Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2021/1045 E. 2023/4719 K. 02.11.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/1045
KARAR NO : 2023/4719
KARAR TARİHİ : 02.11.2023

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2016/97 E., 2016/491 K.
SUÇ : 2863 sayılı Kanun’a aykırılık
HÜKÜM : Beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Sandıklı Asliye Ceza Mahkemesinin, 26.05.2016 tarihli ve 2016/97 Esas, 2016/491 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 2863 sayılı Kanun’a aykırılık suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.

2. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 11.01.2021 tarihli ve 2016/375186 sayılı, bozma görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdii olunmuştur.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan vekilinin temyiz isteği;
1.Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,

2.Sit kararının ilan edilip edilmediğine dair araştırma yapılmadığına,

3.Eksik inceleme ile hüküm kurulduğuna,

4.Diğer temyiz sebeplerine, İlişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
Yerel Mahkemenin Kabulü
1.”Her ne kadar sanık hakkında 2863 sayılı Kanun’un 65/1 maddesi uyarınca cezalandırılması talebiyle mahkememize kamu davası açılmış ise de, dosyada mevcut delil ve belgeler ile mahallinde yapılan keşif ve keşif sırasında dinlenen mahalli bilirkişi ve tanık beyanlarına itibarla, suça konu yerin korunması gerekli sit alanı olduğuna dair sanığa herhangi bir tebligat veya bildirim yapılmadığı gibi, aynı hususta ilgili muhtarlığa yapılan ve duyurulması istenen bir bildirim de yapılmadığının anlaşıldığı, sanığın suça konu taşınmaz parçasını ceddinden intikalen malik sıfatıyla zilyed olarak uzun süredir kullanageldiği, bu nedenlere dayalı olarak sanığın isnat olunan eylem bakımından suç kastı bulunmadığı ve müsnet eylemin taksirle de işlenemeyeceği anlaşılmakla, sanığın CMK 223/2-c maddesi uyarınca beraatine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.” denilmektedir.

2. Sanık savunmasında; “Duruşmalardan vareste tutulmak istiyorum. Önceki ifadem doğrudur. Aynen tekrar ederim. Suça konu yer bizim çok uzun yıllardır ekip biçtiğimiz yerdir. Beni karakoldan çağırdıkları tarihe kadar bu yerin arkeolojik sit alanı olduğunu bilmiyordum. Ayrıca tarafıma herhangi bir tebligat yahut ihtarname gelmedi. Ayrıca şimdiki ve önceki muhtarlar da tarafıma herhangi bir ihtar veya bildirimde bulunmadı. Suça konu yerin niteliğini bilmeden kullandım. Suç kastım yoktur. Beraatimi isterim.” demiştir.

IV. GEREKÇE
1. 2863 sayılı Kanun’un 7 nci maddesinde 6498 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacının, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ya da sit alanı olarak tescil kararlarının, ilgililerince öğrenilmesini sağlamak olduğu, başka bir deyişle, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları yönünden tebliğ; sit alanları yönünden Resmi Gazetede yayım ve internet üzerinden duyuru kurallarının, kişilerin, sahip oldukları veya kullandıkları taşınmazların durumunu bilmelerini ve ona göre hareket etmelerini sağlama amacı taşıdığı, belirtilen kuralların, 2863 sayılı Kanun’un 65 inci maddesinde düzenlenen suçun oluşumu için şekil şartı niteliği bulunmayıp, aksi yöndeki kabulün, 6498 sayılı Kanun’un amacına da ters düşeceği;

Dolayısıyla, sözü edilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, şerhin varlığına veya tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılması gerektiği;

Diğer yandan, taşınmaz bir varlığın korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmesinin ya da bir bölgenin, doğal, tarihi ve kültürel özellikleri nedeniyle sit alanı olarak belirlenmesinin, taşınmazın veya bölgenin özel bir statüye tabi tutulması gerektiği ve taşınmaz üzerinde ya da bölge içerisinde keyfi uygulamalarda bulunulamayacağı anlamına geldiği, bu bakımdan kural olarak, 6498 sayılı Kanun değişikliği sonrası tebliğ – yayım – internette duyuru; anılan değişiklik öncesi ise şerh – ilan yöntemleri ile taşınmazın ya da bölgenin tescilinden ilgililerin haberdar olmalarının sağlanacağı;

Bununla birlikte, Türk Medeni Kanunu’nda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanun’un 65 inci maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde şerh bulunmayıp, tescil kararı mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilmemiş olsa dahi, failin, taşınmazın ya da bölgenin tescilinden haberdar olduğuna dair beyanının göz ardı edilemeyeceği, zira, maliki olduğu veya kullandığı taşınmazın korunması gerekli nitelik taşıdığını ya da sit özelliğiyle bölgesel bazda koruma altına alınan bir alanda bulunduğunu bilen kişinin, taşınmaz üzerinde dilediği zaman dilediği şekil ve kapsamda uygulama yapamayacağını, taşınmazın ya da bölgenin özel statüsünün mümkün kıldığı ölçüde, kamu kurumlarınca yürütülecek izin prosedürü çerçevesinde inşai ve fiziki müdahalelerde bulunabileceğini de bilmesi gerektiği, yapı ya da bölge bazında tescil kararından haberdar olduğu halde, ilgili kurumlara başvurarak, gerçekleştirmeyi düşündüğü inşai uygulamaya yönelik izin almayıp keyfi hareket eden kişinin iyi niyetinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla, taşınmazın ya da bölgenin niteliğini bilerek izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunan ya da başlangıçta bilmeyip, kamu görevlilerince düzenlenen zabıt ve tutanaklar ile durumu öğrendiği halde müdahalesine devam eden failin, hukuki koruma altına alınamayacağı;

Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde, sanık hakkında arkeolojik sit alanı içerisindeki 134 ada 35 parsel nolu taşınmazı sürüp ekerek tarımsal faaliyette bulunduğundan bahisle açılan kamu davası kapsamında, Koruma Kurulu tarafından Cumhuriyet Savcılığı’na gönderilen yazıda, dava konusu yerin 30.03.1990 tarih 918 sayılı karar ile sit alanı olarak tescil edildiği, sit kararının ilanına dair belgeye rastlanmadığı, ancak kararın Sandıklı Kaymakamlığı, Sandıklı Belediye Başkanlığı ve Çepni Köyü Muhtarlığı’na iletildiğinin belirtildiği, mahkemece bahsi geçen kurumlardan sit kararının mutad vasıtalarla ilan edilip edilmediğinin sorulmadığı anlaşılmakla, dava konusu yerin sit alanı olarak tesciline dair kurul kararının mahallinde mutad vasıtalarla ilan edilip edilmediğinin, ilgili, belediye, muhtarlık, kaymakamlık, valilik gibi kurumlardan sorulması, aynı zamanda sit kararının Resmi Gazete’de ilan edilip edilmediğinin araştırılması, dava konusu yerin sit alanı olduğunun bölge halkı tarafından bilinip bilinmediği hususunun kolluk vasıtası ile araştırılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeksizin, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi hukuka aykırı bulunmuştur.

2. Katılan kurum olan “Kültür ve Turizm Bakanlığının” isminin, gerekçeli karar başlığında yanlış gösterilmesi, mahallinde düzeltilebilir nitelikte olduğundan bozma nedeni yapılmamıştır.

V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Sandıklı Asliye Ceza Mahkemesinin, 26.05.2016 tarihli ve 2016/97 Esas, 2016/491 Karar sayılı kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.11.2023 tarihinde karar verildi.