YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/11850
KARAR NO : 2014/160
KARAR TARİHİ : 13.01.2014
Mahkemesi :Sulh Ceza Mahkemesi
Suç : Özel hayatın gizliliğini ihlal etme
Hüküm : Beraat
Özel hayatın gizliliğini ihlal etme suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan ve mahalli Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Özel hayat kavramı; kişinin sadece gözlerden uzakta, başkalarıyla paylaşmadığı, kapalı kapılar ardında, dört duvar arasındaki yaşantısı ve mahremiyetinden ibaret değil, herkesin bilmediği veya bilmemesi gereken, istenildiğinde başka kişilere açıklanabilen, tamamen kişiye özel hayat olayları ve bilgilerin tamamını içerir. Bu nedenle, kamuya açık alanda bulunulması, bu alandaki her görüntü veya sesin dinlenilmesine, izlenilmesine, kaydedilmesine, sürekli ve izinsiz olarak elde bulundurulmasına rıza gösterildiği anlamına gelmez. Kamuya açık alanda bulunulduğunda dahi, “kalabalığın içinde dikkat çekmezlik, tanınmazlık, bilinmezlik” prensibi geçerli olup, kamuya açık alandaki kişinin, gün içerisinde yapıkları, gittiği yerler, kiminle niçin, nasıl, nerede ve ne zaman görüştüğü gibi hususları tespit etmek amacıyla sürekli denetim ve gözetim altına alınması sonucu elde edilmiş bilgileri ya da onun başkalarınca görülmesi ve bilinmesini istemeyeceği, özel yaşam alanına girdiğinde şüphe bulunmayan faaliyetleri özel hayat kavramı kapsamına dahildir; ancak, süreklilik içermeyen ve özel yaşam alanına dahil olmayan olay ve bilgiler ise bu kapsamda değerlendirilemez. Sonuç olarak, bir olay ya da bilginin, özel hayat kavramı kapsamına girip girmediği belirlenirken, kişinin toplum içindeki konumu, mesleği, görevi, kamuoyu tarafından tanınıp tanınmadığı, dışa yansıyan davranışları, rıza ve öngörüleri, içinde bulunduğu fiziki çevrenin özellikleri, sosyal ilişkileri, müdahalenin derecesi gibi ölçütler göz önüne alınmalıdır.
Kişiye bağlı ve onun kişisel gelişimiyle ilgili olan özel hayatın gizliliği hakkı, evlilikle tamamen ortadan kalkmaz. Tarafların evli olmaları ve aynı konutu paylaşmalarından dolayı birbirlerinin kişisel eşyalarına ve özel yaşam alanına giren hususlara kolayca ulaşabilme imkanına sahip bulunmaları, eşlerin hiçbir sınır olmaksızın birbirlerini sürekli gözetleyebileceği ve denetleyebileceği şeklinde yorumlanamaz. Ancak, kişinin, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda, örneğin; kendisine karşı işlenmekte olan (cinsel saldırı, hakaret, tehdit, iftira veya şantaj gibi) bir suç söz konusu olduğunda ya da kendisine veya aile birliğine yönelen, onurunu zedeleyen, haksız bir saldırıyı önlemek için, kaybolma olasılığı bulunan kanıtların kaybolmasını engelleyip, yetkili makamlara sunarak güvence altına almak
amacıyla, saldırıyı gerçekleştiren tarafın bilgisi ve rızası dışında, özel hayata ait bilgileri okuma, konuşma ve haberleşme içeriklerini veya özel hayata ilişkin ses ve görüntüleri dinleme, izleme ya da kaydetme, kişisel verileri kaydetme, ele geçirme ve yayma eylemlerinin hukuka aykırı olduğunu kabul etmek mümkün olmadığı gibi, esasen bu hallerde, kişinin hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle hareket ettiğinden de söz edilemez.
Bu açıklamalar ışığında incelenen dosya kapsamına ve aksi ispat edilemeyen savunmaya göre; sanığın olay tarihinde, otizm hastalığı olan oğlunu görmek için, aralarında boşanma davası devam eden, ancak resmi olarak verilmiş bir ayrılık kararı bulunmayan resmi nikahlı eşi katılanın evine gittiği, katılanın sanık geldiğinde ayrı bir odaya geçtiği, sanığın çocuğunu giydirip evden ayrıldığında, cep telefonunun evde olmadığı farkeden katılanın polisi arayıp şikayetçi olduğu, ayrıca sanığın avukatını arayarak sanığın telefonunu getirmesini istediği, sanığın savunmasına göre, otistik rahatsızlığı bulunan ve özel tedavisi devam eden oğlunun bu tür eşyalara olan merakı nedeniyle annesinin cep telefonunu yanında getirdiğini, avukatının araması üzerine telefonu çocuğun oturduğu … koltuğuna düşmüş vaziyette bulduğunu, baktığında bir çok cevapsız aramanın olduğunu, bunlardan birkaçının yurt dışında yaşayan oğluna ait olduğunu görünce bir şey mi oldu acaba diye baktığında eşinin cep telefonunda “senden çocuğum olsun istiyorum, çocuğu içine koymak istiyorum” şeklinde uygunsuz bir mesaj gördüğünü beyan ettiği, bu eylem nedeniyle katılanın özel hayatının gizliliğini ihlal ettiği gerekçesiyle açılan dava sonucunda, mahkemece, aralarında evlilik devam eden katılan ve sanık yönünden aile yaşamının gizliliği ve dokunulmazlığı da önem ve öncelik taşıdığından sanığın eşinin mesajlarına bakmış olmasının özel hayatın gizliliğinin ihlali olmayacağı ve atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığından beraatine karar verildiği olayda,
Kişinin, bir daha kanıt elde etme olanağının bulunmadığı ve yetkili makamlara başvurma imkanının olmadığı ani gelişen durumlarda, örneğin; kendisine karşı işlenmekte olan (cinsel saldırı, hakaret, tehdit, iftira veya şantaj gibi) bir suç söz konusu olduğunda ya da kendisine veya aile birliğine yönelen, onurunu zedeleyen, haksız bir saldırıyı önlemek için, kaybolma olasılığı bulunan kanıtların kaybolmasını engelleyip, yetkili makamlara sunarak güvence altına almak amacıyla, saldırıyı gerçekleştiren tarafın bilgisi ve rızası dışında, özel hayata ait bilgileri okuma, konuşma ve haberleşme içeriklerini veya özel hayata ilişkin ses ve görüntüleri dinleme, izleme ya da kaydetme, kişisel verileri kaydetme, ele geçirme ve yayma eylemlerinin hukuka aykırı olduğunu kabul etmek mümkün olmadığı gibi, esasen bu hallerde, kişinin hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle hareket ettiğinden de söz edilemeyeceği gözetildiğinde, bahse konu konuşmaları içeren dökümleri, üçüncü kişi ya da kişilerle paylaştığı ve/veya çoğaltarak dağıttığına ilişkin hakkında bir iddia ileri sürülmeyen sanığın eyleminde, hukuka aykırı hareket ettiği bilinciyle hareket etmediği anlaşılmakla;
Yapılan yargılama sonunda, sanığa yüklenen fiilin sabit olmadığı gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılanın ve mahalli Cumhuriyet Savcısının sübuta ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, beraata ilişkin hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA, 13.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.