Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2015/2252 E. 2015/11034 K. 17.06.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/2252
KARAR NO : 2015/11034
KARAR TARİHİ : 17.06.2015

Mahkemesi : Ağır Ceza Mahkemesi
Suç : Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama sonucu öldürme
Hüküm : 5237 sayılı TCK’nın 87/4, 29/1, 62/1, 53/1, 63 maddeleri gereğince mahkumiyet

Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama sonucu öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii ve mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafii ve mahalli Cumhuriyet savcısının, sanığın eyleminin taksirle öldürme suçunu oluşturduğuna ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme aykırı olarak ONANMASINA, 17/06/2015 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

MUHALEFET ŞERHİ:

Sanık hakkında, iş arkadaşı olan ölene basit tıbbi müdahale oluşturacak şekilde yumrukla vurması sonucu önceden bilinmeyen ve öngörmediği kalp-damar hastalığının aktif hale gelmesi sonucunda ölmesi dolayısıyla TCK’nın 23, 86/2 ve 85/1. maddeleri gereğince verilen mahkumiyet hükmü dairemizce oy çokluğuyla eylemin TCK’nın 86/1 ve 87/4 maddeleri kapsamında kaldığından bahisle bozulmuş, bozmaya uyan mahalli mahkeme sanığı TCK’nın 87/4, 29 ve 62.maddeleri gereğince cezalandırmıştır.
Biz aşağıdaki gerekçelerle eylemin taksirle öldürme olduğunu düşündüğümüzden sayın çoğunluğun onama yönündeki görüşlerine katılmıyoruz.
Dairemizin 23.2.2012 tarih ve 2011/15869 Esas ve 2012/5011 sayılı kararında belirtildiği gibi “5237 sayılı TCK’nın 23. maddesinde, kastı aşan suçlarda veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda cezalandırılabilmek için failin meydana gelen sonuç açısından en azından taksirle hareket etmesi gerektiği belirtilmiş, madde gerekçesinde de, hükmün konuluş amacının, objektif sorumluluk anlayışını terk etmek olduğu, bu tür sorumluluğun, ortaçağ kanonik hukukunun kalıntısı olan “versari in re ilicita” yani hukuka aykırı bir durumda olan bunun bütün neticelerine katlanır anlayışının ürünü olduğu, çağdaş ceza hukukunun bu anlayışı çoktan terk ettiği, düzenlemeyle meydana gelen ağır netice açısından sorumluluk için neticeye ilişkin olarak en azından taksir dolayısıyla kusurlu olunması gerektiği belirtilmiştir.
Kanunun 87/4. maddesinde ise, kasten yaralama sonucunda ölümün meydana gelmesi halinde failin nasıl cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak maddedeki atfın 86. maddenin 1. ve 3. fıkralarına yapılmış olması nedeniyle, bu hükmün aynı maddenin 2. fıkrasında kalan yaralanma eylemleri açısından uygulanması mümkün olmadığı gibi 2. fıkra kapsamında yaralanmaların 3. fıkradaki arttırım nedenleri bulunsa da uygulanma imkanı bulunmamaktadır.
Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilir nitelikte yaralanma sonucunda mağdurun ölmesi halinde, 5237 sayılı TCK’nın 23 ve 87/4. maddelerinin uygulanması imkânı bulunmadığından, failin sorumluluğunun genel hükümler kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Meydana gelen sonuç, (ölüm) öngörülebilir ise ve fail bu sonucu öngörmeksizin hareket etmişse, 5237 sayılı TCK’nın 22/2. maddesi uyarınca taksirle öldürme suçunu düzenleyen 85. maddesi uyarınca, öngörülebilir sonuç fail tarafından da öngörülmüş ancak istenmemiş ise fail bilinçli taksirle öldürme suçundan Kanunun 85 ve 22/3. maddeleri uyarınca, fail öngördüğü sonucu kabullenerek fiilini icra etmiş ise bu kez de, olası kastla öldürme suçundan sorumlu tutulmalıdır.
Failin ölüm sonucunu öngörmesi mümkün olmakla birlikte, gerekli özeni göstermeyerek ölüme neden olması halinde faili taksirle öldürmekten sorumlu tutmak mümkün ise de, ölüm sonucunun meydana gelmesinin öngörülmesi mümkün değilse failin taksirle öldürmeden sorumlu tutulması mümkün değildir.
Neticenin öngörülebilir olmaması halinde, faili meydana gelen ağır sonuçtan sorumlu tutmak, yeniden objektif sorumluluğun kabulü anlamına gelecektir ki, böyle bir kabul kusur sorumluluğunu benimseyen ceza kanununun sistematiğine de aykırıdır.”
Bu olayımızda da sanığın basit tıbbi müdahalelik yaralaması sonrası…. İhtisas Kurulunca, ölümün travmanın eforu ve stresiyle kendinde mevcut kalp damar hastalığının aktif hale geçmesine bağlı solunum dolaşım durmasından ileri geldiği olay ile ölüm arasında illiyet bağı bulunduğu, ancak saptanan travmatik değişimlerin başlı başına ölümü tevlit eder nitelikte olmadıkları ve mevcut yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğunun belirtilmesi karşısında sanığın taksirle öldürme suçundan cezalandırılması gerekmektedir.Çünkü; TCK’nın 22/2. maddesi taksiri, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi olarak tanımlanmaktadır.
Bilimsel görüşlere baktığımızda da dikkat ve özen yükümlülüğü ile ilgili şu açıklamaları görmekteyiz.
“Dikkat ve özen yükümlülüğünden, Kanun veya müşterek tecrübenin sonucu olarak kendisine toplum tarafından yüklenen dikkat ve ihtimam vazifesini ihmal eden ve zararlı neticeye sebep olan fert sorumludur. Taksir zorunlu ve gerekli özenin gösterilmemesi sebebiyle öngörülmesi mümkün olan neticenin öngörülmemesidir.
Taksirin cezalandırılmasının sebebi, failin neticeyi öngörmesi mümkün iken, özen vazifesine aykırı olarak, bu neticeyi öngörmemiş olması esasına dayanır. Failin öngörülebilir bir neticeyi öngörmesi gerekirken bunu yapmaması, toplumun kendisini kınamasının sebebidir. “
Bunun yanında basit tıbbi müdahalelik bir yaralama suçunun işlenmesi sonucunda faili taksirle öldürme suçundan sorumlu tutmak adaletli olmayabileceği gibi TCK’nun 3.maddesinde düzenlenen “Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.” hükmü de ihlal edilmiş olabilir. Bundan dolayı üçlü bir ayırıma gidilerek sorumluluk belirlenirse adil bir sonuca varılabilir. Buna göre:
a-Kasten yaralama suçunu başlatanın fail olmadığı hallerde kişi bir nevi savunma refleksi ile karşısındakinin saldırısını defetmek için muhatabın vücuduna acı verme kastıyla hareket ettiği durumlarda, basit tıbbi müdahalelik bir yaralama sonrası ölüm meydana gelmişse faili sadece kastından yani basit tıbbi müdahalelik yaralamadan (TCK, m.86/2) sorumlu tutmak gerekir.
b-Kasten yaralama suçunu başlatanın fail olması halinde ise; failin amacı başkasının vücuduna sadece basit tıbbi müdahalelik bir yaralamada bulunma olsa bile modern zamanın oluşturduğu hayat ortamında, insanların bu gibi basit etkiler sonrası öldükleri artık her insan tarafından öngörülebildiğinden faili basit taksirle öldürme suçundan (TCK, m.85/1) sorumlu tutmak gerekir.
c-Kasten yaralama suçu fail veya ölen tarafından başlatılsa bile failin ölendeki ölüm sonucunu doğurabilecek rahatsızlığı-hastalığı bilmesi halinde bu durumda faili dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranması sonucu oluşan ölümden, bilinçli taksirle öldürme (TCK, m.85/1, 22/3) suçundan sorumlu tutmak gerekir.
Dosyamıza konu olayda sanığın basit tıbbi müdahalelik bir yaralaması sonucunda mağdur ölmüştür. Bu olayda yukarıda açıkladığımız gibi sanığı TCK’nun 87/4.maddesi gereğince sorumlu tutmak mümkün değildir. Ancak oluşan bu netice öngörülebilir bir neticedir. Dolayısıyla sanık hakkında TCK’nın 23 ve 86/2.maddelerini nazara almadan aynı kanunun 85/1.maddesi gereğince taksirle öldürme suçundan cezalandırılmalıdır. Mahkemenin TCK’nın 23 ve 86/2.maddeleri delaletiyle aynı Kanunun 85/1.maddesiyle hüküm kurması sonuca etkili olmayan uygulama olduğundan kararın onanması gerekir.
Sonuç olarak somut olayda günlük hayat tecrübelerine göre bu netice öngörülebilir bir neticedir. Sanık kasten yaralama eylemini ilk olarak başlatan kişidir. Öngörülebilen ölüm neticesi bakımından dikkat ve özen yükümlülüğüne uymadığından taksirle öldürme suçunun oluştuğu kanaatinde olduğumuz için sayın çoğunluğun neticesi sebebiyle ağırlaşan yaralama sonucu oluşan ölümden hüküm kuran mahalli mahkeme hükmünü onama yönündeki görüşlerine katılmıyoruz.