Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2013/7682 E. 2013/14624 K. 29.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/7682
KARAR NO : 2013/14624
KARAR TARİHİ : 29.05.2013

Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi
Dava : 466 sayılı Kanuna göre tazminat talebi
Hüküm :14 TL maddi, 5 TL manevi tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine.

Davacının tazminat talebinin kısmen kabulüne ilişkin hüküm, davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Dosya içeriğinde bulunan ve mahkemece hükme esas alınan 21.06.2011 tarihli dosya inceleme tutanağına göre; tazminat davasının dayanağını teşkil eden Konya Devlet Güvenlik Mahkemesinin 05.03.1996 tarih ve 1995/91 Esas, 1995/270 Karar sayılı beraate ilişkin hükmün sanık (davacı) müdafinin yüzüne karşı tefhim edildiği ve temyiz edilmeksizin kesinleştiği kesinleşme tarihinin 13.03.1996 tarihi olup, dava tarihinin ise 15.04.2011 olduğunun anlaşılması karşısında, davanın 466 sayılı Kanun hükümlerine dayalı tazminat istemine ilişkin olması nedeniyle Ceza Genel Kurulunun 23/03/2010 tarih ve 2009/256 Esas ve 2010/57 sayılı kararında 466 sayılı Kanunun 2. maddesindeki üç aylık sürenin başlangıcı için 21/04/1975 tarih ve 3-5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına atıf yapılarak kesinleşen beraat kararından davacının haberdar olmasının aranması gerektiği şeklindedir. Ancak adı geçen kararda tazminat davasının ne zamana kadar açılması gerektiğine dair bir açıklama yoktur. Borçlar Kanununun 60. maddesinde tazminat davasının, zarar verici fiil veya olayın vukuundan itibaren her halde 10 yıl sonra zamanaşımına uğrayacağı kabul edilmiştir. Kanun dışı yakalanan veya tutuklanan kimseler bakımından, devletin yaptığı yakalama veya tutuklama haksız fiili ceza davasının kesinleşmesi ile netleştiğinden bu tarih olayın vuku tarihi olup, bu tarihten itibaren 10 yıl dolduktan sonra 466 sayılı Kanuna göre tazminat istenemeyeceği gibi; davacının bu uzun süre içinde hakkındaki hükmün kesinleştiğini bilmediğinden söz edilmesinin hayatın olağan akışına uygun bulunmadığı ve davanın 466 sayılı Kanunun 2. maddesinde öngörülen süre içinde açıldığının kabulünün mümkün olmayacağı gözetilmeyerek, davanın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi,
Kanuna aykırı olup,davacı vekili ile davalı vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA,29.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.