YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/5281
KARAR NO : 2022/8489
KARAR TARİHİ : 29.11.2022
MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 07.12.2021 tarih ve 2014/610 E. – 2021/1339 K. sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi asıl ve birleşen davalarda davacı vekili tarafından duruşmalı ve asıl ve birleşen davalarda davalı vekili tarafından ise duruşmasız olarak istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 29.11.2022 günü hazır bulunan davacı vekili Av. … ile davalı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 05.05.2010 tarihine kadar hissedarı olduğu davalı işyerinde zaman içinde yönetim kurulu üyeliği ve murakıplık görevlerinde bulunduğunu, 07.01.2005 tarihinden itibaren 3 yıl süre ile murakıp, 27.08.2008 tarihinde 3 yıl süre ile yönetim kurulu üyeliğine seçildiği bu görevlerini yerine getirdiğini, murakıp olduğu dönemde murakıplara 4.500,00 TL huzur hakkı, yönetim kurulu üyeliği döneminde ise üyelere 5.000,00 TL huzur hakkı ödenmesine karar verildiği halde ödenmediğini, Ekim 2007- Ağustos 2008 arası aylık 4.500,00 TL, Ocak 2008- Nisan 2010 arası aylık 5.000,00 olduğu, toplam 149.500.- TL tutarındaki huzur hakkının tahsili için başlatılan icra takibine haksız itiraz edildiğini belirterek itirazın iptali ile davalı aleyhine icra inkar tazminatına karar verilmesini,birleşen davalarda ise; davalı şirkette satış müdürlüğü görevini yürüttüğünü, aynı zamanda şirket hissedarı olduğunu, bu görevinden 05.05.2010 tarihinde ayrıldığını, satış müdürlüğü görevini yaptığı süre içerisinde maaşını çoğunlukla eksik ve geç aldığını, maaşını alamadığı gibi kar payı ve huzur hakkı adı altında kendisine hiç bir ödeme yapılmadığını, müvekkilinin 2005 Ekim ve Kasım maaşlarını hiç alamadığını, 2005/ Aralık, 2006 yılının tüm ayları, 2007 yılının Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz aylarının, 2008 Mart Nisan aylarının maaşlarını kısmen alamadığını, bunun yanında 2006, 2007, 2008 ve 2009 yıllarına ilişkin yıllık izin ücreti alacağının bulunduğunu, kıdem tazminatının da ödenmediğini, davalı tarafından ödeme yapılmaması üzerine başlatılan icra takiplerine haksız itiraz edildiğini belirterek itirazın iptali ile davalı aleyhine icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; davacının davalı şirketin kurucu ortağı olduğunu, ortaklığını 2010 yılına kadar devam ettirdiğini ve hisselerini bütün hak ve borçları ile birlikte bir diğer ortağa devrederek ortaklıktan ve şirketten ayrıldığını, şirket kuruluşundan itibaren davacı ile diğer hissedarların tamamının murakıplık ve yönetim kurulu üyeliklerini bizzat kendilerinin münavebeli yaparak şirketin hem idare meclisini ve hem de genel kurulunu oluşturduklarını, şirketin kâr ve zararlarına ortak olduklarını, davacının yapılan tüm genel kurullara katıldığını, murakıp raporlarını bizzat hazırladığını ve imzaladığını, yönetim ve faaliyetleri bizzat takip ettiğini, bilançoları onayladığını, herhangi bir itirazda bulunmadığını, onaylanan bilançolara ve diğer şirket faaliyetlerine muhalif kalmadığı gibi bizzat kendi imzasıyla onayladığı ve ibra ettiğini, bilançolarda huzur hakkı mahiyetinde herhangi bir borcun bulunmadığını, birleşen davalarda; davacının müvekkili şirketin kurucu ortağı ve hissedarı olduğunu, davalı şirkette hizmet akdi ile çalışmasının bulunmadığını, davacının kurucu ortak olarak ve nüfuzunu kullanarak kendisini şirket çalışanı gibi göstererek sigorta primlerini şirkete ödettiğini, söz konusu işlemin muvazaalı olduğunu, davacının ücret talep ettiği dönemlerde şirketin kurucu ortağı olduğu ve tek başına 4 yıl murakıplık yaptığını, sonrasında yönetim kurulu üyesi olduğunu, kendisine huzur hakkı ödendiğini, TTK’da murakıpların niteliklerinin özel olarak düzenlendiğini, hiçbir surette şirket çalışanı olamayacağının açık hükme bağlandığını savunarak asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama, alınan bilirkişi raporları ve toplanan delillere göre, 6762 sayılı eski “Huzur Hakkı” başlıklı TTK’nın 333. maddesi uyarınca, “Aksine esas mukavelede hüküm olmadığı takdirde idare meclisi azalarına her toplantı günü için bir ücret verilir. Ücret miktarı esas mukavelede tayin edilmemişse umumi heyetçe tayin olunur.” şeklinde olup, davacının 07.01.2005 tarihli Genel Kurul’da 3 yıllığına denetçi olarak seçildiği ve 02.08.2005 tarihli Genel Kurul’da da Ocak 2005’ten itibaren denetçilere aylık net 4.500.- TL ücret ödeneceğinin kararlaştırıldığı, davacının, 27.08.2008 tarihli Genel Kurul’da 3 yıllığına Yönetim Kurulu Üyesi olarak seçildiği ve üyelere 01.01.2008’den itibaren aylık net 5.000.- TL ücret ödeneceği kararlaştırıldığı,davalı şirketin kayıtlarında “huzur hakkı” adlı bir kalemin yer almadığı, denetçilere veya yönetim kurulu üyelerine bu ad altında bir ödeme yapılmadığı, bunun yerine hepsine “maaş” adı altında ödeme yapıldığı ancak ödemenin maaş adı altında yapılması, davacının gerçek anlamda bir işçi olduğunu yapılan ödemelerin de işçilik alacağı olduğunu göstermeyeceği,birleşen dosyalar bakımından; 6762 sayılı TTK kapsamında şirketle yönetim kurulu üyeleri ve denetçiler arasındaki ilişki bir iş veya hizmet sözleşmesi değil bir vekalet sözleşmesi ilişkisi olduğu ve davacı vekalet ilişkisi kapsamında şirkete emek ve mesai harcayarak bu çalışması karşılığında aylık olarak huzur hakkı aldığı nazara alındığında bu kapsamda aynı çalışması için ayrıca işçilik ücreti talep etmesi mümkün bulunmadığı, davacıya maaş adı altında yapılan söz konusu ödemelerin, aylık olarak ödenmesi gereken huzur hakkı ödemeleri olduğunun kabul edilmesi gerektiği, davacı 31.10.2009 tarihine kadar denetçi ve yönetim kurulu üyeliği görevlerini sürdürdüğünden dava dilekçesindeki talebi ile bağlı olarak yapılan hesaplama ile toplamda 119.500.- TL ücrete hak kazandığı, buna karşılık davacıya, görevinin sona erdiği 31.10.2009 tarihine kadar toplam 99.251,75 TL ödeme yapıldığı, görevinin sona erdiği tarihte davacının davalı şirketten 20.248,25 TL huzur hakkı alacağı kaldığı, davacıya, denetçi veya yönetim kurulu üyesi sıfatının bulunmadığı ve dolayısıyla herhangi bir ad altında huzur hakkına hak kazanmadığı 01.11.2009-05.05.2010 arasında da bundan önceki dönemde olduğu gibi maaş adı altında yapılan ödeme bu dönemde davacının davalı şirketçe sigortalı gösterilmeye ve primleri ödenmeye devam edilmiş ancak söz konusu dönemde yapılan 25.000.- TL ödemenin davacının davalı şirket tarafından sigortalı olarak gösterilerek primlerinin de ödendiği de göz önüne alınarak huzur hakkı kapsamında yapılmadığı, aksi durumun davalı tarafça ispatının gerektiğinden bu meblağın alacaktan mahsup edilemeyeceği gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulü ile birleşen davaların reddine karar verilmiştir.
Asıl ve birleşen davalarda davacı vekili ve asıl davada davalı vekili, kararı temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin asıl ve birleşen davalara yönelik tüm temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Davalı vekilinin asıl davaya yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise; davalı şirketin ticari defterlerinin incelenmesinde, davacı ve diğer üyelere huzur hakkı adı altında değil maaş hesabı altında ödeme yapıldığı ve bu ödemelerin huzur hakkı olarak kararlaştırılan bedel mukabili ödendiği mahkemece de kabul edilmiştir. Davalı şirketin, davacının talep etmediği geçmiş dönemlerde de huzur hakkı ödemesini süresinden sonra maaş hesabından yaptığı görülmekle, bu durumda davalı şirketin davacının görevinin sona erdiği 31.10.2009 tarihi sonrası 05.05.2010 tarihine kadar yaptığı ödemenin bu sürede davacının sigorta primleri ödendiğinden huzur hakkı kapsamında olmadığına yönelik gerekçesiyle mahsup edilmeyen 25.000.- TL ödemenin de davacı alacağından mahsup edilmesi gerekli olup, bu mahsup sonucunda davacının başkaca alacağı da kalmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile kısmen kabulüne karar verilmesi doğru olmamış ve kararın asıl davada davalı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin asıl ve birleşen davalara yönelik bütün temyiz itirazlarının reddine,(2) nolu bentte açıklanan nedenlerden dolayı asıl davada davalı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, temyiz harcı asıl ve birleşen davalarda davacıdan peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, aşağıda yazılı bakiye 1.037,37 TL temyiz ilam harcının temyiz eden asıl ve birleşen davalarda davalıdan alınmasına, 29/11/2022 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.