YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/7240
KARAR NO : 2013/2737
KARAR TARİHİ : 12.02.2013
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : Taksirle öldürme
Hüküm : 5237 sayılı TCK’nın 85/1, 62/1, 50/1-a, 52/2-4. maddeleri uyarınca mahkumiyet.
Taksirle öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sanık müdafinin duruşmalı inceleme isteminin, hükmedilen cezanın adli para cezasından ibaret olması nedeniyle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 318 ve 5271 sayılı CMK’nın 299. maddeleri gereğince reddine karar verilerek yapılan incelemede:
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine; ancak,
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından yapılan ve 1995 yılında devir sözleşmesi ile Sulama Birliği Başkanlığına devredilen sulama kanalına, 3 yaşındaki çocuğun düşüp, boğulması şeklinde gelişen olayda; sulama kanallarının etrafının kafes tel çit, beton korkuluk, demir bariyer ile çevrileceği veya üzerinin kapatılacağına dair mevzuatta hüküm bulunmadığı gibi, devir sözleşmesinin 4. maddesindeki, Devlet Su İşleri ve Sulama Birliği Başkanlığının temsilcilerinden oluşan bir kurul tarafından muayene edilerek belirlenen tesislerdeki noksan ve yetersizliklerin, ancak Devlet Su İşlerinin yapacağı yıllık programlar çerçevesinde giderileceğine, 5. maddesindeki, tesislerin işletme, bakım ve onarımının Devlet Su İşleri tarafından verilecek “İşletme ve Bakım Talimatı”na göre Devlet Su İşlerinin direktifleri doğrultusunda yapılacağına, 13. maddesindeki, Sulama Birliği Başkanlığının, Devlet Su İşlerinin yazılı izni olmadan tesiste herhangi bir değişiklik ve genişletme yapamayacağına, 7. maddesindeki, 4. maddede yöntemi verilen ve yıllık muayene raporuyla belirlenen bakım onarım giderlerinin, yıllık bütçe içerisinde “Bakım-Onarım Fonu” olarak ayrılacağına, Devlet Su İşlerinin bakım ve onarımla ilgili işlerin yapılmasını ve ayrılan para miktarının harcanmasını denetlemeye her zaman yetkili olduğuna, tesisin bakım ve onarımı konularında Devlet Su İşlerinin yazılı olarak vereceği direktifleri Sulama Birliği Başkanlığının verilen süre içerisinde yerine getireceğine ilişkin hükümler, dosyada mevcut Çevre ve Orman Bakanlığı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü İşletme ve Bakım Dairesi Başkanlığının 9 Kasım
2007 tarihli genelgesi ile Devlet Su İşleri 2. Bölge Müdürlüğü 22. Şube Müdürü Bilgin Telek imzalı 30.01.2008 tarihli yazıda yer alan “Tüm dünyada benzer yapıdaki sulama sistemlerinde olduğu gibi, çok büyük genişlikteki alan içerisinde kalan ve açık sistem olarak dizayn edilen kanal sisteminin kaldırılması, yerinin değiştirilmesi ve üzerinin kapatılması teknik olarak mümkün değildir. Devlet Su İşleri tarafından inşa edilmiş olsalar bile, imara açılmış, çevresine konutlar yapılmış tesislerde, mal ve can güvenliğini temine yönelik tedbirlerin alınması, söz konusu yerleri imara açan yerel yönetimlerin görevlerindendir. Sulama tesislerinin yapıldığı ve işletmeye açıldığı tarihlerde meskun mahalde olmayan alanın, sonradan yerleşime açılmış ve meskun mahal haline gelmiş olmasında, anılan idarenin bir tasarrufu olmadığı gibi, bakım ve onarım ödeneklerinin miktarı dikkate alındığında, ödenek isteklerinin de kurumca karşılanması mümkün değildir.” açıklamaları ile birlikte ele alındığında, yeterli ödenek tahsisi yapılmadığından, işletmeye açıldığı 1963 yılından itibaren aynı şekilde kullanılan, bakım ve onarımı konusunda Devlet Su İşleri tarafından yazılı bir direktif verilmemiş kanala, ölenin düşmesinde Sulama Birliği Başkanı olan sanığa kusur izafe edilemeyeceği gözetilmeden, devir sözleşmesinin 12. maddesinde, Sulama Birliği Başkanlığının iş güvenliği konusundaki sorumluluğunun, sadece çalıştırdığı kişilerle ilgili olarak ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklarla sınırlandırıldığını dikkate almayan yetersiz bilirkişi raporuna itibarla, sanığın beraati yerine, yazılı şekilde hüküm tesisi,
Kabul ve uygulamaya göre de :
1- Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 07/07/2009 tarih, 2009/9-62-191 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, taksirli suçlar açısından 5237 sayılı TCK’nın 61/1. maddesinin (g) bendinde yer alan “failin güttüğü amaç ve saik” kıstasının uygulanamayacağı dikkate alınmadan, temel cezanın belirlenmesinde “sanığın güttüğü amaç ve saikinin” gerekçe olarak gösterilmesi,
2- Tayin olunan 2 yıl 6 ay temel hapis cezasından, 5237 sayılı TCK’nın 62. maddesi gereğince 1/6 oranında indirim yapıldıktan sonra, hapis cezasının 2 yıl 1 ay yerine, 1 yıl 13 ay olarak belirlenmesi ve sonuç olarak sanığa 100,00 TL eksik ceza verilmesi,
3- Adli sicil kaydında yer alan ve bir örneği dosya içerisine alınan ilam içeriğine göre, sanığın, Saruhanlı Asliye Ceza Mahkemesinin 20.10.2005 tarih, 2005/217 esas, 2005/242 sayılı, 19.04.2007 tarihinde kesinleşen kararıyla, 13.07.2004 tarihinde işlediği sabit görülen taksirle öldürme suçundan dolayı 765 sayılı TCK’nın 455/1-son, 59/2, 72; 647 sayılı Kanunun 4 ve 6. maddeleri uyarınca 3483 YTL erteli adli para cezası ile cezalandırıldığı anlaşılmakla, 5237 sayılı TCK’nın 58. maddesinde öngörülen tekerrür koşullarının oluştuğu gözetilerek, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 58/6-7. maddelerinin uygulanmasına karar verilmesi gerekirken, bu konuda olumlu ya da olumsuz bir karar verilmeksizin, yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kanuna aykırı olup, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 12.02.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.