Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2021/7167 E. 2023/1859 K. 29.05.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/7167
KARAR NO : 2023/1859
KARAR TARİHİ : 29.05.2023

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
DAVA : Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat
HÜKÜM : Davanın reddi kararı

İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 142 nci maddesinin sekizinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, aynı Kanun’un 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Davacı vekili 12.07.2017 tarihli dava dilekçesinde özetle; Müvekkili olan …’un kamuoyunda İzmir Askeri Casusluk davası olarak bilinen ve İzmir C. Başsavcılığının (TMK 10. maddesi ile görevli) 06.01.2013 tarih, 2010/640-2013/3-1 sayılı iddianamesinde mağdur olarak gösterildiğini ve bu iddianamenin birinci bölümü başlık kısmında 738. sırada mağdur olarak yer verilen ve iddianamenin ikinci bölüm 996. sırasında hakkında yer alan bilgiler olan; “örgüt lideri şüpheli …’tan elde edilen dijital materyaller içerisinde” “coco” ismi verilmiş harddisk içerisinde “GNKUR ALİ RIZA BİLDİK BENİM GÖNDERDİKLERİM” klasörü içerisinde bulunan “alirızaBİLDİK” kullanıcı adı tarafından yazılan ve “…” kullanıcı adı tarafından son kaydedilen “Tınazcıyagidecek “deger.xlsx” isimli oficce belgesi içeriğinde … ile ilgili kısımda; “Bizden. Hukuk bilgisi azdır. Çalışmayı sevmez, çevresi ile ilişkileri iyidir. Kıdemli konumunda bir yere tayin edilmelidir.” şeklinde bilgilerin yer aldığını ve yargılama sonucunda İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 26.02.2016 tarih, 2014/100 E., 2016/37 K. sayılı ilamı ile tüm sanıkların beraatine karar verildiğini, iş bu kararın Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından 21.10.2016 tarihinde onanarak kesinleştiğini, müvekkilin bu durumu 27.02.2017 tarihinde haricen öğrendiğini, müvekkiline bu hususta tebligat yapılmadığını, hatta sanıklara dahi tebligat yapılmadığını, müvekkilinin sürekli mesleki bilgi ve tecrübesini artırmaya çalışan bu vesile ile çeşitli mesleki seminerlere, hizmet içi eğitimlere iştirak eden, 2 yabacı dil bilen, 2 ayrı yüksek lisans yapan müvekkiline mesleki çevresinde sevilen, sayılan, çalışkan ve iyi bir hakim olarak tanınmakta iken hakkında düzenlenen bu iddianame içeriğinde yer alan ve tüm Türkiye’ye alenileştirilen hakkındaki “Hukuki bilgisi azdır. Çalışmayı sevmez” şeklindeki ifadeler nedeniyle müvekkilinin tüm itibari, onuru, şerefi ve haysiyetinin ayaklar altına alındığını, netice olarak son derece yıpratıldığını ve müvekkilinin yaşadığı bu olumsuzluklar karşısında emekli olmaya ve görev ortamından uzaklaşmaya karar verdiğini, müvekkilinin hakkındaki kişilik haklarına, aile şerefine, meslek onuruna saldırı niteliğinde haksız kayıtlar içeren fişlemelerin İzmir Askeri Casusluk davası olarak bilinen iddianamede aynen yer alması ve iddianamenin kabul edilmesi ile aleni hale getirilmesi ve bu suretle yargılama boyunca gündemde kalması nedeniyle CMK 141/3 fıkrası gereğince müvekkili için 250.000,00 TL manevi tazminata karar verilmesini ve manevi tazminatın faiz başlangıç tarihi olarak; 22.01.2013 tarihinin esas alınmasını ve yargılama gideri ve vekâlet ücretinin davalı idare üzerinde bırakılmasını talep etmiştir.

2. Davalı vekili 28.07.2017 tarihli cevap dilekçesinde özetle; manevi tazminat isteminin haksız ve yersiz olup yasal dayanaktan yoksun olduğunu ve davanın reddine karar verilmesini, yargılama gideri ve vekâlet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.

3. Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 03.10.2017 tarihli ve 2017/327 Esas, 2017/335 Karar sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

4. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesinin, 17.09.2019 tarihli ve 2017/3627 Esas, 2019/3388 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile davanın reddine karar verilmiştir.

5. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 11.10.2021 tarihli, davacı vekilinin temyiz talebinin esastan reddi ile hükmün onanması görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Davacı vekilinin temyiz sebepleri
Davanın süresinde açıldığına ve davanın kabul edilmesi gerektiğine, ilişkindir.

III. DAVA KONUSU
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
Davacı … vekili tarafından açılan iş bu manevi tazminat davasının CMK’nın 141/3 maddesine dayandığı, açılan iş bu davanın soruşturma ve kovuşturma görevlerinin kusurundan kaynaklanan tazminat davası olduğu ve davacı ile ilgili, dava ile ilgisi bulunmayan söz ve iddialara yer verildiği ve bu söz ve iddiaların; 23.01.2013 tarihinde kabul edilen iddianame ile aleniyet kazandığı ve mevcut bu durumun davacının gerek mesleki çevresinde gerekse toplumda itibarsızlaştırılmasına neden olduğu ve bu şekilde netice olarak davacının manevi olarak yıpratılıp mağduriyetine neden olunduğu ve bu süreç içerisinde davacının psikolojik durumu, aile ve çevresi ile ilişkileri, mesleki ortam ve konumu, içine düştüğü olumsuz şartlar, sosyo ekonomik durumu birlikte göz önünde bulundurularak ve hak ve nesafet kuralları da dikkate alınarak davacı lehine 10.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.

B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
Davacının tazminat davasına konu İzmir Askeri Casusluk davası olarakta adlandırılan ve İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 Esas 2016/37 Karar sayılı davasında 3. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi Başkanı olarak görev yapmakta iken bu davanın mağduru sıfatı ile yargılamada yer aldığı, yargılamaya konu olan iddianamede davacı ile ilgili fişleme bilgilerine gerekli olmadığı halde aynen yer verildiği, bu nedenle davacı tarafından kişilik haklarının ihlal edilmesi nedeniyle oluşan zararların giderini talebi ile açılan tazminat davası sonucunda mahkemece talebin kısmen kabulüne karar verildiği,
CMK’nın 141/3. maddesinin 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe girdiği ve bu tarihten sonra suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk halleride dahil olmak üzere Hakim ve Cumhuriyet Savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davası açmalarının mümkün hale geldiği, ancak CMK’nın 142/1. maddesi gereğince tüm tazminat davalarının 1 yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğu, mağdurun 06.01.2013 tarihli iddianame ile ilgili olarak 08.04.2013 tarihinde mağdur sıfatıyla ifadesinin alındığı, verdiği ifade ile birlikte açtığı tazminat davasına konu iddialar ile ilgili bilgi sahibi olmuş olduğu, belirtilmiştir.

Dava konusu olay değerlendirildiğinde; koruma tedbirleri sebebiyle tazminata konu davalara konu kararlar hakkında usulü işlemler yapılan (arama, el koyma gibi) kişiler yönünden, hükümlerin ise sadece davada yargılanan sanıklar yönünden kesinleşebileceği belirtilmiştir. CMK’nın 141/3. maddesinin 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe girdiği ve bu tarihten sonra Hakim ve Cumhuriyet Savcılarının suç soruşturması veya kovuşturması sırasında verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat istenebileceğinin hükme bağlandığı, bu yasal düzenleme ile ceza davasında hakkında karar veya hüküm kurulmasa bile ilgili kişilerinde, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk halleride dahil olmak üzere Hakim ve Cumhuriyet Savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davası açmalarının mümkün hale geldiği, ancak CMK’nın 142/1. maddesi gereğince tüm tazminat davalarının 1 yıllık hak düşürücü süreye tabi olduğu, CMK’nın 141/3. maddesi gereğince davacının 08.04.2013 tarihinde beyanının alındığı ve davacının beyanından iddianamenin içeriğinden haberdar olduğu anlaşılmakla ve ayrıca iddianamenin kabul tarihi olan 22.01.2013 tarihi itibarı ile iddianamenin alenileştiği ve mağdur hakkındaki yargılama konusu ile ilgisi bulunmayan ve haksız fiil teşkil ettiği iddia edilen iddianame içeriğinin öğrenildiği, dolayısıyla davacının kendisi hakkındaki haksız ithamları ve fişlemeyi en geç ifade verdiği tarihte öğrendiği bu tarihinden sonra 6545 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 28.06.2014 tarihinden itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde davanın açılması gerektiği hade bu süre içinde tazminat davası açılmadığından davanın süre yönünden reddine karar verilerek yeni bir hüküm kurulmuştur.

IV. GEREKÇE
Tazminat talebinin dayanağını oluşturan İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 06.01.2013 tarih, 2010/640-2013/3-1 sayılı iddianamesinde mağdur olarak gösterildiğini, şüpheli şahsılar tarafından gerçekleştirilen soruşturmaya konu eylemler açıklanırken, hakkındaki sahte fişleme bilgilerinin açıkça iddianame içeriğinde gösterilip, kişilik haklarının ihlal edildiğini, manevi zarara uğradığını belirterek 5271 sayılı Kanun’un 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen hakim ve Cumhuriyet savcısının sorumluluğuna dayanarak tazminat talebinde bulunulduğu anlaşılmıştır.

Davacı Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden
İncelenen dosyada, davacının tazminat davasına esas kıldığı işlem, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 06.01.2013 tarihli iddianamesi olup, dosya içerisinde mevcut İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/100 Esas, 2016/37 Karar sayılı dosyasının gerekçeli kararından, davacının 06.01.2013 tarihli iddianame ile ilgili olarak 08.04.2013 tarihinde mağdur sıfatıyla beyanının alındığı, 06.01.2013 tarihli iddianamede gösterilen hususların içeriğinden haberinin olduğu, dolayısıyla davacının kendisi hakkında belirtilen hususların en geç beyanının alındığı 08.04.2013 tarihinde öğrendiği anlaşılmıştır.

Davacının 5271 sayılı Kanun’un 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen hâkim ve Cumhuriyet savcısının sorumluluğuna ilişkin olarak tazminat talebinde bulunduğu davada davacının davaya konu iddiaları 08.04.2013 tarihinde öğrendiği, bu tarihte 6545 sayılı Kanun ile 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanun’un 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasının yürürlükte olmadığı, bu itibarla 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 72 nci maddesinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmıştır. İlgili madde şu şekildedir;
”Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.

Buna göre davacının öğrenme tarihinin 08.04.2013 olduğu, davanın ise iki yıllık zamanaşımı süresinden sonra 12.07.2017 tarihinde açıldığı anlaşılmakla, davanın 6098 sayılı Kanun hükümleri uyarınca reddedilmesi gerekirken 5271 sayılı Kanun’un 142 nci maddesi uyarınca reddedilmesi sonuca etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.

V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesinin, 17.09.2019 tarihli ve 2017/3627 Esas, 2019/3388 Karar sayılı kararında davacı vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden aynı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

29.05.2023 tarihinde karar verildi.