Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2012/21414 E. 2013/16165 K. 13.06.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/21414
KARAR NO : 2013/16165
KARAR TARİHİ : 13.06.2013

Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle öldürme
Hüküm : Beraat

Taksirle öldürme suçundan sanıkların beraatine ilişkin hükümler, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
1- Sanıklar … ve … hakkında kurulan beraat hükümlerinin incelenmesinde;
Yapılan yargılama sonunda yüklenen suç açısından sanıkların kusurları olmadığı gerekçe gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin, sanıkların kusurlu tıbbi müdahalede bulunduğuna, hastanede solunum cihazı bulunmaması nedeniyle sanıkların kusurlu olduklarına ilişkin temyiz itirazının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak oybirliği ile ONANMASINA,
2- Sanık … hakkındaki hükme gelince;
Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 4.6.2008 tarih ve 2418 sayılı ve Yüksek Sağlık Şurasının 8-9 Nisan 2010 tarih ve 12524 sayılı raporlarında ölüm sebebi belirlenemediğinden sanıklara bir kusur atfedilemeyeceğinin bildirilmesi karşısında, sanıkların ölüm sonucundan sorumlu olamayacakları yerinde olmakla birlikte sanık … hakkında TCK’nın 257. maddesi gereğince sorumlu olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.
Bu kapsamda;
10.10.2007, 15.11.2007 ve 18.12.2007 tarihindeki muayene bulguları gözetilerek, teşhis ve tedavide kusurlu hareketinin var olup olmadığına dair Yüksek Sağlık Şurası veya Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas dairelerinden ek rapor alınarak sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 13/06/2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:

18.05.2007 doğumlu ölen bebek …’ın, ilk olarak 10.10.2007 tarihinde geçmeyen öksürük şikayeti ile Kent Hastahanesine getirildiği, “ateşinin 37 derece ölçüldüğü…, akut bronşiloit tanısı konularak medikal tedavi ve 5 gün sonra kontrole gelmek kaydı ile taburcu edildiği…,
Kayıtlardan anlaşılacağı üzere, bebek …’in 5 gün sonra kontrole getirilmediği yaklaşık bir ay sonra; 15.11.2007 tarihinde “… öksürük ve 2 günlük 38 dereceyi geçmeyen ateş şikayeti ile getirildiğinde… solunum sesleri bilateral ronkus tespit edildiği farenk hipoemik otoskopik muayenesinin doğal olduğu akut bronşiloit tanısı konularak ilaç tedavisi önerisi ile tabucu edildiği,
Yine bu tarihten bir ay sonra 18.12.2007 tarihinde “… burun akıntısı, burun tıkanıklığı, bir günlük ateş şikayeti ile getirildiği 38 derece timponik ateşinin ölçüldüğü perijenik soğutma ile ateşinin 37 dereceye düşürüldüğü solunun seslerinin doğal olduğu solunum sayısının 25/dk olduğu akut faranjit tanısı ile ilaç tedavisi önerilmek suretiyle taburcu edildiği,
19.12.2007 tarihinde 14.35 sularında nefes alamama şikayeti ile getirildiği PA akojen grafisi ve kronial BT çekildiği hastaya üniversite ve araştırma hastahanelerinde yer aranmasına rağmen bulunamadığı aynı gün 16.45’te eksitus olduğu,
Soruşturma evresinde Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturma evrakı aslı, hastahane belgeleri ve grafileri Adlı Tıp Kurumu Başkanlığına gönderilerek bebek …’ın ölümünde tedavi gördüğü Özel Kent Hastahanesinde müdahalede bulundukları anlaşılan, doktorlar …, … ve Dilşat Çamlı’nın kusur ve etkilerinin bulunmadığı sorulmuş;
Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1. İhtisas Kurulu 4 Haziran 2008 tarihli raporunda: “… adli ve tıbbi belgelerde bulunan veriler değerlendirildiğinde;
1- Otopsi raporunda bebeğin vücudunda ölüme neden olabilecek nitelikte travmatik değişim tanımlanmadığı,
2- Bebeğe ait örneklerde ölüme sebep olabilecek uyutucu-uyuşturucu veya toksik maddeye rastlanmadığı,
3- Dosyadaki tıbbi belgeler ve otopsideki makroskopik ve mikroskopik bulgulara göre bebeğin herhangi bir istenmeyen ilacın etkisi sonucu öldüğüne dair tıbbi delillerinin bulunmadığı,
4- Eldeki verilerle bebeğin ölüm sebebinin belirlenemediği” oybirliği ile mütalaa edildiğinden;
Bu defa 24.07.2009 tarihli müzekkere ile mahkemece Yüksek Sağlık Şurası Başkanlığından doktorlar… ve …’ın teşhis ve tedavide kusurlu hareketlerinin var olup olmadığını, varsa bu hareketlerin oluşan ölüm sonucu ya da en azından hastalığın ilerlemesi nedeni olarak öngörülüp öngörülemeyeceği sorulduğu,
08.09.2010 tarihli Yüksek Sağlık Şurası Kararında: “Dosyadaki bilgi belge ve bulgular değerlendirildiğinde; yapılan otopside ölüm sebebi belirlenemediğinden, olayın tıbbi değerlendirmesinin yapılamayacağına ve kişilere herhangi bir kusur atfedilemeyeceğine oybirliği ile karar verildiğinin” belirtildiği,
Görüldüğü üzere; her iki kurum da kesin ölüm sebebi belirlenemediğinden tedaviye katılan doktorların teşhis ve tedavide kusurlu olup olmadıklarını tespit edememişlerdir.
Ölüm nedeni belirlenemeden doktorların kusurlu olup olmadığı söylenemeyeceği cihetle mahkemenin kararı doğru olduğundan çoğunluğun doktor… yönünden, hükmün bozulmasına ilişkin 2 nolu bozma düşüncesine iştirak etmemekte olup adı geçen sanık yönüden de hükmün onanması gerektiği düşüncesindeyim.