Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2013/10881 E. 2013/14635 K. 29.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/10881
KARAR NO : 2013/14635
KARAR TARİHİ : 29.05.2013

Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Dava : Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat
Hüküm : 3500 TL maddi, 20000 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine.

Davacının tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Anayasanın Kişi hürriyeti ve güvenliği alt başlığında yer alan 19. maddesinde: “Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir. Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir.” Ve 40/son maddesinde de “Kişinin, resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.” hükmü yer almakta, yine Anayasanın 90. maddesinde “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır” şeklinde düzenleme bulunmaktadır.
Bu durumda; sorunun 466 sayılı Kanun ve CMK’nın 141-144. maddeleri yerine Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 90. maddesi doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti devletinin onayladığı İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye ile ilgili vermiş olduğu kararlar doğrultusunda çözülmesi gerekmektedir.
2709 sayılı T.C. Anayasası’nın 19/son, 40/son ve 90. maddeleri gereğince iç hukuk kapsamında kanun hükmünde bağlayıcılığı olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5. maddesindeki “yakalanan veya tutuklu durumda bulunan herkes hemen bir hakim veya adli görev yapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır; kendisinin makul bir süre içinde yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı vardır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir teminata bağlanabilir şeklindeki düzenleme ve “özgürlük ve güvenlik hakkı düzenlemeleri ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararları da nazara alınarak; davacının koruma tedbirine konu mahkum olduğu ceza davasında tutuklu kaldığı günlük tutukluluk süresinin sonuçta aldığı cezalar nazara alındığında haddinden fazla uzun olduğu ve adı geçen Sözleşmenin 5/3. maddesine aykırılık oluşturduğu gözetilip, tazminat miktarının buna göre belirleneceğinin hükmün gerekçesinde belirtilmiş olması isabetli bulunmuş bu nedenle tebliğnamedeki bir nolu bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Davacı vekili; müvekkilinin 29.07.2008 tarihinde tutuklanıp, 31.03.2011 tarihinde tahliye olduğunu, yargılandığı suçlardan toplam 2 yıl 12 ay hapis cezasına mahkum edildiğini, tutuklu kalması ve davanın uzun sürmesi nedeniyle 158 gün süre ile fazladan cezaevinde kaldığını belirterek tazminat talebinde bulunmuş, mahkemece hükmün gerekçesinde; “Davacı hakkında koşullu salıverme tarihininin 24.10.2010 tarihi olup, davacının tahliye edildiği tarih arasında hesaplanan 158 gün üzerinden tazminat hesabı yapılması gerektiği belirtilmiş olmasına rağmen 29.07.2008- 24.10.2010 tarihleri esas alınarak düzenlenen bilirkişi raporunun esas alınması, manevi tazminatın hükmün gerekçesinde 5000 TL olarak belirtilmesine rağmen hüküm fıkrasında 20000 TL olarak belirtilmesi suretiyle hükmün karıştırılması,
Kanuna aykırı olup, davalı vekilinin emyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, 29.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.