YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/12912
KARAR NO : 2013/3801
KARAR TARİHİ : 20.02.2013
Mahkemesi :Sulh Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle yaralama
Hüküm : 5237 sayılı TCK’nın 89/1, 22/3, 89/3-b, 62, 52/2-4. maddeleri uyarınca mahkumiyet
Taksirle yaralama suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık ve mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanığın sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksir, 5237 sayılı TCK’nın 22/2. maddesinde “dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi” şeklinde tanımlanmıştır. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alması ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir, fail tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.03.2008 tarih ve 43-62; 01.02.2005 tarih ve 213-3; 23.03.2004 tarih ve 12-68; 09.10.2001 tarih ve 181-204; 21.10.1997 tarih ve 99-202 sayılı kararları başta olmak üzere, birçok kararında da vurgulandığı üzere, öğretide ve uygulamada taksirin unsurları;
a- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,
b- Hareketin iradiliği,
c- Neticenin iradi olmaması,
d- Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,
e- Neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması, şeklinde kabul edilmektedir.
Bilinçli taksir ise 5237 sayılı TCK’nın 22/3. maddesinde, “kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi” olarak tanımlanmıştır. Taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.
Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlike hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin tehlike hali ile bir tutulamaz; neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu neticeyi meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.
Tüm açıklamalar çerçevesinde;
Sanığın idaresindeki motorsiklet ile yerleşim yeri içinde seyrederken yaya olan katılana çarparak yaralaması şeklinde gelişen olayda ; katılanın beyanında olayın kaldırımda yürürken gerçekleştiğini sanığın ise yol içinde gerçekleştiğini beyan ettiği, dosya kapsamında olayın meydana geldiği yer ve gelişimini gösterir her hangi bir belgeninde düzenlenmediği görülmekle, olay yeri yol içi olarak kabul edilmekle , sanığın beyanına göre yol içinde elinde cep telefonu ile uğraşarak giden katılanı gördüğü zaman araçda bulunan sesli ve görsel ikazları kullanarak katılanı ikaz edip hızını yol şartlarına göre ayarlaması gerekirken yol içinde yürümekte olan katılanın kendisinin farkında olduğu ve yol vereceği düşüncesi ile geçişinin devam ettirmek suretiyle kusurlu olup meydana gelen neticeyi öngörecek bir konumda olmadığı görülmekle bilinçli taksirin şartlarının bulunmadığı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kanuna aykırı olup, sanık ve mahalli Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazı bu nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak hükmün BOZULMASINA, 20.02.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.