YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/6234
KARAR NO : 2023/966
KARAR TARİHİ : 27.03.2023
MAHKEMESİ:Ceza Dairesi
İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 361 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 142 nci maddesinin sekizinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Davacı vekilinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Davacı vekili 14.02.2017 tarihli dava dilekçesinde özetle; “Müvekkil 18 yıl ağır hapis cezasına mahkûm edilmiş, 6 yıl 9 ay ağır hapis yatmış ve yeniden yargılama talebimiz üzerine müvekkilin beraatine karar verilmiştir. Müvekkil tutuklanmadan önce kurmuş olduğu şirketlerde ya yönetim kurulu başkanı ya da genel müdür pozisyonunda çalışarak toplamda aylık 4.000,00 – 5.000,00 Dolar civarında gelir elde etmekte iken tutuklanması neticesinde oluşan maddi zararının karşılığı olarak 10.000.000,00 TL maddi tazminatın ve manevi zararının karşılığı olarak 10.000.000,00 TL manevi tazminatın tutuklama tarihi olan 12.08.1999 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini arz ve talep ederim.” şeklinde beyanda bulunmuştur.
2. Davalı vekili 15.08.2017 tarihli cevap dilekçesinde özetle; “Öncelikle davanın süresinde açılmadığından reddi gerekir. Dava açılan mahkemenin yetkili olup olmadığı, aynı konu ve nedene dayalı başka bir dava açılıp açılmadığı araştırılmalıdır. Davacının talep edeceği tazminatın tutuklu kaldığı dönem içinde uğradığı zararı kapsayacağı göz önünde bulundurularak tutukluluk sonrasında oluşan zararlardan dolayı tazminat talep edilmesi doğru değildir. Maddi ve manevi tazminat yönünden haksız zenginleşmeye yol açacak şekilde, hak ve nefaset kuralları dışında talepte bulunulup bulunulmadığı, davacı vekilinin özel yetkilendirilmiş vekaletnamesinin bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.” şeklinde beyanda bulunmuştur.
3. … Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesinin, 06.02.2018 tarihli ve 2017/184 Esas, 2018/32 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
4. … Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin, 13.07.2018 tarihli ve 2018/1698 Esas, 2018/2335 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik davacı vekili ve davalı vekilinin istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.
5. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 14.09.2021 tarihli ve 2018/92044 sayılı, bozma görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
A. Davacı vekilinin temyiz isteği; hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarlarının azlığına, tutuklandığı tarihte 9 farklı şirkette kurucu şirket ortağı, yönetim kurulu başkanı veya genel müdür olarak görev yapmakta iken elde ettiği gelirin belgelendirilememesi sebebiyle maddi tazminatın asgari ücret üzerinden hesaplanmasına, bahsedilen şirketlerden birinde huzur hakkı adı altında almış olduğu 100.000.000,00 TL maaşın maddi tazminat hesabına dahil edilmesi gerektiğine, bahsedilen şirketlerin sermaye değerleri günümüze uyarlanarak, ayrıca bu şirketlerde yönetici konumunda çalışan müvekkilin günümüzde emsalleri araştırılarak maddi tazminata hükmedilmesi gerektiğine, ilişkindir.
B. Davalı vekilinin temyiz isteği; davacının tazminat isteminin 5271 sayılı Kanun’un 141 inci maddesinde belirtilen koşullara uymadığına, hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarlarının fazlalığına, ilişkindir.
III. DAVA KONUSU
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
Davacının 12.08.1999 tarihinde tutuklandığı, … 6. Devlet Güvenlik Mahkemesinin 1999/19 Esas, 2001/105 Karar sayılı ilamı ile mahkumiyetine karar verildiği, davacının 05.03.2013 tarihinde tahliye edildiği ve davacının tahliye edildikten sonra davacı vekili tarafından yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunduğu, … 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yargılamanın yenilenmesini kabul ettiği ve yapılan yargılama sonucunda … 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/300 Esas, 2016/280 Karar sayılı ilamı ile davacı hakkında beraat kararı verildiği, bu kararın kesinleştiği, bu nedenle tazminat istemeye hak kazandığı anlaşılmış olup, toplumdaki konumu itibariyle hakkaniyet ilkesi gereğince uğramış olduğu zarar karşılığı elem ve ızdırabı tatmin etmek amacıyla haksız tutuklulukta kaldığı toplam süre dikkate alınarak bilirkişi raporunda hesap edilen 21.510,00 TL maddi tazminatın tutuklanma tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davacıya verilmesine karar verilmiştir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatları kapsamında, davacının tutuklu kaldığı dönem için maddi zararları hesaplanırken cezaevi harcamaları, cezaevi ziyaretçilerinin yol harcamaları ve benzeri giderleri maddi zarar hesabına dahil edilmemiştir. Yine, davacının tutukluluk öncesi 10 şirketin sahibi ve ortağı olduğu, her bir şirketten ayrı ayrı maaş aldığı iddia edilmişse de, yasal belgenin ibraz edilememesi nedeniyle iddia edilen gelirler maddi zarar hesabına dahil edilmemiştir.
Manevi tazminat miktarı belirlenirken objektif bir kriter olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre, tutuklama tarihinden itibaren faize hükmedilmesi nedeniyle tazminat davasının kesinleştiği tarihe kadar davacının elde edeceği parasal değer ve benzeri hususlar da gözetilmek suretiyle, hakkaniyet ölçüsünü aşmayacak, hak ve nefaset kurallarına uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerektiği hususları gözönünde bulundurularak davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile sosyal ve ekonomik durumu, tutuklu kaldığı sürede duyduğu elem ve üzüntü dikkate alınarak takdiren 450.000,00 TL manevi tazminatın tutuklama tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya verilmesine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
Nesnel bir ölçüt olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklulukta kaldığı süre ve benzeri hususlar ile tazminat davasının kesinleşeceği tarihe kadar davacının elde edeceği parasal değer dikkate alınıp, hak ve nefaset ilkelerine uygun makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, davacı lehine belirlenen ölçütlere uymayacak miktarda fazla manevi tazminata hükmolunduğu anlaşılmıştır. Usul ve yasaya aykırılık oluşturan bu durum itibariyle istinafta bulunan davalının talebi bu itibarla yerinde görülerek; gerekçe ve hükümdeki manevi tazminat miktarına ilişkin “450.000 TL” ibaresinin çıkarılarak yerine, “60.000,00TL” ibaresinin yazılması suretiyle düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
Tazminat talebinin dayanağı olan … 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/300 Esas, 2016/280 Karar sayılı ceza dosyası kapsamında, davacının silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 12.08.1999 – 10.06.2005 ile 05.10.2009 – 03.09.2010 tarihleri arasında toplam 2462 gün tutuklu ve hükümlü kaldığı, yeniden yapılan yargılama sonunda beraatine hükmedildiği, beraat hükmünün 02.12.2016 tarihinde kesinleştiği, tutuklama tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun’a tabi olduğu anlaşılmıştır.
Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davaları her ne kadar 5271 sayılı Kanun’da düzenlenmiş ise de; özel hukuk yanı ağır basan bir dava olması nedeniyle bu Kanunda düzenlenme bulunmayan hallerde tazminat hukukunun genel prensipleri çerçevesinde 6100 sayılı Kanun’un uygulanması gerekmektedir. 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen duruşma açılmadan düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilebilecek haller bir suç kovuşturması sonucu verilen hükümler için geçerli olup doğrudan tazminat davalarında uygulanması mümkün değildir. Bu nedenle 6100 sayılı Kanun’un istinafa ilişkin hükümlerinin kıyas yolu ile uygulanması gerekmekte olup, aynı Kanunun 353 üncü maddesi gereğince tazminat miktarlarının azaltılması veya artırılmasının duruşma açılmaksızın düzeltilerek esastan reddine karar verilmesinde bir engel bulunmadığından tebliğnamedeki tazminat miktarının eksiltilmesinin duruşma açılarak yapılması gerektiğine ilişkin bozma öneren görüşe iştirak edilmemiştir.
A. Davacı vekilinin temyiz isteği yönünden;
Tutuklandığı dönem içerisindeki maddi zararını ücret bordrosu, vergi kaydı, gelir vergisi beyannamesi gibi itibar edilebilecek bir belgeyle ispatlayamayan davacı lehine hükmedilecek maddi tazminatın davacının tutuklu kaldığı dönemde 16 yaşından büyükler için geçerli net asgari ücret üzerinden hesaplanmasında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Her ne kadar davacı vekili, 08.06.1998 tarihinde davacının yönetim kurulu üyesi olduğu şirkette davacıya aylık 100.000.000,00 TL huzur hakkı ödenmesinin kararlaştırıldığını belirterek bu meblağın maddi tazminat hesabına dahil edilmesini talep etmiş ise de; davacının ilgili şirkette 08.06.1998 tarihinde yönetim kurulu üyesi seçilerek kendisine aylık 100.000.000,00 TL huzur hakkı ödenmesine karar verilmesinin ardından 17.07.1999 tarihinde ilgili şirket için yeni yönetim kurulu oluşturulduğu ve yeni yönetim kurulunda davacının yer almadığı, davacı tutuklanmadan önce yönetim kurulu üyeliğinin bitmiş olduğu, bu nedenle 100.000.000,00 TL huzur hakkının tutuklandığı döneme ait kaybına ilişkin maddi tazminat kapsamına dahil edilemeyeceği anlaşıldığından, kararda bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Nesnel bir ölçüt olmamakla birlikte, hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre ve benzeri hususlar ile tazminat davasının kesinleşeceği tarihe kadar faizi ile birlikte elde edeceği parasal değer gözetilmek suretiyle, hak ve nefaset ilkelerine uygun, makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerektiği göz önünde bulundurularak bölge adliye mahkemesi tarafından takdir edilen manevi tazminat miktarının eksik olmadığı anlaşıldığından hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
B. Davalı vekilinin temyiz isteği yönünden;
Davacı hakkında düzenlenen yakalama, olay, gözaltı ve sevk – serbest bırakma müzekkerelerinin Yargıtay denetimine elverişli olacak şekilde aslının veya onaylı örneğinin dosya arasına alınması gerektiğinin gözetilmemesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
5271 sayılı Kanun’un 144 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin yürürlükten kaldırılması nedeniyle mahsup tazminata engel oluşturmayacak ise de, haklarında mahsup işlemi yapılmayan kişilerle tutukluluğu başka mahkumiyetinden mahsup edilenler arasındaki dengenin, hak ve nefasetin sağlanması gerektiği göz önünde bulundurularak, mahsup edilen sürenin hükmolunacak manevi tazminat miktarının tayininde dikkate alınması gerektiği nazara alındığında, davacının tutuklu kaldığı sürelerin diğer bir hükümlülüğünden mahsup edilip edilmediği hususunun açıklığa kavuşturulması gerektiğinin gözetilmemesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
Dairemizce yapılan temyiz incelemeleri sırasında aynı konu ve nedene dayalı olarak birden fazla davanın açıldığının tespit edildiğinin anlaşılması karşısında; hazine zararına yol açan mükerrer davalara ilişkin ödemelerin önlenmesinin temini ve kamu kaynaklarının etkili, verimli ve hukuka uygun kullanılması bakımından, aynı konu ve nedene dayalı olarak açılmış başka bir dava olup olmadığının ilgili birimlerden sorulup, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden de araştırılarak tespit edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
Kabul ve uygulamaya göre de; davacı tarafça dava dilekçesinde hükmolunacak tazminatlara tutuklama tarihinden itibaren faiz işletilmesi talebinde bulunulması karşısında, davacı hakkında iki farklı dönemde koruma tedbiri uygulandığı dikkate alınarak, her bir koruma tedbiri dönemi için ayrı ayrı tazminat miktarları belirlenip, belirlenen her bir tazminat miktarına ilişkin olduğu tarihten itibaren faiz işletilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden … Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin, 13.07.2018 tarihli ve 2018/1698 Esas, 2018/2335 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca … Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise … Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
27.03.2023 tarihinde karar verildi.