YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/15660
KARAR NO : 2013/10000
KARAR TARİHİ : 16.04.2013
Mahkemesi :Sulh Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle yaralama
Hüküm : 5237 sayılı TCK’nın 89/1, 62, 52/2-4. maddeleri uyarınca mahkumiyet
Taksirle yaralama suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, katılan tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.03.2012 gün, 6-386; 30.11.2010 gün, 5-237; 29.05.2007 gün, 114-113; 26.05.2009 gün ve 50-130 sayılı kararları ve diğer birçok kararında vurgulandığı üzere; 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 40/2, 5271 sayılı CMK’nın 34/2, 231/3, 232/6. maddeleri gereğince, hüküm ve kararlarda, başvurulacak yasa yolu, süresi, başvuru yapılacak merci ile başvuru şeklinin anlaşılabilir nitelikte açıkça gösterilmesi zorunludur. Bunlardan bir veya birkaçının eksik ya da hatalı gösterilmesi CMK’nın 40. maddesi uyarınca eski hale getirme nedenini oluşturmaktadır. Bu bildirimlerdeki temel amaç, kanun yollarına başvuru hak ve yetkisi bulunanların, başvuru haklarını etkin bir biçimde kullanmalarının sağlanması ve bu eksiklik nedeniyle hak kayıplarına yol açılmamasıdır. Ancak burada dikkat edilecek veya eski hale getirme nedeni oluşturacak husus, eksik veya yanılgılı bildirim nedeniyle bir hakkın kullanılmasının engellenip engellenmediğinin belirlenmesidir. Bildirimdeki eksikliğin yol açtığı bir hak kaybı bulunmamakta ise, bu durum eski hale getirme nedeni oluşturmayacaktır.
Bu açıklamalar ışığında, katılanın yokluğunda verilen kararda, “Karara karşı sanık ve katılana tefhiminden itibaren 7 gün içerisinde mahkememize dilekçe verilerek veya zabıt katibine beyanda bulunularak Yargıtay nezdinde temyiz edilebileceği” şeklindeki bildirimle, temyiz süresinin tefhim tarihinden itibaren başlayacağı belirtilmiş ise de, yoklukta verilen hükme ilişkin olarak temyiz süresinin, katılanın bu hükmü usulüne uygun olarak öğrenmesi yani tebliğle işlemeye başlayacağı, bildirimde “tefhim” kelimesine yer verilmesinin, katılan açısından yasa yolu süresinin tebliğ ile işlemeye başlayacağı gerçeğini değiştirmeyeceği, kaldı ki katılanın temyiz dilekçesinde, bu ifadenin kendisini temyiz süresinin başlangıcı konusunda yanılgıya düşürdüğüne ilişkin bir iddiası bulunmadığı gibi, belirtilen sürede yanlış mercie, yanlış şekilde bir başvuruda bulunulması halinde dahi, yanılmanın CMK’nın 264. maddesi kapsamında değerlendirileceği hususları göz önüne alındığında, bildirimdeki yanlışlığın katılanın hak kaybına neden olmadığı anlaşılmakla; tebliğnamedeki temyiz süresinin tefhim tarihinden itibaren başlayacağı belirtilerek, katılanın yanıltıldığından bahisle, temyiz istemini süresinde kabul eden görüşe iştirak edilmemiştir.
Katılanın yokluğunda 11.10.2010 tarihinde verilen ve 12.11.2010 tarihinde bizzat kendisine tebliğ olunan hükmü, kurban bayramı ve hafta sonu tatilleri dikkate alındığında, 22.11.2010 günü mesai bitimine kadar temyiz etmesi gerekirken, 1412 sayılı CMUK’un 310/1. maddesinde öngörülen yasal bir haftalık süre geçtikten sonra, 23.11.2010 tarihinde temyiz ettiğinin anlaşılması karşısında; 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesi gereğince temyiz isteminin isteme aykırı olarak REDDİNE, 16.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.