YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/11734
KARAR NO : 2023/1247
KARAR TARİHİ : 13.04.2023
MAHKEMESİ:Asliye Ceza Mahkemesi
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1…. 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 25.05.2016 tarihli ve 2015/109 Esas, 2016/388 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.
2.Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 25.11.2020 tarihli ve 2016/285991 sayılı, bozma görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdii olunmuştur.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A.Katılan vekilinin temyiz isteği;
1.Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,
2.Sit alanı ile ilgili kararın ilanının yeterli olduğuna ayrıca tebliğe gerek olmadığına,
3.Suçun oluştuğuna ve sanığın cezalandırılması gerektiğine,
4.Diğer temyiz sebeplerine,
ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Yerel Mahkemenin Kabulü
1.Yapılan yargılama, toplanan ve değerlendirilen deliller ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, sanık …’ın .mahallesi sınırları içerisinde eşinin de hissedar olduğu sit alanı içerisinde kalan araziye zeytin dikmek amacıyla yaklaşık 40 cm. derinliğinde 30 cm. çapında 70 adet çukur kazdığı, bu çukurlardan bazılarına zeytin fidanı diktiği, bir kısmının da boş bulunduğu araziye müdahale ederken herhangi bir izin almadığı, düzenlenen rapora göre alanın 1.derece arkolojik sit alanı içerisinde kaldığının tespit edildiği iddia olunarak sanık hakkında “2863 Sayılı Yasaya Muhalefet” suçundan cezalandırılması talebiyle mahkememize kamu davası açılmış ise de; sanığın zeytin fidanı dikmek için kazdığı çukurların 1. Derecede Arkeolojik sit alanı içerisinde kaldığı ancak bu alanın Resmi Gazetede ilan edildiğine dair bir ilanın bulunmadığı, yine söz konusu yer ile ile ilgili olarak taşınmaz maliklerine duyuru yapıldığına dair bir belgeye rastlanmadığı gibi tapuda 1.derece sit alanı olduğuna dair şerhin de olmadığı, dosya kapsamında sanığın eşinin de hissesi olan arazinin korunması gerekli kültür varlığı ve sit alanı olduğuna dair bilgisinin olmadığı gerekçesiyle, sanığın beraatine karar verildiği belirtilmiştir.
2. Sanık talimat mahkemesinde verdiği savunmasında; “Ben daha önce …’de oturuyordum, emekli olunca eşimin memleketi olan …’ye gittim, çevredeki zeytin ağaçlarını görünce boş olan tarlaya zeytin ağaçları dikmek istedik, çukur kazmaya başladık, jandarma gelip yasak olduğunu söyledi, o ana kadar bölgenin sit alanı olduğunu bilmiyordum, bilerek bu suçu işlemedim.” demiştir.
3. Sanık asıl mahkemesinde verdiği savunmasında; “Ben .mahallesi sınırları içerisinde bulunan alana zeytin dikmek amacıyla 70 adet 40 cm derinliğinde 30 cm çapında çukur kazdım, buraların bir kısmına zeytin diktim, diğer kısımlarına da dikecektim ancak görevli memurlar gelip bana buranın sit alanı içerisinde kaldığını söylediler, ben bu aşamadan sonra bu araziye dokunmadım, buranın sit alanı içerisinde kaldığını bilmiyordum, suç işleme kastım yoktur, atılı suçu kabul etmiyorum” demiştir.
4. Mahkemece mahallinde 11.12.2015 tarihinde keşif icra edilmiştir.
5. Keşif neticesinde alınan fen bilirkişisi raporunda; dava konusu alanın 107 ada 3 ve 6 parsel nolu taşınmazlar içerisinde kaldığı belirtilmiştir.
6. Keşif neticesinde alınan bağımsız arkeolog bilirkişi raporunda; dava konusu alanın I. Derece arkeolojik sit alanı ve .Antik Kenti yerleşimi içerisinde kaldığını, arazide yaklaşık 30-40 cm çapında, 30-40 cm derinliğinde çukurlar ve yeni dikilmiş zeytin fidanları bulunduğunu, herhangi bir kültür varlığına zarar verildiğine dair veriye rastlanmadığını, ancak izinsiz çukur açma ve zeytin fidanı dikme eylemleri ile arkeolojik sit bütünlüğüne aykırı davranıldığını tespit etmiştir.
7. 107 ada 3 ve 6 parsel nolu taşınmazlara ilişkin tapu kayıtlarının incelenmesinde, sanığın eşi .’ın bahse konu taşınmazlarda hissedar olduğu, tapu kaydında dava konusu taşınmazların sit alanı içerisinde kaldığına dair herhangi bir şerh bulunmadığı anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
Olay günü kaçak kazı yapıldığı ihbarı üzerine kolluk ekiplerince olay yerine intikal edildiği, dava konusu arazide 40 cm yüksekliğinde, 30 cm genişliğinde 70 adet çukurun olduğu ve araziye zeytin fidanları dikilmiş olduğunun tespit edildiği, sanığın savunmasında, çevredeki arazilerde zeytin ağacı olduğunu görmesi üzerine araziye zeytin fidanları dikmek istediğini, bunun için çukur kazdığını, dava konusu yerin sit alanı içerisinde kaldığını bilmediğini beyan ettiği, mahkemece icra edilen keşif neticesinde alınan fen bilirkişisi raporu ile dava konusu alanın 107 ada 3 ve 6 parseller içerisinde kaldığının tespit edildiği, bahse konu parsellerin tapu kaydının incelenmesinde sanığın eşi Necla Karadağ’ın bu parsellerde hissedar olduğunun, tapu kaydında sit alanı olduğuna dair herhangi bir şerhin bulunmadığının anlaşıldığı, bağımsız arkeolog bilirkişi raporu ile; dava konusu alanın I. Derece arkeolojik sit alanı ve Sardis Antik Kenti yerleşimi içerisinde kaldığı, dava konusu eylemler nedeniyle herhangi bir kültür varlığına zarar verildiğine dair veriye rastlanmadığı ancak izinsiz yapılan bu müdahalelerin sit bütünlüğüne aykırı olduğu hususlarının tespit edildiği dosya kapsamında,
2863 sayılı Kanun’un 7 nci maddesinde 6498 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacının, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ya da sit alanı olarak tescil kararlarının, ilgililerince öğrenilmesini sağlamak olduğu, başka bir deyişle, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları yönünden tebliğ; sit alanları yönünden Resmi Gazete’de yayım ve internet üzerinden duyuru kurallarının, kişilerin, sahip oldukları veya kullandıkları taşınmazların durumunu bilmelerini ve ona göre hareket etmelerini sağlama amacı taşıdığı, belirtilen kuralların, 2863 sayılı Kanun’un 65 inci maddesinde düzenlenen suçun oluşumu için şekil şartı niteliği bulunmayıp, aksi yöndeki kabulün, 6498 sayılı Kanun’un amacına da ters düşeceği;
Dolayısıyla, sözü edilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, şerhin varlığına veya tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılması gerektiği;
Diğer yandan, taşınmaz bir varlığın korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmesinin ya da bir bölgenin, doğal, tarihi ve kültürel özellikleri nedeniyle sit alanı olarak belirlenmesinin, taşınmazın veya bölgenin özel bir statüye tabi tutulması gerektiği ve taşınmaz üzerinde ya da bölge içerisinde keyfi uygulamalarda bulunulamayacağı anlamına geldiği, bu bakımdan kural olarak, 6498 sayılı Kanun değişikliği sonrası tebliğ – yayım – internette duyuru; anılan değişiklik öncesi ise şerh – ilan yöntemleri ile taşınmazın ya da bölgenin tescilinden ilgililerin haberdar olmalarının sağlanacağı;
Bununla birlikte, Türk Medeni Kanunu’nda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanun’un 65 inci maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde şerh bulunmayıp, tescil kararı mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilmemiş olsa dahi, failin, taşınmazın ya da bölgenin tescilinden haberdar olduğuna dair beyanının göz ardı edilemeyeceği, zira, maliki olduğu veya kullandığı taşınmazın korunması gerekli nitelik taşıdığını ya da sit özelliğiyle bölgesel bazda koruma altına alınan bir alanda bulunduğunu bilen kişinin, taşınmaz üzerinde dilediği zaman dilediği şekil ve kapsamda uygulama yapamayacağını, taşınmazın ya da bölgenin özel statüsünün mümkün kıldığı ölçüde, kamu kurumlarınca yürütülecek izin prosedürü çerçevesinde inşai ve fiziki müdahalelerde bulunabileceğini de bilmesi gerektiği, yapı ya da bölge bazında tescil kararından haberdar olduğu halde, ilgili kurumlara başvurarak, gerçekleştirmeyi düşündüğü inşai uygulamaya yönelik izin almayıp keyfi hareket eden kişinin iyi niyetinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla, taşınmazın ya da bölgenin niteliğini bilerek izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunan ya da başlangıçta bilmeyip, kamu görevlilerince düzenlenen zabıt ve tutanaklar ile durumu öğrendiği halde müdahalesine devam eden failin, hukuki koruma altına alınamayacağı;
Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde, sanığın 1. derece arkeolojik sit alanı içerisindeki taşınmazlar üzerinde izinsiz olarak müdahalede bulunduğundan bahisle açılan kamu davası kapsamında, dava konusu yerin sit alanı olarak tesciline dair kurul kararının mahallinde mutad vasıtalarla ilan edilip edilmediğinin, ilgili, belediye, muhtarlık, kaymakamlık, valilik gibi kurumlardan sorulması, aynı zamanda sit kararının Resmi Gazete’de ilan edilip edilmediğinin araştırılması, dava konusu yerin sit alanı olduğunun bölge halkı tarafından bilinip bilinmediği hususunun kolluk vasıtası ile araştırılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeksizin, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle … 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 25.05.2016 tarihli ve 2015/109 Esas, 2016/388 Karar sayılı kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
13.04.2023 tarihinde karar verildi.