YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/13936
KARAR NO : 2017/9623
KARAR TARİHİ : 30.11.2017
Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi
Suç : 2863 sayılı Kanuna aykırılık
Hüküm : Beraat
2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan sanıkların beraatlerine ilişkin hüküm, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
1-Sanık …’in beraatine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:
Sanığın, Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulunun 14/07/1978 tarih ve 10538 sayılı kararı ile korunması gerekli kültür varlığı olarak tescilli olup, İstanbul I Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 07/07/1993 tarih ve 4720 sayılı kararı ile tescilli kentsel sit alanı içerisinde kalan taşınmazı diğer sanık …’a kiraya verdiği, davaya konu müdahalelerin kendisi tarafından yapıldığına dair dosya kapsamında delil bulunmamasından dolayı sanığın beraatine hükmedilmesinde netice itibariyle isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla; gerekçenin, 6498 sayılı Kanun değişikliğine yönelik hatalı değerlendirmeye ilişkin bölümü bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılama sonunda, atılı suçun unsurlarının oluşmadığı, gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin, beraat kararının kanuna aykırı olduğuna, eksik inceleme ile hüküm tesis edildiğine ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA,
2-Sanık …’ın beraatine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
2863 sayılı Kanunun 7. maddesinde 6498 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacının, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ya da sit alanı olarak tescil kararlarının, ilgililerince öğrenilmesini sağlamak olduğu, başka bir deyişle, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları yönünden tebliğ; sit alanları yönünden Resmi Gazete’de yayım ve internet üzerinden duyuru kurallarının, kişilerin, sahip oldukları veya kullandıkları taşınmazların durumunu bilmelerini ve ona göre hareket etmelerini sağlama amacı taşıdığı, belirtilen kuralların, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suçun oluşumu için şekil şartı niteliği bulunmayıp, aksi yöndeki kabulün, 6498 sayılı Kanunun amacına da ters düşeceği;
Dolayısıyla, sözü edilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, şerhin varlığına veya tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılması gerektiği;
Diğer yandan, taşınmaz bir varlığın korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmesinin ya da bir bölgenin, doğal, tarihi ve kültürel özellikleri nedeniyle sit alanı olarak belirlenmesinin, taşınmazın veya bölgenin özel bir statüye tabi tutulması gerektiği ve taşınmaz üzerinde ya da bölge içerisinde keyfi uygulamalarda bulunulamayacağı anlamına geldiği, bu bakımdan kural olarak, 6498 sayılı Kanun değişikliği sonrası tebliğ-yayım-internette duyuru; anılan değişiklik öncesi ise şerh-ilan yöntemleri ile taşınmazın ya da bölgenin tescilinden ilgililerin haberdar olmalarının sağlanacağı;
Bununla birlikte, Türk Medeni Kanununda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde şerh bulunmayıp, tescil kararı mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilmemiş olsa dahi, failin, taşınmazın ya da bölgenin tescilinden haberdar olduğuna dair beyanının göz ardı edilemeyeceği, zira, maliki olduğu veya kullandığı taşınmazın korunması gerekli nitelik taşıdığını ya da sit özelliğiyle bölgesel bazda koruma altına alınan bir alanda bulunduğunu bilen kişinin, taşınmaz üzerinde dilediği zaman dilediği şekil ve kapsamda uygulama yapamayacağını, taşınmazın ya da bölgenin özel statüsünün mümkün kıldığı ölçüde, kamu kurumlarınca yürütülecek izin prosedürü çerçevesinde inşai ve fiziki müdahalelerde bulunabileceğini de bilmesi gerektiği, yapı ya da bölge bazında tescil kararından haberdar olduğu halde, ilgili kurumlara başvurarak, gerçekleştirmeyi düşündüğü inşai uygulamaya yönelik izin almayıp keyfi hareket eden kişinin iyi niyetinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla, taşınmazın ya da bölgenin niteliğini bilerek izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunan ya da başlangıçta bilmeyip, kamu görevlilerince düzenlenen zabıt ve tutanaklar ile durumu öğrendiği halde müdahalesine devam eden failin, hukuki koruma altına alınamayacağı;
Ayrıca, hukuka aykırı zeminde gerçekleştirilen fiiller bakımından da failin iyi niyetinden bahsetmenin mümkün bulunmadığı, başka bir deyişle, Dairemizce incelenen dosyalarda sıkça karşılaşıldığı gibi, hazineye ait veya devletin hüküm ve tasarrufundaki taşınmazlar üzerinde inşai ve fiziki müdahale yapılması durumunda, tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmemesinin sonuca etkili olmayacağı, zira bu halde failin, maliki olmadığı veya hukuka uygun şekilde yararlanma hakkını elde etmediği taşınmaza müdahalede bulunduğunu ve fiilinin hukuki korumadan yoksun olduğunu bildiğinin kabulü gerektiği, hukuka aykırı zeminde gerçekleştirilen inşai ve fiziki müdahaleler yönünden ilan kuralı aranmasının, hayatın olağan akışına ve mantık ilkelerine de uygun düşmediği;
Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde; Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulunun 14/07/1978 tarih ve 10538 sayılı kararı ile korunması gerekli kültür varlığı olarak tescilli olup, İstanbul I Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 07/07/1993 tarih ve 4720 sayılı kararı ile tescilli kentsel sit alanı içerisinde kalan zemin +1 normal katlı taşınmazda ilgili Koruma Bölge Kurulu uzmanları tarafından yapılan incelemeler sonunda hazırlanan 18/02/2013 tarihli rapor ile iskele kurulduğunun, binanın çatı örtüsünün tamamen kaldırıldığının, beden duvarlarının soyulduğunun ve ahşap karkasın ortaya çıktığının, tüm pencere ve kapı doğramalarının söküldüğünün, balkon korkuluklarının çıkarıldığının, yapı içindeki moloz yığınlarının boşaltılmaya başlandığının, yapının birinci katına denk gelen arka cephede yer alan kısmının yıkıldığının tespit edildiği, dosya kapsamında mevcut 15/12/2012 tarihli kira sözleşmesi ile taşınmazın …’a kiraya verildiğinin, kira sözleşmesinin hususi şartlar kısmına eklenen 4. maddesi ile, kiracının, sözleşme süresince binanın gerek olağan bakımına ve gerekse korunmasına ve iyileştirilmesine yönelik yapılacak tadilatlarla ilgili tüm masrafları yapmakla yükümlü olduğunun, kiracının yapacağı tüm tadilat, onarım ve binanın yenilenmesiyle ilgili işlemler için gerekli izinleri yetkili kurumlardan almakla yükümlü olduğunun, binaya yapılacak izinsiz müdahalelerden kiracının sorumlu olacağının hükme bağlandığı, sanık …’in aşamalardaki savunmalarında, davaya konu taşınmazı apart otel yapmak üzere kiraladığını, binanın etrafını güvenlik nedeniyle branda ile kapattığını, bina içerisindeki çürümüş ve dökülmüş şeyleri attırdığını, çatıdaki kiremitlerin çalışanlar tarafından can güvenliğini tehdit ettiğinden atıldığını, yapılan işlemlerden diğer sanığın haberinin olmadığını, taşınmazda kiracı olduğundan ve bu nedenle kuruldan izin almasının mümkün olmayacağından ufak tefek tadilatları yaptığını beyan ettiği, sanığın savunmaları dikkate alındığında, taşınmazın tescilli bir yapı olduğunu bildiğinin kabulünde zorunluluk bulunduğu anlaşılmakla,
Mahkemece, inşaat mühendisi, mimar ve sanat tarihçi bilirkişiler refakate alınmak suretiyle olay yerinde keşif yapılarak, iddianamedeki eylemlerle sınırlı olarak, sanık … tarafından gerçekleştirilen müdahalelerin dosya kapsamında mevcut onaylı projelere uygun olarak yapılıp yapılmadığının tereddütsüz şekilde belirlenmesi, kurul onaylı projelere uygunluğun saptanması durumunda atılı suçun manevi unsurunun oluşmayacağının kabulü; aykırılığın saptanması durumunda ise eylemin, 2863 sayılı Kanunun 6498 sayılı Kanun ile değişik 65/1. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeksizin, eksik araştırma ve anılan kanun değişikliğine yönelik hatalı değerlendirme ile sanığın beraatine hükmedilmesi,
Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi gereğince beraate ilişkin hükmün isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 30/11/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.