Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2022/7564 E. 2023/379 K. 19.01.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/7564
KARAR NO : 2023/379
KARAR TARİHİ : 19.01.2023

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkeme tarafından Dairemiz ilamına karşı direnilmiştir.
Direnme kararının davacı vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizce bozma kararı yerinde bulunarak direnme kararı incelenmek üzere dosya Hukuk Genel Kuruluna gönderilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.05.2022 tarihli ve 2019/(19)11-758 E., 2022/660 K. sayılı ilâmı ile
direnme kararının yerinde olduğuna karar verilerek kötüniyet tazminatı yönünden davacı vekilinin temyiz itirazlarına ilişkin inceleme yapılmak üzere dosya Dairemize gönderilmiş olmakla Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıdan 01.01.2012 vade tarihli senet ile alacaklı olduğunu, bu alacağın tahsili için takibe geçildiğini, itiraz üzerine takibin durduğunu iddia ederek davalı borçlunun itirazının 540.000,00 TL asıl alacak üzerinden iptaline, takibin devamına ve %20 oranında icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; takip konusu senedin hile ile alındığını, imzanın da müvekkiline ait olmayabileceğini, bu sebeple senet üzerinde inceleme yapılması gerektiğini, müvekkilinin davacıdan borç para veya mal almadığını savunarak davanın reddi ile %20 oranında kötü niyet tazminatı istemiştir.

III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A.Mahkemece Verilen ilk Karar
Mahkemece 12.11.2015 tarihli ve 2015/1066 E., 2015/371K. sayılı kararıyla davaya dayanak icra takibine konu bononun malen düzenlendiği; ancak alacaklının Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/149988 soruşturma sayılı dosyasında bononun elden nakit olarak verilen borca karşılık düzenlendiğini iddia etmesi nedeniyle bononun ihdas nedeninin davacı tarafça talil edildiği, davalı tarafın davacıdan borç para almadığını savunduğu, bu durumda ispat külfetinin davacıda olduğu, davacı tarafından borç para verildiği yönünde başkaca bir delil sunulmadığı, yemin de teklif edilmediği, icra takibinin kötü niyetle başlatıldığı gerekçesiyle davanın reddine, davalı yararına 108.000,00 TL kötü niyet tazminatına karar verilmiştir.

B. Bozma Kararı
Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 23.03.2017 tarihli ve 2016/11124 E., 2017/2363 K. sayılı ilamı ile “… icra takibine konu senet tanzim tarihini içermediğinden bono olarak nitelendirilemeyeceği, senedin adi bir belge niteliğinde olduğu, kural olarak bu belgedeki imzanın davalı borçluya ait olduğunun anlaşılması halinde, davacının iddiasını kanıtlamış sayılacağı, davalı vekilinin cevap dilekçesinde, takip konusu senedin hile ile alındığını, imzanın da müvekkiline ait olmayabileceğini savunduğu, ayrıntılı açıklamalarda bulunduğu, mahkemece açıklanan hususlar çerçevesinde takip konusu senedin adi bir belge olduğu gözetilerek, tarafların iddia ve savunmaları incelenip değerlendirilerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerektiği…” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Davalı vekilinin karar düzeltme istemi Dairece reddedilmiştir.

C. Mahkemece Verilen Direnme Kararı
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki karar gerekçesi yanında, icra takibine dayanak belgenin bono olduğu kabul edilmese dahi yazılı belge olması nedeniyle aksinin yine yazılı belge ile kanıtlanması gerektiği, davacının icra takibine esas malen kaydı ile düzenlenmiş yazılı belgeden kaynaklanan alacağını kanıtlayamadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; takibe konu senedin düzenleme tarihinin bulunmaması sebebi ile bono olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığını, senedin adi senet hükmünde olduğunu, talil durumunda ispat yükünün değişeceği kuralının ise kambiyo senetleri için düzenlendiğini, bu konuda kanuni bir düzenleme olmamakla birlikte, konuyu ele alan Yargıtay içtihatları incelendiğinde bu kuralın kambiyo senedi niteliğindeki senetler için düzenlenmiş özel bir kural olduğunu, takibe konu senedin kambiyo vasfını haiz olmadığı göz önüne alındığında kambiyo senetlerine özgü kuralın olayda uygulanamayacağını, Yargıtay bozma ilamında bu hususa değinildiğini, mahkemenin direnme kararının hukuka aykırı olduğunu, talil, bonoda yer alan bedel kaydının aksinin iddia edilmesi olup bedel kaydının aksini iddia edenin iddiasını ispatla yükümlü olduğunu, davaya konu senedin bono vasfını haiz olmaması sebebiyle bu kurala tabi olmadığını, yazılı belge niteliğindeki adi senedi kendilerinin sunduğunu, müvekkilinin davalıdan alacaklı olduğunu kesin delil niteliğindeki yazılı belge olan adi senetle ispat ettiğini, ispat yükünün davalıya geçtiğini, davalının ise yazılı belgeye karşı borcu olmadığına ilişkin soyut iddialar ileri sürdüğünü, yazılı bir delil ibraz edemediğini, müvekkilinin davalıdan alacaklı olduğunun kabulü gerektiğini, senet üzerindeki imzanın davalıya ait olduğu inkar edilmeyip imzanın hile ile elde edildiğine ilişkin soyut iddialar ileri sürüldüğünü, dava konusu senet, imzası borçlu tarafından inkar edilmemiş adi senet hükmünde olup kesin delil niteliğinde bulunduğunu, davalının beyanlarından davalının imzayı inkar ettiği kabul edilse dahi mahkemece imza incelemesi yaptırılarak senet üzerindeki imzanın davalıya ait olup olmadığının araştırılması gerektiğini, bedel kaydının bononun zorunlu unsurlarından olmadığını, bonoyu düzenleyen ile bono lehtarı arasındaki hukuki ilişkiyi gösteren bir işaret olduğunu, davalının borcu bulunmadığını ispat edemediğini, müvekkilinin elinde senedi (delili) olmasına rağmen alacağına kavuşamayıp aleyhine tazminata hükmedilmesinin doğru olmadığını ileri sürerek ve resen değerlendirilecek nedenlerle kararın bozulmasını talep etmiştir.

C.Dairemizin İnceleme Kararı
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 373 üncü maddesinin beşinci fıkrası gereğince Dairemizce yapılan incelemede, Daire kararının yerinde olduğu belirtilerek temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.

D.Hukuk Genel Kurulu Kararı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.05.2022 tarihli ve 2019/(19)11-758 E., 2022/660K. sayılı ilamı ile icra takibine ve davaya konu senedin bononun zorunlu unsurlarından olan “keşide tarihi”ni taşımaması nedeniyle adi senet niteliğinde olduğu, dava konusu adi senette davacının lehtar, davalının keşideci olduğu, ihdas nedeni olarak “malen”  kaydı  bulunduğu, davacının savcılık ifadesi ile senedin düzenleniş nedenini talil ettiği, ispat yükünün davacıda olduğu eldeki davada, davacı tarafından taraflar arasında ticarî ilişki bulunduğu hususunda yazılı bir delil sunulmadığı, davacıya yemin teklif hakkı hatırlatılmasına rağmen yemin teklif edilmediği, icra takibine dayanak belgenin adi senet olması nedeniyle aksinin yine yazılı belge ile kanıtlanması gerektiği hâlde davacı tarafça icra takibine dayanak malen kaydı ile düzenlenmiş adi senetten kaynaklanan alacağın ispat edilemediği, direnme kararının usul ve yasaya uygun bulunduğu, Özel Dairece hüküm altına alınan tazminat yönünden bir inceleme yapılmadığından bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Dairemize gönderilmesine karar verilmiştir.

E. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilip edilemeyeceğine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
1. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (2004 sayılı Kanun) 67 nci maddesinin ikinci fıkrası

2.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.06.2019 tarihli ve 2017/19-928 E., 2019/658 K. sayılı, 01.03.2017 tarihli ve 2015/1048 E., 2017/380 K. sayılı, 19.10.2021 tarihli ve 2017/(19)11-2837 E., 2021/1271K. sayılı kararı

3. Değerlendirme
1. 2004 sayılı Kanun’un 67 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca alacaklının kötü niyet tazminatına mahkûm edilebilmesi için takibin haksız ve kötü niyetle yapılmış olması gerekir. Alacaklının icra takibini kötü niyetli olarak yaptığı hususu, borçlu tarafından kanıtlanmalıdır. Öğretide ve Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarına göre alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu hâlde icra takibine girişen alacaklının kötü niyetli olduğu kabul edilmektedir. Anılan kanun hükmünde düzenlenen ve ‘kötü niyet tazminatı’ olarak adlandırılan tazminat, takibe girişmekte kötü niyetli bulunduğu borçlu tarafından açıkça kanıtlanmış olan ya da öyle olduğu ayrıca kanıtlanmasına gerek bulunmaksızın dosya kapsamından açıkça anlaşılabilen alacaklıya yönelik bir yaptırım niteliğindedir. Alacağının varlığına maddi hukuk kuralları çerçevesinde inanarak icra takibine girişen; ancak bunu usul hukuku kurallarına uygun şekilde kanıtlayamadığı için itirazın iptali istemi reddedilen bir alacaklı, 2004 sayılı Kanun’un 67 nci maddesi anlamında “haksız ise de “kötü niyetli” olarak kabul edilmesine ve dolayısıyla bu iki koşulun birlikte gerçekleşmesini açıkça şart koşan söz konusu hüküm çerçevesinde tazminatla sorumlu tutulmasına hukuken olanak yoktur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13.06.2019 tarihli ve 2017/19-928 E., 2019/658 K., 01.03.2017 tarihli ve 2015/1048 E., 2017/380 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir. Başka bir ifadeyle 2004 sayılı Kanun’un 67 nci maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre itirazın iptali davasının davalı (borçlu) lehine sonuçlanması üzerine, alacak likit olsun veya olmasın, böyle bir alacağa dayalı takibin, haksız ve kötü niyetli olması hâlinde, istem varsa, davalı (borçlu) lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gereklidir. Burada takibin haksız olması tek başına yetmemekte, ayrıca kötü niyetli olması da gerekmekte olup, ispat yükü; takibin kötü niyetli olduğunu iddia eden davalı (borçlu)’nun üzerindedir.

2. Tüm bu açıklamalar ışığında, davacının takip tarihi itibariyle borçlu tarafından imzası inkar edilmeyen, keşide tarihi içermemesi nedeniyle adi senet niteliğindeki belgeye dayalı olarak icra takibi başlatmasında kötü niyetli olduğundan söz edilemeyeceğinden, davalı yararına 2004 sayılı Kanun’un 67 nci maddesinin ikinci fıkrasına aykırı olarak kötü niyet tazminatına hükmedilmesi yerinde değildir.

V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Mahkeme kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,

Kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,

19.01.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.