Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2020/4759 E. 2023/696 K. 07.03.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/4759
KARAR NO : 2023/696
KARAR TARİHİ : 07.03.2023

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. … 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.02.2016 tarihli ve 2015/302 Esas, 2016/99 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 85 nci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi gereğince neticeten 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 50 nci maddesinin dördüncü fıkrası delaleti ile birinci fıkrasının a bendi gereğince hapis cezasının 910 gün karşılığı adli para cezasına çevrilmesine arar verilmiştir.

2. Dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 19.09.2020 tarihli, 2016/241106 sayılı cezanın az olduğu, oluşa uygun olmayan gerekçe ile sanığın sürücü belgesinin alınmadığı gerekçeleri ile hükmün bozulması görüşünü içerir tebliğname ile Daireye tevdii edilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ

A-Katılanlar vekilinin temyiz istemi;
1. Sanığın eylemini olası kast ve ya bilinçli taksirle gerçekleştirdiğine,
2. Kararda vekalet ücreti ile ilgili bölümün icra edilebilir olmadığına,
ilişkindir.

B- Sanık müdafiinin temyiz istemi;
Olayda ölenin de kusuru bulunduğuna ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;

Yerel Mahkemenin kabulü;
1. Olay günü saat 09.45 sıralarında sanığın 4,90 metre genişliğinde, eğimli, dar, yaya kaldırımı bulunmayan çıkmaz sokakta bulunan işyerinin önünde park halindeki kapalı kasa kamyonetini geri geri manevra ile hareket ettirdiği esnada, civardaki bir dükkandan çıkarak sırtı sanığın istikametine dönük olarak yolun solundan yürüyen yaya …’ya aracının sol arka kısmı ile çarptığı, kaza nedeniyle yayanın öldüğü olayda, mahkemece kazanın meydana gelmesinde sanığın asli ve tam kusurlu olduğu kabul ve tespit edilmiş, buna göre uygulama yapılmıştır.

2. Katılanlar sanıktan şikayetçi olduklarını beyan etmişlerdir.

3. Sanık savunmasında araca binmeden arkasını kontrol ettiğini, her ihtimale karşı kornaya da bastığını, aracın kapalı kasa olduğu için iç dikiz aynasından arkayı göremediğini, yan aynalardan kontrol ettiğinde arkasında kimsenin olmadığını, kazanın nasıl olduğunu anlamadığını beyan etmiş, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, lehe hükümlerin uygulanmasına karar verilmesini talep etmiştir.

4. Kaza tespit tutanağı, keşfe binaen tanzim edilen bilirkişi raporu ile Adli Tıp raporunda kazanın meydana gelmesinde sanığın asli ve tam kusurlu olduğu kanaati bildirilmiştir.

5. Olay yeri görüntüsünün, cd çözüm tutanağının, sanığın adli sicil kaydının, otopsi raporunun dosya içerisinde olduğu görülmüştür.

IV. GEREKÇE
Yerel mahkemenin oluş ve kabulünde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.

A. TEBLİĞNAME YÖNÜNDEN;
5237 sayılı Kanun’un 61 inci maddesinde yer verilen, suçun işleniş biçimi, sanığın taksirinin yoğunluğu, meydana gelen zararın ağırlığı gibi ölçütler ile aynı Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrasına belirtilen cezada orantılılık ilkesi dikkate alınarak asli ve tam kusurlu olarak ölüme sebebiyet veren sanık hakkında belirlenen temel ceza miktarında bir isabetsizlik bulunmadığı,

5237 sayılı Kanun’un 53 üncü maddesinin altıncı fıkrasının uygulanmasının hakimin takdirinde olduğu, mahkemece gerekçeli kararda ehliyetin geri alınmama gerekçesinin gösterildiği, gerekçenin hukuka aykırı olmadığı anlaşıldığından Tebliğname’de açıklanan görüşe iştirak olunmamıştır.

B. KATILANLAR VEKİLİNİN TEMYİZ İSTEMİ YÖNÜNDEN;
1. Eylemin olası kast ve ya bilinçli taksirle işlendiği yönünden;
Olası kast TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrasında; “Kişinin, suçun kanunî tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi hâli” biçiminde tanımlanmış, fıkra gerekçesinde ise; “Olası kast durumunda suçun kanuni tanımında yer alan unsurlardan birinin somut olayda gerçekleşebileceği öngörülmesine rağmen, kişi fiili işlemektedir. Diğer bir deyişle, fail unsurların meydana gelmesini kabullenmektedir.” şeklinde, olası kastın uygulanma şartları belirtilmiştir. Öğretide de, olası kast, suçun kanuni tanımındaki objektif unsurların gerçekleşebileceği, ciddi bir şekilde mümkün görülmesine rağmen, fiilin işlenmesi suretiyle tipikliğin gerçekleşmesi şeklinde tanımlanmıştır. (Koca/Üzülmez; Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler; 4. Baskı; sh. 152.)

Öğretide ve yargı kararlarında taksirin unsurları,

a) Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,

b) Hareketin iradiliği,

c) Neticenin iradi olmaması,

d) Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,

e) Neticenin öngörülebilmesi, ancak bu neticenin fail tarafından öngörülmemesi,

Şeklinde belirtilmiştir.

Bilinçli taksir kavramı mülga 765 sayılı TCK’nın 45. maddesine 8.1.2003 tarihli ve 4758 sayılı Kanun ile eklenen son fıkra ile hukukumuza girmiş olup, anılan fıkrada, “Failin öngördüğü neticeyi istememesine rağmen neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde ceza … arttırılır.” hükmüne yer verilmiş, aynı hüküm, 5237 sayılı TCK’nın 22. maddenin 3. fıkrasında da korunmuştur.

Taksirden söz edilebilmesi için neticenin öngörülebilir olması gerekli ve yeterli olmasına karşılık, bilinçli taksir halinde failin somut olayda ayrıca bu neticeyi öngörmüş olması da gereklidir.

Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlike hali, bunu öngörmemiş olan kimsenin tehlike hali ile bir tutulamaz; neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun, bu neticeyi meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.

Bilinçli taksirde netice somut olarak öngörüldüğü halde, istenmemiştir. Somut olayda aracını yaya kaldırımı bulunmayan, dar ve çıkmaz sokağa park eden sanık, aracını hareket ettirmeden önce etrafını kontrol edip, korna çalmış, yaklaşık 4,5 metre geri gitmek isterken çevre … yerlerinin birinden çıkarak sırtı sanığa dönük şekilde ilerleyen yayaya çarpmıştır. Bu noktada sanığın neticeyi öngördüğünün kabulü mümkün olmamakla, kapalı kasa kamyoneti ile geri giderken gözcü bulundurmaması asli ve tam kusurlu olmasına neden olmuştur.

2. Hükmün vekalet ücreti ile ilgili bölümü yönünden;
Hükümde kendisini vekille temsil ettiren katılanlar lehine vekalet ücretine hükmedilip, vekalet ücreti miktarının gösterilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur.

C. Sanık Müdafiinin ölenin de kusurlu olduğuna ilişkin temyiz istemi yönünden;
Kaza tespit tutanağı, keşfe binaen tanzim olunan bilirkişi raporu, ATK raporunun oluş ve dosya kapsamının birbiri ile uyumlu olduğu, kusur durumunu kesin bir şekilde tespit ettiği, anlaşıldığından hükümde bu yönler itibariyle hukuka aykırılık görülmemiştir.

D. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, katılanlar vekilinin ve sanık müdafinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri reddedilmiştir.

E. Karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 14 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer verilen; “Kamu davasına katılma üzerine, mahkûmiyete ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise vekili bulunan katılan lehine Tarifenin ikinci kısım ikinci bölümünde belirlenen avukatlık ücreti sanığa yükletilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, kendisini vekille temsil ettiren katılan lehine vekâlet ücreti ödenmesine karar verilmiş olmakla, vekalet ücretinin belirtilmemesi isabetli bulunmamıştır.

V. KARAR
Gerekçe bölümünde B-2 ve E numaralı bentte açıklanan nedenle … 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.02.2016 tarihli ve 2015/302 Esas, 2016/99 Karar sayılı yönelik katılanlar vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesi gereği hüküm fıkrasında yer alan yargılama giderlerine ilişkin paragrafa; “Katılan kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 14 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 1.800,00 TL maktu vekalet ücretinin sanıktan tahsili ile katılanlara verilmesine,” ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün, Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

07.03.2023 tarihinde karar verildi.