözleşmenin geçersiz sayılabilmesi için kişide aldatma kastının bulunması gerekir. Buna göre kişinin ileri sürdüğü ya da açıklanan zorunluluğu bulunmadığı halde susmuş olduğu nitelikler, karşı tarafı sözleşme yapmaya ikna etme veya sözleşme düşüncesini pekiştirme amacıyla ortaya konulmuş olmaktadır. Kişi bu eylem ve davranışlarda bulunmasaydı diğer tarafın bu sözleşmeyi yapmayacağı bilinç ve düşüncesinde olmalıdır. Aldatma kastında, kişiyi gerçek dışı eylem ve davranışlarda bulunmak suretiyle sözleşme yapmaya ikna etme düşüncesi vardır. Bir başka ifadeyle, sözleşmenin yapılması ile aldatma eylemi arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Hileye uğrayan kişinin iradesi sakatlanmıştır. Bu nedenle sözleşmeyi iptal etme hakkına sahiptir. Sözleşmenin iptali halinde tarafların aldıklarını iade yükümlülüğü doğacaktır.

Somut olayda, davacı taraf, davalıların yüksek oranda kar verileceği ve yatırılan paranın istenildiği an çekilebileceği vaadi ile binlerce kişiden para tahsil ettiğini, ancak bir süre sonra talep edilmesine rağmen toplanan paraların geri verilmediğini, para toplama işleminin Bankalar Kanunu, TTK, SPK ve BK’ya aykırı olduğunu iddia etmiş, davalılar ise davacı taraf ile müvekkilleri arasında ortaklık ilişkisinin kurulduğunu ve TTK’nın 329 ve 405. maddeleri gereğince ödediği parayı geri isteyemeyeceğini savunmuşlar, mahkemece de bilirkişi raporu alındıktan sonra yazılı şekilde, davacının davalı şirketteki ortaklığının geçerli olduğu, sermaye olarak şirkete verilenin geri istenemeyeceği, kaldı ki davalıların eylemi haksız fiil olarak değerlendirilse dahi davalıların zamanaşımı definde bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, mahkemece bozma ilamına uyularak alınan ve benimsenen bilirkişi raporunda, vaki olay açısından şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir kayda rastlanılmadığı, defterlerin mevcut durumu nazara alındığında pay sahipliği durumunun şirket kayıtlarından tespit edilemeyeceği, ancak birikimlerini değerlendirmek isteyen bir kimse ile fon talep eden bir anonim şirket arasındaki ilişkinin kural olarak ortaklık ilişkisi olarak nitelendirilebileceği belirlenmiştir.

Bilirkişi raporunda açıkça, şirket muhasebe kayıtlarında davacının pay sahibi olduğuna ilişkin bir kayda rastlanılmadığı, defterlerin mevcut durumu nazara alındığında pay sahipliği durumunun şirket kayıtlarından tespit edilemeyeceği belirlendiğine göre, bu durumda taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu aşamadan sonra davacının zararından davalıların haksız fiil hükümleri uyarınca sorumluluklarının bulunup bulunmadığı üzerinde durularak, haksız fiil, hile ve aldatma olgusunun tespiti yapılırken SPK, TBMM, MASAK raporları, davalı şirketin yöneticileri hakkındaki ceza dosyaları, bu dosyalardaki tanık beyanları da nazara alınarak, her bir davalının hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar vermek gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.

2- Ayrıca, Mahkemece, davalılar hakkında dolandırıcılık veya başka bir haksız fiil sorumluluğundan dolayı yapılmış herhangi bir ceza soruşturması ve kovuşturmasının olmadığı, davalıların eylemi haksız fiil olarak değerlendirilse dahi davacının davalı şirkete ortak edildiği tarihin haksız fiil tarihi olacağı ve davalıların zamanaşımı def’inde bulunduğu ve zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçesiyle de davanın reddine karar verilmiştir. Ancak, mahkemece, ceza dosyalarında alınan bilirkişi raporlarında tespit edilen maddi vakaların neler olduğunun belirlenmesi, tespit edilen maddi vakıalar varsa, bu maddi vakıaların dosyada mevcut, davacı tarafından ibraz edilen deliller ve görülmekte olan davada alınan bilirkişi raporlarıyla birlikte değerlendirilerek davacının uğradığını iddia ettiği zarardan davalıların sorumlu olup olmayacağının saptanması, her bir davalının hukuki durumunun ve davalılar vekilinin zamanaşımı def’inin buna göre tayin ve takdir edilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gereklidir.

Bu noktada üzerinde durulması gereken öncelikli husus, davada zamanaşımı def’inin ileri sürülmesinin dürüstlük kurallarına aykırı olup olmadığıdır. Her ne kadar bir borçlunun, borcunun zamanaşımına uğradığını ileri sürmesi ve bu yolla borcunu ödemekten kaçınması, tüm çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi Türk Hukuku bakımından da kanunen kendisine tanınan bir hak olup, zamanaşımı def’inin ileri sürülmesi tek başına borçlunun dürüstlüğe aykırı bir davranışı olarak kabul edilemez ise de bazı hallerde zamanaşımı def’inin ileri sürülmesi dürüstlük kuralıyla bağdaşmayabilir (K.Oğuzman, T.Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 2009, s. 482). Zamanaşımı def’inin ileri sürülmesinin hangi hallerde dürüstlük kuralına aykırı bulunduğu hususunda normatif bir düzenleme bulunmadığından, bu hususun varit olup olmadığının her somut uyuşmazlığın özellikleri nazara alınarak değerlendirilmesi gerekir.

Bilimsel ve yargısal içtihatlarda davacının dava açmaması için oyalanması durumu dürüstlük kuralına aykırılık olarak kabul edilmektedir (age, s:482 vd.). Somut uyuşmazlıkta da taraflar arasında çekişmesiz olduğu üzere, yurt dışında çalışan davacıdan “Hisse Devir ve Kabul Sözleşmesi” başlıklı belgeler karşılığında para tahsil edilmiş ve davalı tarafın da kabulünde olduğu üzere toplanan paralar Türkiye’ye gönderilmiş bulunmaktadır. Her ne kadar davalı taraf bu paralar karşılığında davacının ortak yapıldığını savunmuşsa da, bu konumdaki kişilerin gerçekten ortak olup olmadığının ve davalıların bu anlamda bir haksız fiillerinin bulunup bulunmadığının anlaşılması, ancak yukarıda anılan ve uzun süren hukuk ve ceza davalarında yapılacak incelemeler sonucunda mümkün olacaktır. Davadaki zamanaşımı def’inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde de bu olguların göz önünde bulundurulması gerekeceği tabiidir.

Burada nazara alınması gereken bir başka husus da (HUMK’nın 235 ve HMK’nın 187/2. maddesi uyarınca herkesçe bilinmesi nedeniyle çekişmesiz olan) davalıların faizin haram olduğu kavramından hareketle yurt dışında toplanan paralarla Türkiye’de çok büyük yatırımlar yapılacağı, yatırımcılarına önemli ölçüde kâr payı verileceği, paraların istendiği an geri ödeneceği, şirkete para yatırıldığını ispat etmeye yönelik hisse senetlerinin sonradan teslim edileceği yönünde taahhütlerde bulunmasıdır. Davacı taraf da işbu davada bu nedenle davalı şirkete para verildiği iddiasındadır. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davalı taraf davada bir yandan davacının davalı şirketin ortağı olduğunu bildirirken, diğer yandan yatırılan paranın istendiği an geri alınabileceğine inandırılıp, güven telkin edilen ve yurt dışında yatırdığı parasını alamayacağının anlaşılması üzerine işbu davayı açtığı ileri sürülen davacıya karşı, paranın yatırılış tarihine göre zamanaşımı süresinin dolduğunu savunmaktadır. Bu şekilde zamanaşımı def’inin ileri sürülmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşır bir tutum olmadığı açıktır. Bu itibarla, mahkemece, anılan hususlar gözden kaçırılarak, davalıların zamanaşımı definde bulundukları ve zamanaşımı sürelerinin geçtiği gerekçesiyle de davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle de bozulması gerektiği ” gerekçesiyle bozulmuştur. Davalılar vekilinin karar düzeltme istemi Dairemizin 13.03.2019 tarih, 2017/3220 E. ve 2019/2070 K. sayılı ilamı ile reddedilmiştir.

C. Mahkemece Verilen Direnme Kararı
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi kurulmadığı, davalıların para toplama eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu ve şirket yöneticisi ile davalı şirketin haksız fiil hükümlerine göre sorumluluklarının bulunduğu, ancak davalıların süresinde zamanaşımı def’înde bulundukları, davacının daha önce başka bir hisse devir sözleşmesine konu alacak için 28.03.2008 tarihinde Yozgat 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2008/217 E. sayılı dosyası üzerinde dava açtığı, bu tarihin zarara ve failine ıttıla tarihi olarak kabul edilmesi gerektiği, eldeki davanın bu tarihten itibaren bir yıl süre geçtikten sonra açıldığı, dolayısıyla talebin zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Mahkemenin taraflar arasında ki ilişkinin ortaklık ilişkisi olduğu yönündeki tespiti geçersiz olduğunu, davalı şirket kayıtlarına dayanarak taraflar arasındaki ilişkinin ortaklık olduğu tespiti yapılması hukuki olmadığını, ortada bir ortaklık ilişkisinin olmadığı taraf arasındaki sözleşmenin kurulduğu anda ortaklık ilişkisinden farklı olarak ticari faaliyet sonucunda kazanılan kar payından başka olarak ve ticari faaliyete, kâr veya zarar bağlı olmadan belirli bir yüzde ile kâr payı ödemek ve istenildiği her an geri çekilmek taahhüdü ile oluşturulan yatırım sözleşmesi olduğunu, müvekkilinden de yüksek oranda faiz getirisi verileceği ve yatırılan paranın istenildiği her an geri verileceği garantileri ile şirket temsilcileri tarafından “Yimpaş Gıda Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi Hisse Senedi Devir ve Kabul Sözleşmesi” adında bir adet belge ile toplam 62.525,00 Euro tahsil edildiğini, davalıların iddia ettiğimiz şekilde bir finans şirketi tarzında çalıştığını, binlerce kişiden bu şekilde para topladığını, ortaklık ilişkisinin tamamen dışında para toplandığını, şirketlerinin faaliyeti ile oluşan kâr payının dışında bir finans kurumu gibi değişik yöntemlerle, yatırımcılara ödemeler yapıldığı delilleriyle ve gerekçeleriyle ortaya konmasına rağmen, bu raporlar bir tarafa bırakılarak oluşturulan bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulması hukuka aykırı olduğunu, Mahkeme kararında müvekkil ile davalı şirket arasında geçerli bir ortaklık ilişkisi olduğunu ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri çerçevesinde payını şirketten geri talep edemeyeceğinden bahisle davanın reddine karar vermişse de ayrıca Yüksek Mahkemenin kararında belirttiği üzere müvekkilin davalı şirketten usulünce hissedar yapılmadığı ve ortaklığın geçerli olmadığı düşünülse dahi bu kez eylemin haksız fiil niteliğinde olup haksız fiil sorumluluğunun düşünülebildiği ancak müvekkilin hisse devir kabul sözleşmesine göre davalı şirkete 1998 yılında hissedar olduğu davalılar vekilinin de cevap dilekçesinde zaman aşımı ilk itirazında bulunduğundan bahisle davayı reddettiğini, yüksek faiz garantisi ve parasını istediği zaman geri alabileceği vaadi ile müvekkile güven telkin ederek para tahsilatı yapan davalının, zamanaşımı nedeni ile sorumluluktan kurtulma çabası hukuka ve hakkaniyete açıkça aykırı olup, “Kötü niyet”in korunmaması ilkesi ile bağdaşmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.

C.Dairemizin İnceleme Kararı
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince Dairemizce yapılan incelemede, Daire kararının yerinde olduğu belirtilerek temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.

D.Hukuk Genel Kurulu Kararı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.06.2022 tarih, 2019/11-792 E. ve 2022/897 K. sayılı ilâmı ile somut olayda Mahkemece verilen kararda; “davacının davalı şirkette geçerli bir ortaklığının olduğu ve 6762 sayılı TTK hükümlerine göre sermaye olarak verdiğini geri isteyemeyeceği, davalıların eylemi haksız fiil olarak kabul edilse bile ortak edildiği tarihin haksız fiil tarihi olacağı ve davalıların usulüne uygun zamanaşımı definde bulundukları” gerekçesiyle davanın hem esastan hem de alacağın zamanaşımına uğramasından dolayı reddine karar verildiği, Özel Dairece taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisinin bulunmadığı, zamanaşımı def’înin ileri sürülmesinin ise dürüstlük kuralına aykırı olduğu gerekçesiyle kararın bozulduğu, bozmadan sonra Mahkemece bu sefer önceki karardan tamamen farklı olarak; “taraflar arasında sahih bir ortaklık ilişkisi kurulmadığı, davalıların para toplama eyleminin haksız fiil niteliğinde olduğu ve şirket yöneticisi ile davalı şirketin haksız fiil hükümlerine göre sorumluluklarının bulunduğu, ancak davacının başka bir hisse devir sözleşmesi nedeniyle açtığı dava tarihinin zararı ve faili ıttıla tarihi sayılacağı, bu tarih itibariyle alacağın zamanaşımına uğradığı” gerekçesiyle davanın reddine dair direnme kararı verildiği, Mahkemece, önceki karardan tamamen farklı değerlendirmelerin yer aldığı bir gerekçeyle direnme kararı verilmiş olup, usulüne uygun verilmiş bir direnme kararının varlığından söz edilemeyeceğinden, mahkemenin direnme olarak adlandırdığı temyize konu karar yeni hüküm niteliğinde olduğu, hâl böyle olunca; mahkemece verilen bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevi Özel Daireye ait olduğu Mahkemece verilen bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevi Özel Daireye ait olduğu gerekçesi ile davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Dairemize gönderilmesine karar verilmiştir.

E. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; geçerli şekilde ortaklık ilişkisinin kurulmadığının tesbiti, hukuka aykırı şekilde kurulan yatırım ilişkisinin hükümsüzlüğü ve davalılar tarafından tahsil edilen paranın istirdadı istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6762 sayılı Kanun) 329, 336 ncı ile 405 inci maddeleri.

3. Değerlendirme
Dosyadaki yazılara, Mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiştir

V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,

11.07.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.