Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2020/4860 E. 2023/1529 K. 09.05.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/4860
KARAR NO : 2023/1529
KARAR TARİHİ : 09.05.2023

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. … 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 26.04.2015 tarihli ve 2015/ 481 Esas, 2016/122 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında taksirle öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 85 inci maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası gereğince neticeten 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanun’un 53 üncü maddesinin altıncı fıkrası uyarınca 1 yıl süre ile ehliyetinin geri alınmasına karar verilmiştir.

2. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 28.09.2020 tarihli ve 2016/241666 sayılı hükmedilen cezanın az olduğu gerekçesiyle hükmün bozulmasu görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1. Katılanlar …, …, …, …, … vekilinin temyiz istemi;
Bilinçli taksir koşulları oluştuğuna, sanık hakkında takdiri indirim uygulanmaması gerektiğine ilişkindir.

2. Katılan … vekilinin temyiz istemi;
Bilinçli taksir koşulları oluştuğuna, sanığa verilen cezanın az olduğuna ilişkindir.

3. Sanık müdafiinin temyiz istemi;
Lehe hükümlerin uygulanmadığına, keşif yapılmadan karar verildiğine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
Yerel Mahkemenin Kabulü;
1. Olay günü saat 19.30 sıralarında sanığın sevk ve idaresindeki kamyonet ile meskun mahalde, bölünmüş, iki şeritli, asfalt kaplama, kuru, aydınlatması bulunan yolda, gece vakti seyir halindeyken yaya geçidine geldiğinde istikametine göre solundan karşıya geçen yayalar … ve …’e aracının sağ ön kısımları ile çarptığı, kaza nedeniyle …’in öldüğü, katılan …’in basit tıbbi müdahale ile giderilemez, 6. derece kemik kırığı oluşacak şekilde yaralandığı olayda; mahkemece sanığın asli kusurlu olduğu kabul ve tespit edilerek buna göre uygulama yapılmıştır.

2. Katılanlar sanıktan şikayetçi olduklarını beyan etmişlerdir.

3. Katılan … … ile yaya geçidinden karşıya geçtiklerini, yolun orta bölüme geldiklerinde, … istikametinden gelen araçları kontrol ettiklerini, yaklaşık 100-150 metre ileride trafik lambaları olduğunu ve araçların lambalarda beklediğini gördüğünü, yoldan kendilerine doğru gelen herhangi bir … görmediğini, bunun üzerine yolun karşısına geçmeye başladıklarını, ancak daha sonra ne olduğunu anlamadığını, gözünü hastanede açtığını, olay anında herhangi bir korna ya da fren sesi duymadığını, karşıya geçtikleri sırada kendilerine doğru gelen herhangi bir … ışığı farketmediğini, eğer … ışığı olsaydı mutlaka fark edebileceğini ve sanıktan şikayetçi olduğunu beyan etmiştir.

4. Sanık savunmasında ”Olay günü saat 19:00-19:30 sıralarında hava karanlıktı, sevk ve idaremdeki araçla … istikametinden Mudanya istikametine doğru seyrediyordum, Güzelyalı lambalarının bulunduğu yere geldiğimde kırmızı ışıkta durdum, durduğumda ben orta şeritteydim, benim kullandığım aracın sağ tarafında motosikletli bir sürücü, sol tarafımda da yani sol şeritte de panelvan bir … ve yine gerek benim arkamda gerek sağ öndeki motosikletli şahsın arka kısmında ve yine sol şeritte panelvan aracın arka tarafında beklemekte olan araçlar vardı, yeşil ışık yandığın ban geçişe başladım ve sol şeride panelvan aracın önüne geçtim, bu şekilde Mudanya istikametine doğru seyretmeye başladım, süratim yaklaşık 70-72 km civarındaydı, biraz ileride yaya yolu vardı ancak yaya yolunun bulunduğu yerde ağaçların bulunması nedeniyle yol ışıklandırması yeterli değildi bu nedenle ben bu şekilde yoluma devam ederken aynı zamanda arkamdan gelen trafik akışını da dikiz aynasında seyrediyordum, yaya geçidine yaklaştığım sırada dikiz aynasına baktıktan sona önüme baktığımda birden yaya geçidinde yayaları gördüm, görmem aniden olmuştur, mesafe çok yakındı frene bastım, el frenimi çektim hatta aracımın arka tarafı kaydı, yayalara aracımın sağ ön far kısmından çarpmak zorunda kaldım. Ben 15 yıllık şoförüm bugüne kadar herhangi bir kazam olmamıştır bu olaydan dolayı büyük üzgünlük ve pişmanlık duymaktayım, olay günü havada yağış yoktu, zemin kuru ve asfalttı” demiştir.

5. Tanık … beyanında “Ben olay günü kazanın meydana geldiği yere 15-20 metre mesafede biraz yüksekçe bir yerde yolun karşısında üst tarafda arkadaşımı bekliyordum, hava kararmıştı, trafiğin akışının yapıldığı yolda cadde ışıklandırma lambaları yanıyordu, hava yağışlı değildi bu sırada beyaz bir aracın … istikametinden gelip Mudanya istikametine giden bir aracın tahminen sürati 60 km civarındaydı birine çarptığını gördüm bulunduğum yerden koşarak olay yerine gittim, gittiğimde yerde iki kişinin yattığını gördüm, ikisi de bayandı bayanlardan biri yaralıydı, diğeri de ölmüştü, benim olayla ilgili görgüm bundan ibarettir,” demiştir.

6. Tanık Turan Aras beyanında “Olay günü saat 19-19:30 sıralarında sevk ve idaremdeki halı yıkama işinde kullandığım panelvan marka araçla Güzelyalı istikametinden Mudanya istikametine doğru sol şeritte seyrediyordum, Güzelyalı lambalarında gelip durduktan sonra sanığın kullandığı aracın benim aracımın önünde sol şeritte Mudanya istikametine gittiğini fark ettim benim süratim 55-60 km civarındaydı sanıkta benim önümde 25 metre ileride hemen hemen aynı süratle seyrediyordu, hatırladığım kadarıyla yaya geçidini 10-15 metre kadar geçmiştik ki sanık önümde fren yapınca bende fren yaptım, sanığın arabası durunca bende durdum, baktığımda sanığın kullandığı … yaya çarpmıştı hemen ambulansı aradım ve akabinde de işimin olması nedeniyle kazayı gördüğümü belirterek kazayı karışan … sürücü sanığa telefon numaramı vererek oradan ayrıldım, kazayla ilgili görgüm bundan ibarettir.” demiştir.

7. Tanık … beyanında “Olay günü sanığın kullandığı araçla beni Güzelyalı’dan arkadaşı olmam nedeniyle beni aldı, Mudanya istikametine doğru gidiyordu, Güzelyalı Mudanya arısındaki lambalarda durduk daha sonra yeşil yanınca da sanık hareket etti, ben bu sırada … içerisinde telefonla uğraşıyordum kazanın oluş şeklini keza sanığın süratinin ne kadar olduğunu görmüş değilim, ben olay sırasında ve sonrasında olayın meydana geldiği yerdeki ışıklandırmanın ne derecede olduğunun farkında değilim benim bilgim bundan ibarettir.” demiştir.

8. Kazadan hemen sonra Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olay yerinde yapılan keşif işlemi sonucunda düzenlenen keşif tutanağında; kazanın otobüs durağının hemen önündeki yaya geçidinin tam üzerinde meydana geldiği, yolun asfalt kaplama, iki yönlü ve bölünmüş olduğu, yol çizgilerinin ve yaya geçidi çizgisinin zeminde belirgin bir şekilde mevcut olduğu, yolda aydınlatma direklerinin mevcut olduğu, yaya geçidinin kenarında ayrıca mavi renkli yaya geçidi tabelası bulunduğu, sol şerit üzerinde yaya geçidinden hemen sonra başlayan ve yaklaşık 48 metre uzunluğunda olan fren izi bulunduğu, kaza yapan minibüsün fren izinin bitiminde yol üzerinde bulunduğu belirtilmiştir.

9. Kaza tespit tutanağında, bilirkişi raporunda yapılan inceleme ve hesaplama sonucunda sanığın kaza anında kuru zeminde 85 km/sa hızla seyrettiğinin, yolda yaya geçidi olduğunun ve hız limitinin de 50 km/sa olduğunun, sanığın hız kuralını ihlal etmesi ve yaya geçidi üzerinde yayalara ilk geçiş hakkını vermemesi nedeniyle kusurlu olduğunun, yayaların ise herhangi bir kusurlarının bulunmadığının belirtildiği anlaşılmıştır.
10. Adli Tıp Kurumu raporunda;
” Sanık sürücü … idaresindeki … ile seyri sırasında dikkatini yola vermemesi, dikkatsiz ve tedbirsiz şekilde seyretmesi, hızını mahal şartlarına göre ayarlamayıp hareket alanını yeterince kontrol altında bulundurmadığı, olay mahalli yaya geçidine yaklaşırken hızını azaltmaması neticesinde, olay mahallinde işaretlerle belirlenmiş yaya geçidi bulunmasına ve yaya geçidini kullanarak karşıya geçen veya geçmek üzere bulunan yayaların varlığını da göz önünde bulundurarak kontrollü bir şekilde seyrine devam etmesi gerekirken, gerekli dikkat ve özeni göstermemesi neticesinde karşıya geçmek üzere kaplamaya giren yayaları geç fark etmesi ve idaresindeki aracın sağ ön kısımlarıyla mevcut hızıyla çarpması ile sebebiyet verdiği kazada, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışlarından kaynaklı asli kusurludur. 2) Müteveffa yaya … ve müşteki yaya … olay mahalli kontrolsüz yaya geçidini kullanarak karşıya geçmek üzere kaplamaya girdikleri, geçişleri süresince kontrollerini sürdürmeleri gerekirken, bu hususlara yeterince özen göstermemeleri neticesinde gelen araca karşı korunma tedbirine başvurmadıkları anlaşılmakla, kazada dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışları nedeniyle her biri kendi ölüm ve yaralanmasında ayrı ayrı alt düzeyde tali kusurludur.” kanaati bildirilmiştir.

IV. GEREKÇE
Yapılan inceleme neticesinde yerel mahkemenin kararında, oluş ve kabulde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı görülmüştür.

A. Tebliğname Yönünden;
5237 sayılı Kanun’un 61 inci maddesinde yer verilen, suçun işleniş biçimi, sanığın taksirinin yoğunluğu, meydana gelen zararın ağırlığı gibi ölçütler ile aynı Kanun’un 3 üncü maddesinin birinci fıkrasına belirtilen cezada orantılılık ilkesi dikkate alınarak asli kusurlu kusurlu olarak bir kişinin ölmesine, bir kişinin nitelikli şekilde yaralanmasına neden olan sanık hakkında belirlenen temel ceza miktarında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılarak tebliğnamede bu konuda bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir.

B. Katılanlar …, …, …, …, … vekilinin temyiz istemi;
Katılanlar vekilinin yüzüne karşı 26.04.2016 tarihinde verilen hükme karşı 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirlenen bir haftalık Kanunî süre geçtikten sonra 06.05.2016 tarihinde temyiz isteğinde bulunulduğu, temyiz isteminin süresinde olmadığı anlaşılmıştır.

C. Katılan … vekilinin temyiz istemi yönünden,
Gerekçe bölümünde (A) numaralı bentte açıklanan nedenle ceza miktarında isabetsiz bulunmadığı, sanığın yaya geçidine yaklaşırken hızını azaltmamasının, hız sınır limiti 50 km/sa olan yolda 85 km/sa hızla seyretmesinin kusur tayininde etkili olduğu, oluşa göre tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde bilinçli taksirli eylem olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmakla hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.

D. Sanık müdafiinin temyiz isteği yönünden;
Gerekçe bölümünde (A) numaralı bentte açıklanan nedenle ceza miktarında isabetsiz bulunmadığı, kazadan hemen sonra Cumhuriyet Başsavcılığınca ve yargılama aşamasında mahkemece keşif yapıldığı anlaşılarak, hükmolunan ceza miktarı bakımından 5237 sayılı Kanun’un 51 inci maddesinde düzenlenen erteleme hükümlerinin, ceza miktarı ve katılanların zararının tazmin edilmemiş olması nedeniyle 5271 sayılı Kanun’un 231 inci maddesi kapsamında hükmün açıklanmasının geri bırakılması müessesesinin uygulanmamasında, 5237 sayılı kanunun 50 nci maddesinin dördüncü fıkrasında uzun süreli hapis cezasının taksirli suçlarda adli para cezasına çevrilebileceği öngörülmüş ise de mahkemece ”Sanığın kişiliği, taksire dayalı kusur durumu dikkate alınarak TCK’nın 50/1. maddesinin sanık lehine uygulanmasına takdiren yer olmadığına” şeklindeki yasal ve yeterli gerekçe ile uygulanmamasında hukuka aykırılık bulunmamıştır.

E. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafii ile katılan … vekilinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.

V. KARAR
A. Katılanlar …, …, …, …, … vekilinin temyiz istemi yönünden;
Katılanlar vekilinin yüzüne karşı verilen karara karşı, karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirlenen bir haftalık kanunî süre geçtikten sonra 06.05.2016 tarihinde temyiz isteğinde bulunulduğu, hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 305 inci maddesinin birinci fıkrası gereği re’sen temyize de tabi olmadığı anlaşılmakla, katılanlar vekilinin temyiz isteğinin, 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi gereği, Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle REDDİNE,

B. Sanık müdafii ile katılan … vekilinin temyiz isteği yönünden;
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle … 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 26.04.2015 tarihli ve 2015/ 481 Esas, 2016/ 122 Karar sayılı kararında sanık müdafii ve katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanığın temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğnameye aykırı olarak, oy çokluğuyla ONANMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

09.05.2023 tarihinde karar verildi.

(M)

KARŞI OY :

Dosya içeriğine göre, olay günü saat 19:30 sıralarında sanığın sevk ve idaresindeki kamyonet ile meskun mahalde, bölünmüş, iki şeritli, asfalt kaplama, kuru, aydınlatması bulunan yolda, gece vakti seyir halindeyken yaya geçidine geldiğinde istikametine göre solundan karşıya geçen yayalar … ve …’e aracının sağ ön kısımları ile çarptığı, kaza nedeniyle …’in öldüğü, katılan …’in basit tıbbi müdahale ile giderilemez, 6. derece kemik kırığı oluşacak şekilde yaralandığı olayda; … 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 26/04/2016 tarih 2015/481 Esas 2016/122 Kararı ile sanığın asli kusurlu olarak kabul edilip TCK’nın 85/2, 62. maddesi gereğince neticeten 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına aynı Kanun’un 53. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca 1 yıl süre ile ehliyetini geri alınmasına karar verilmiştir. bu kararın sanık müdafii ve katılanlar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesince yapılan inceleme neticesinde kararın onanmasına karar verilmiştir.

Yerel Mahkemece TCK’nın 85/2 ve 62. maddeleri uyarınca temel ceza dört yıl hapis cezası olarak belirlenmiş olup, buna ilişkin “gerekçede sanığın suçu işleyiş şekli suçun işlendiği yer ve zaman ve sanığın taksire dayalı kusurunun ağırlığı dikkate alınarak” şeklinde gösterilmiştir.

Yerel mahkemece verilen mahkumiyet hükmünün Yargıtay Yüksek 12. Ceza Dairesi tarafından “ONANMASINA“ dair karara karşı aşağıda arz ve izah edilecek sebeplerle iştirak edilmemiştir.

Sanık … hakkında; Yerel mahkeme tarafından temel cezanın alt sınırdan makul oranda uzaklaşılması yerine temel cezanın asgari hadden alt düzeye yakın uzaklaşılarak 4 yıl hapis cezası olarak belirlenmesi ceza hukukunun temel ilkelerinden olan kanun önünde eşitlik, orantılılık ve hakkaniyet ilkelerine aykırı olup olmadığının yargı kararları ışığında belirlenmesi gerekmektedir.

Bilindiği üzere; Taksirle öldürme suçu 5237 sayılı TCK’nın 85. maddesinin 2. fıkrasında; “fiil birden fazla insanın ölümüne bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise kişi iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiş, aynı Kanun’un “Taksir” başlıklı 22. maddesinin dördüncü fıkrasında da; “Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir” hükmüne yer verilmiştir.

Temel cezanın belirlenmesine ilişkin ilkeler ise, 5237 sayılı TCK’nın 61. maddesinin birinci fıkrasında;
“(1) Hâkim, somut olayda;

a) Suçun işleniş biçimini,

b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları,

c) Suçun işlendiği zaman ve yeri,

d) Suçun konusunun önem ve değerini,

e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını,

f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını,

g) Failin güttüğü amaç ve saiki,

Göz önünde bulundurarak, işlenen suçun Kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler.” şeklinde düzenlenmiştir.

Modern ceza hukuku anlayışında hangi eylem ve işlemin cezalandırılacağı konusu önceden belirlenmiştir. 5237 sayılı TCK’nın 2. maddesinde: Özet olarak “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez. Kanunda yazılı cezalardan başka bir ceza ile de kimse cezalandırılamaz”
denilerek Kanunîlik ilkesi özelikle vurgulanmak istenmiştir.
“Kanunsuz suç ve ceza olmaz” kuralı Türk Ceza Hukukunda, Devlet ve Yargıç karşısında bireylerin “Kamu Hakları”nın güvencesidir.

Öğretide değerini koruyan bu kural, Anayasamızın (Mad. 38) ilkeleri arasına girmiş ve 5237 sayılı TCK’nın 2. maddesinde de açık bir şekilde ifade edilmiştir. Bu hükmün 2. maddede yer alması bile, kurala verilen önemi gösterir.“Kanunilik ilkesi” olarak tanımlanan bu duruma göre kanunda açıkça belirtilmedikçe bir fiil suç olarak sayılamaz ve dolayısıyla bu fiilden dolayı kişiye ceza verilemez. Bu ilkenin doğal sonucu olarak, suç ve cezalar ancak kanunla konulabilir, diğer bir ifadeyle idarenin düzenleyici işlemleriyle (KHK, tüzük, yönetmelik vs.) suç ve ceza oluşturulamaz. Yine ceza içeren kanunların kural olarak (istisnası; lehe olması) geriye yürümemesi ve kıyas yapma yasağı da bu ilkenin diğer sonuçlarıdır.

Buna göre hakim bir suçun işlenmesi durumunda kanunda tanımlanmış olması şartıyla, failin kusuru ile leh ve aleyhindeki diğer hususları esas alarak, yine yasada belirlenmiş bir cezaya hükmedebilecektir.[1]

“Cezanın Belirlenmesi” kavramıyla ifade edilen bu durum aynı zamanda Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 61. maddesinin de kenar başlığını taşımakta olup, anılan maddede iki sınır arasındaki temel cezanın tespit yöntemi düzenlenmiştir. Burada hakimin, söz konusu uygulamayı yaparken hangi hususları göz önünde bulunduracağı ve temel cezayı belirledikten sonra cezayı artırması ve/veya eksiltmesi gerektiğinde hangi sırayı izleyeceği gösterilmiştir.

Dolayısıyla hukukumuzda cezaların belirlenmesi ve bu tespit edilen cezaların ölçülü olması hususu anayasal ve yasal düzenlemeye bağlanmıştır.

Nitekim, yukarıda ifade edilen 5237 sayılı TCK’nın 61. maddesinin yanında, “… ve Kanun Önünde Eşitlik İlkesi” kenar başlıklı 3. maddesi de “Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.” düzenlemesini ihtiva etmektedir. Ayrıca, Anayasa’nın 2, 13, 36, 38 ve 141. maddelerinde öngörülen düzenlemelerin bu konu ile doğrudan ya da dolaylı irtibatlı olduğu görülmektedir.

5237 sayılı TCK’nın “… ve kanun önünde eşitlik ilkesi” başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasındaki; “Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur.” biçimindeki hüküm ile de, işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında “orantı” bulunması gerektiği vurgulanmıştır. Orantılılık veya ölçülülük olarak ifade edilen ilke, taraf olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) metni içerisinde tek başına geçmemekte ise de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) içtihatlarında baskın bir şekilde vurgulanmaktadır.

Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun 11/06/2013 gün, 2012/1337 E. – 2013/292 K. sayılı ilamında; “5237 sayılı TCK’nın “… ve kanun önünde eşitlik ilkesi” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasındaki, “Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur” biçimindeki hüküm ile de, işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında “orantı” bulunması gerektiği vurgulanmıştır. Kanun koyucu, cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkime, olayın özelliği ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevi yüklemiştir. Hâkimin temel cezayı belirlerken dayandığı gerekçenin, TCK’nın 61/1. maddesine uygun olarak, suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığı, failin güttüğü amaç ve saiki ile ilgili, dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde Kanunî ve yeterli olmalıdır. Somut olayda yerel mahkemece sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan temel hürriyeti bağlayıcı cezanın, işlenen fiil ile orantılı olmayacak şekilde üst sınırdan belirlenmesi yerinde olmadığından, Özel Daire bozma kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu itibarla, itirazın reddine karar verilmelidir.” şeklinde karar verilmiştir.

Anayasa Mahkemesinin 12/11/2015 gün, 2015/26 E. – 2015/100 K. sayılı kararında;
Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin kurallar, ceza hukukunun temel ilkeleri ile Anayasa’nın konuya ilişkin kurallarına aykırı olmamak kaydıyla, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, ahlakî değerleri ve ekonomik hayatın gereksinimleri göz önüne alınarak saptanacak ceza politikasına göre belirlenir. Kanun koyucu, cezalandırma yetkisini kullanırken toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul edilebileceği konularında takdir yetkisine sahip olmakla birlikte, bu yetkisini kullanırken suç ve ceza arasındaki adil dengenin korunmasını da dikkate almak zorundadır. Suç ve ceza arasında adalete uygun bir oranın bulunup bulunmadığının saptanmasında o suçun toplumda yarattığı etkinin, suçtan zarar görenin kişiliğinin ve ona verilen zararın azlığı veya çokluğunun da dikkate alınması gerekir.
Kanun koyucu, düzenlemeler yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik”, başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, “gereklilik” başvurulan önlemin ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını ve “orantılılık” ise başvurulan önlem ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir. Bir kurala uyulmaması nedeniyle kanun koyucu tarafından öngörülen yaptırım ile ulaşılmak istenen amaç arasında da “ölçülülük ilkesi” gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur.

Şeklinde kararlar verilmiştir.

Yukarıda yargı kararları ışığında “cezaların belirlenmesinde orantılılık ilkesine ne kadar önem verildiği açıkça görülmektedir. Bu kural Türk Ceza Kanunun 3. maddesi ile hüküm altına alınan ve Anayasa hükümleri arasında da yer bulan “orantılılık ilkesinin” doğal bir sonucudur. Kanunî düzenleme yapılırken orantılılık ilkesine önem veren ve sınırın herhangi bir nedenle aşılmasını Anayasa hükümleri ile önlemek isteyen kanun koyucunun, alt ve üst sınır arasındaki temel cezayı belirleme yetki ve görevini mahkemenin takdirine bırakırken orantılılık ve hakkaniyet ilkesine kayıtsız kalması beklenemez. Kimi hukukçular, hakimliğin bir sanat olduğunu söylemektedir. Eğer hakimlik bir sanat ise, belki de bu sanatın en güzel göstergesi bir cezanın belirlenmesi şeklidir. Şüphesiz bu da, orantılılığın ve gerekçenin isabetli olarak tespiti ile mümkün olabilecektir.

Uyuşmazlığa konu ihtilafın daha iyi anlaşılabilmesi için Ceza Kanunumuzun amacı bakımından da somut olayın irdelenmesi gerekmektedir.
Çağdaş ceza hukukunun ve bunun ifadesini oluşturan ceza kanununun amacı; hukuk devleti, kusur ve hümanizm gibi evrensel ilkelere dayalı olarak, insan onurunu, bireyin hak ve özgürlüklerini korumak, suçluyu sosyalleştirip tekrar topluma kazandırmak ve aynı zamanda bireyi ve toplumu suça karşı korumaktır.

5237 sayılı TCK’nın 1. maddesinde Ceza Kanununun amacı; “Kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir” şeklinde açıklanmıştır. ağırlatıcı nedene yer verilmemiştir.

Kanun koyucu adaletin gerçekleştirilmesi için hakkaniyet ilkesini kabul etmiştir (5237 sayılı TCK’nın 3, MK 4/BK 44)

… de hakkaniyet de ahlaka yöneliktir, ancak ikisi arasındaki düşünce farklıdır. … hukuk kurallarına egemen en yüksek ahlaki düşünceyi ifade ederken, hakkaniyet somut olayın özelliklerini göz önünde tutarak adalete ulaşmak için başvurulan yollardan biridir (somut olay adaleti). Hakkaniyet adil olmayan kuralın değil, adil olmayan sonuçların değiştirilmesi amacına hizmet eder.

Tüm bu açıklamalar ışığında, Kanun koyucu, cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkime, olayın özelliği ve işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı bir şekilde gerekçesini göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirleme yetki ve görevi yüklemiştir. Buna göre; 01.06.2005 tarihinden sonra işlenmiş olan herhangi bir suç nedeniyle alt ve üst sınırlar arasında bir ceza belirlenmesi gerektiğinde, kural olarak göz önünde bulundurulması gereken ölçüt, 5237 sayılı TCK’nın 61. maddenin 1. fıkrasındaki düzenlemedir. Ancak taksirle işlenen suçlar açısından kanun koyucu, aynı Kanun’un 22. maddenin 4. fıkrası ile bir ölçüt daha eklemiştir. Bu durumda, taksirle işlenen suçlarda alt ve üst sınır arasında ceza belirlenirken, TCK’nın 61/1 ile 22/4. madde ve fıkralarında yer alan ölçütlerin birlikte göz önüne alınması gerekmektedir.

Ancak, TCK’nın 61/1. maddesindeki bu ölçütler genel nitelikli olup her suça uymayabileceğinden, her suç için tüm ölçütlerin değil sadece ilgili suça uyan kısımların nazara alınması gerekir. Bu açıdan taksirli suçlarda ancak kasıtlı suçlarda uygulanması mümkün olan 61/1. maddenin (b) bendinde yer alan “suçun işlenmesinde kullanılan araçlar”, (f) bendinde yer alan “failin kasta dayalı kusurunun ağırlığı” ve (g) bendinde yer alan “failin güttüğü amaç ve saik” ölçütleri uygulanamayacaktır.

Tüm bu kanuni düzenlemeler karşısında, taksirli suçlarda temel cezanın belirlenmesinde öncelikle failin kusurunun değerlendirilmesinin zorunlu olduğu, ancak kusurluluğun yanında “suçun işleniş biçimi”, “suçun işlendiği zaman ve yer”, “suç konusunun önem ve değeri” ile “meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı” ölçütlerinin de dikkate alınacağı sonucuna varılmaktadır.

Öte yandan, 5237 sayılı TCK’nın 3. maddesi uyarınca işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında “orantı” bulunması, böylelikle suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak yaptırımın haklı ve ölçülü olması gerektiği de göz önünde bulundurulacaktır.

Bu nedenlerle taksire dayalı kusurun ağır olduğu durumlarda, alt sınırdan uzaklaşılarak, hafif olduğu durumlarda ise alt sınırdan veya alt sınıra yaklaşılarak temel ceza tayin edilmesi isabetli bir uygulama olacak ise de, bundan her hâlde ağır kusurlu fail hakkında en üst hadden, hafif kusurlu fail hakkında ise alt hadden ceza tayin edilmesi gerektiği sonucu çıkarılmamalı, TCK’nın 61/1. maddesindeki olaya uyan diğer ölçütler ve TCK’nın 3. maddesinde düzenlenen “orantılılık” ilkesi bir bütün hâlinde değerlendirilerek haklı ve ölçülü bir ceza belirlenmeli, somut olayın özellikleri itibarıyla bazı hâllerde alt hadden bazı hâllerde de üst hadden tayin edilecek cezanın haklı ve ölçülü bir ceza olacağı da gözden uzak tutulmamalıdır.

Öğretide de bu konuda “…TCK’nın 3/1. maddesi, 61. maddeden çok daha geniş bir anlamı barındırmakta, fail hakkında takdiri indirim nedeni de dahil olmak üzere, tüm indirim ve artırım maddelerinin uygulanmasında, daha açık bir deyişle bütüncül açıdan, failin eylemi ile cezanın ağırlığı arasında bir orantı denge olması gerektiğini belirtmektedir. Ayrıca TCK’nın 3. maddesi hükmü sadece temel cezanın belirlenmesinde değil, aynı zamanda her türlü indirim ve artırımın uygulanmasında, kesinleşen cezalar için uyarlama yargılamasında göz önünde tutulması gereken bir düzenlemedir… TCK’nın 3/1. maddesindeki … ve orantılılık ilkesi gereği, özellikle işlenen eylem ile verilecek cezanın orantısız olduğu durumlarda, uygulayıcı mümkün olduğu oranda, temel cezanın belirlenmesi, indirim ve artırım maddelerinin uygulanması ve cezanın şahsileştirme kurumunu gözeterek, adaleti sağlamaya çalışacaktır.” (…-… …, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, … Yayınevi, 2. Bası, …, 2014, s. 57-58.) şeklinde görüşler mevcuttur.

Bu aşamada, ilgili trafik mevzuatına da değinilmelidir.

Madde 52 – Sürücüler:
a) Kavşaklara yaklaşırken,dönemeçlere girerken, … üstlerine yaklaşırken, dönemeçli yollarda ilerlerken, yaya geçitlerine, hemzemin geçitlere, tünellere, dar köprü ve menfezlere yaklaşırken, yapım ve onarım alanlarına girerken, hızlarını azaltmak,

b) Hızlarını, kullandıkları aracın yük ve teknik özelliğine, görüş, yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmak,

Hallerinde asli kusurlu sayılırlar.

Hükümleri mevcuttur.

Yukarıda açıklanan olay çerçevesinde mevzuat, uygulama ve öğretideki görüşlerden faydalanılarak yapılan değerlendirmede;

Olay günü saat 19:30 sıralarında sanığın sevk ve idaresindeki kamyonet ile meskun mahalde, bölünmüş, iki şeritli, asfalt kaplama, kuru, aydınlatması bulunan yolda, gece vakti seyir halindeyken yaya geçidine geldiğinde istikametine göre solundan karşıya geçen yayalar … ve …’e aracının sağ ön kısımları ile çarptığı, kaza nedeniyle …’in öldüğü, katılan …’in basit tıbbi müdahale ile giderilemez, 6. derece kemik kırığı oluşacak şekilde yaralandığı ve Adli tıp raporuna göre sanık sürücü … idaresindeki … ile seyri sırasında dikkatini yola vermemesi, dikkatsiz ve tedbirsiz şekilde seyretmesi, hızını mahal şartlarına göre ayarlamayıp hareket alanına yeterince kontrol altında bulundurmadığı, olay mahalli yaya geçidini kullanarak karşıya geçen veya geçmek üzere bulunan yayaların varlığını da göz önünde bulundurarak kontrollü bir şekilde seyrine devam etmesi gerekirken, gerekli dikkat ve özeni göstermemesi neticesinde karşıya geçmek üzere kaplamaya giren yayaları geç fark etmesi ve idaresindeki aracın sağ ön kısımlarıyla mevcut hızıyla çarpması ile sebebiyet verdiği kazada, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışlarından kaynaklı asli kusurlu olarak belirlenip kabul edildiği olayda, taksirli suçlar açısından temel cezanın belirlenmesinde; TCK’nın 61/1. ve 22/4. madde ve fıkralarında yer alan ölçütlerden olan failin kusuru, meydana gelen zararın ağırlığı, suçun işleniş biçimi ile suçun işlendiği yer ve zaman nazara alınmak suretiyle, aynı Kanunun 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde maddede öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmolunması gerekirken, tam kusura yakın asli kusurlu olarak meydana getirdiği kaza sonucu bir kişinin ölmesine ve bir kişinin 6. derece kemik kırığı oluşacak şekilde nitelikli yaralanmasına neden olan sanık hakkında, … ve hakkaniyet kuralları uyarınca cezada orantılılık ilkesi gözetilerek temel cezanın alt sınırdan makul oranda daha fazla uzaklaşılarak tayin edilmesi gerekirken yazılı şekilde asgari hadden yeterince uzaklaşılmaksızın alt düzeyin biraz üzerinde uzaklaşılarak eksik ceza tayin edilmesi usul ve yasaya aykırı görülmekle, yerel mahkeme kararının onanması yönündeki sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir.

Saygılarımla arzederim. 09/05/2023