Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2022/2073 E. 2023/2259 K. 20.06.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/2073
KARAR NO : 2023/2259
KARAR TARİHİ : 20.06.2023

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Taksirle öldürme
HÜKÜM : Mahkûmiyet

Sanık hakkında Dairemizce verilen bozma kararı üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Andırın Asliye Ceza Mahkemesinin, 01.07.2015 tarihli ve 2014/25 Esas, 2015/236 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun (5237 sayılı Kanun) 85 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 50 nci maddesinin üçüncü fıkrası ile birinci fıkrasının (a) bendi ve 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları uyarınca 15.100,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

2.Andırın Asliye Ceza Mahkemesinin, 01.07.2015 tarihli ve 2014/25 Esas, 2015/236 sayılı kararının katılanlar vekilleri tarafından temyizi üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 14.10.2020 tarihli ve 2019/5553 Esas, 2020/5186 Karar sayılı kararı ile bilinçli taksir koşullarının oluştuğundan ve kabule göre de sanık hakkında tayin edilen cezanın 2 yıl 1 ay yerine 1 yıl 13 ay olarak hesaplanarak eksik adli para cezasına hükmolunduğundan bahisle bozulmasına karar verilmiştir.

3. Andırın Asliye Ceza Mahkemesinin, 30.11.2021 tarihli ve 2020/179 Esas, 2021/382 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 85 inci maddesinin birinci fıkrası, 22 nci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 50 nci maddesinin dördüncü fıkrası ile birinci fıkrasının (a) bendi ve 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları uyarınca 20.200,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

4. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.04.2022 tarih, 2022/12077 sayılı tebliğnamesi ile 5271 sayılı Kanunun 50 nci maddesinin dördüncü fıkrasının suçun bilinçli taksirle işlenmesi halinde uygulanması mümkün olmadığından bahisle hükmün bozulması talep edilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan vekilinin temyiz istemi, maktül ile sanık arasında husumet bulunduğundan bahisle suçun olası kasta işlendiğine ve inceleme sırasında ortaya çıkacak resen gözetilecek nedenlere ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
1.Mahkeme gerekçesinde ” suça konu olay günü sanık ile köylüleri ve akrabaları olan …, … ve… ile birlikte Darıovası mahallesi Ulusu mevkiinde bulunan tarlalara, domuz sürüsünün tarlalarına zarar verip vermediğini kontrol etmek amacıyla ellerinde av tüfekleri ve el fenerleri ile birlikte gittikleri, burada bulunan tarlaları kontrol ederek dolaştıkları ve maktul …’e ait fıstık tarlası ile …’a ait mısır tarlasının birleştiği yerden tarlanın iç kısmına doğru ellerindeki fenerlerinin ışıklarını yaktıkları, bu sırada maktul ve maktulün köylüsü olan …’ın da, ellerinde av tüfeği ile tarlalarına yaban domuzlarının vereceği zararı kontrol amaçlı, sanık ve arkadaşlarının bulunduğu tarafın karşısında bulundukları, …’ın elindeki el feneri ile sanık ve arkadaşlarının bulunduğu tarafa doğru ışığını tuttuğu ve “Kim o” diye seslendiği sırada sanığın elindeki av tüfeğini ateşlediği, ateşleme neticesinde, maktulün karın kısmının sol tarafından yaralandığı ve dizlerinin üzerine çöktüğü, daha sonra da maktülün Andırın Devlet Hastanesi’ne kaldırıldığı, ancak maktulun kurtarılamadığı anlaşılmakla sanık …’ın üzerine atılı ve yapılan yargılama sonucu sabit olan “Taksirle Öldürme” suçundan eylemine uyan TCK’nın 85/1. maddesi gereğince cezalandırılması yoluna gidilmiştir. Yargıtay’ın bozma ilamında da belirttiği üzere sanığın üzerine atılı suçu öngördüğü neticeyi istememesine karşın, bilinçli taksirle işlemiş olduğu anlaşıldığından cezasında artırıma gidilmiştir. Sonuç ceza bu hususlar göz önüne alınarak belirlenmiştir. Tekrar keşif yapılmasının önceki keşif ve sonrasında düzenlenen rapor ile Yargıtay bozma ilamı değerlendirilerek reddine karar verilmiştir. ” denilmiştir.

2.Katılan … kolluk tarafından alınan ilk beyanında sanıkla ailesi arasında husumet bulunmadığını, sanığın herkesin tarlasında domuz beklediğini bildiğini, şikayetçi olduğunu ifade etmesine rağmen yargılama sırasında sanığın eşini tehdit ettiğini kayınvalidesinden duyduğunu söyleyerek suçun kasten işlendiğini ifade etmiştir.
3.Sanık savunmasında “Olay…, …, … ve ben mahsullere zarar verilip verilmediğini, domuz olup olmadığını kontrol için saat gece 12 sularında tarlaya gittik. Benim ışık tutmamam karşı taraftan da ışık yandı hayvanın gözü parladı sandım ve o an ateş ettim. Orada bir insanın olabileceğini kesinlikle düşünmedim. Maktulü bir iki kez görmüştüm, kendisiyle herhangi bir husumetim yoktur. Olay kasıtlı değildir. Daha sonra maktulü araca kadar taşıdık, yakınları gelip hastaneye götürdüler” şeklinde beyanda bulunmuştur.

4. Olay sırasında ölenin yanında olan tanık … Ç. “…Sanık … uzaktan akrabam olur. Biz olay yerine maktul ile beraber gitmiştik. Diğerlerinin olay yerine geldiğinden haberimiz yoktu. Onların olay yerine ne için geldiklerini bilmiyorum. Olay yeri aşırı karanlık değildi. Havanın açık olduğu bir gündü ve ay görünüyordu. Maktulün vurulduğu yer ile vurdukları yer arasında 50 metre kadar mesafe vardı. Olayın gerçekleştiği yer açık bir alandı. Ağaçlar çok yoktu. Maktul vurulmadan önce bize doğru çoklu projektör şeklinde bir şey tutulmuştu. Daha sonra ateş edildi. Bizim elimizde de el feneri vardı. Ben ışığı gördükten sonra ateş etmesinler diye elimdeki el fenerini onlara tuttum ancak 5- 10 saniye sonra bize ateş edildi. Ateş eden de sanık …’miş. Sanık ve maktul arasında önceye dayalı bir husumet olduğunu bilmiyorum. Ancak olaydan sonra halk arasında su davasından dolayı aralarında bir husumet olduğu konuşuldu. Ancak ben bu husumetin içeriğini tam net olarak bilmiyorum.” şeklinde beyanda bulunmuştur.

5.Olay günü sanığın beraberinde bulunan tanıklar …, …, İdris aşamalarda domuz avlamak için gece 23.00 sıralarında ava çıktıklarını önce sanığın tarlasını dolaştıklarını ancak orada domuz bulamamaları sebebiyle …’in fıstık ekili tarlasına geldiklerini, sanık ve … tüfeğinde ışık olduğunu diğerlerinin elinde el feneri olduğunu, tüfeklerini …’in tarlasını doğrultup ışıkla baktıkları sırada sanığın domuz zannıyla tarlaya doğru ateş ettiğini, aynı anda karşı taraftan da loş bir ışık gelmekte olduğunu, ateşlemeden önce insan sesi duymadıklarını, sonradan ateş edilen yönden sesler geldiğini, sanığın …’i vurduğunu anladıklarını beyan etmişlerdir.

6.Mahkemece, olay günü ile benzer gökyüzü durumunda gece saatlerinde yapılan keşif sırasındaki gözlemde ölenin vurulduğu yere iki şahıs konarak sanığın ateş ettiği yerden ölenin vurulduğu yere doğru bakıldığında karaltı şeklinde gözüktükleri, üzerlerine doğru ışık tutulduğunda göründükleri ancak sağ ve sollarına doğru tutulduklarında gözükmedikleri, ölenin vurulduğu yöndeki iki kişiye fener verilerek bakıldığında tuttukları ışığın kendilerini aydınlatmadığının ve yer gösterme sonucu sanık ile ölen arasındaki mesafenin 40 metre olduğu tespit edilmiştir.

7.Olay tarihli ölü muayene tutanağına göre ceset üzerinde yapılan incelemede gövde kısmında sol alt kadranda bir adet ateşli silah yaralanmasına ait giriş deliği olduğu, çıkış deliği olmadığı, ölümün ateşli silah yaralanmasına bağlı iç kanama neticesinde gerçekleştiği tespit olunmuştur.

8. Olay yerinde bulunan sanığa ait tüfek ile boş kartuşun karşılaştırılmasında aynı tüfekten atıldığı belirlenmiştir.

9. Ölenin kıyafetinde yapılan incelemede ateşli silah giriş bölgesiyle uyumlu yerde delik olduğu ancak etrafında atış artığı bulunmadığından atış mesafesinin tespit edilemediği anlaşılmıştır.

10. Sanığın beraberinde arkadaşları hakkında atılı suç nedeniyle ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, karara karşı ölen yakınlarının itiraz etmesi üzerine itiraz merciince itirazın reddine karar verilerek kararın kesinleştiği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
1.Sanık ile üç arkadaşının olay gecesi tarlalarında domuz avına çıktıkları, kendi tarlalarında domuz bulamamaları sebebiyle ölen … ile arkadaşı …’nın tarlalarının olduğu tarafa doğru yürüyerek ilerledikleri, ölenin tarlasının yanındaki yola geldiklerinde sanık ve bir arkadaşının av tüfeklerinin üzerindeki fenerleri diğer ikisinin de ellerindeki el fenerlerini ölenin tarlasına doğru yönelttikleri, aynı anda tarla içerisinde ayakta ölen ile birlikte beklemekte olan …’nın varlıklarını göstermek amacıyla elindeki feneri ışığın geldiği yöne doğru doğrulttuğu, bu ışığı domuzun gözlerinin parlaması sanan sanığın elindeki babasına ait av tüfeğiyle yaklaşık 40 metre mesafeden ateş etmesiyle maktülün karın bölgesinden vurularak öldüğü anlaşılmıştır.Her ne kadar ölenin yanındaki tanık … tarafından ışığın geldiği yöne seslendiği iddia edilmiş ise de; sanık ve arkadaşları tarafından bu sesin duyulduğuna dair delil bulunmadığı tanıkların istikrarlı beyanlarından ateş edilmesinden sonra insan sesi geldiğinin ifade edilmesi karşısında, olayın gerçekleştiği yaz aylarında tarla sahiplerinin domuz kontrolüne çıktıklarının halk arasında bilindiği, sanığın ışık tutarak baktığı yönden bir ışık parlaması geldiğini de farkettiği, tarla içerisinde insan olma ihtimalinin sanık tarafından öngörülebilir olduğu dolayısıyla bilinçli taksirin koşullarının oluştuğu tespit edildiğinden katılan vekilinin suçun olası kastla işlendiğine ilişkin temyiz sebebi yerinde görülmemiştir.

2. 5237 sayılı Kanunun 50 nci maddesinin dördüncü fıkrasındaki “Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı halinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adli para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir halinde uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme nazara alınmadan bilinçli taksirle ölüme sebebiyet veren sanık hakkında hükmedilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilemeyeceğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur.

V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Andırın Asliye Ceza Mahkemesinin, 30.11.2021 tarihli ve 2020/179 Esas, 2021/382 Karar sayılı kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, uyarınca Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

20.06.2023 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY
Taksirle öldürme suçundan sanık hakkında kamu davası açılmış, yapılan yargılama neticesinde sanığın eylemde kusurlu olduğu değerlendirilerek TCK’nın 85/1, 22/3, 62, 50/3, 50/1-a ve 52/2,4 maddeleri gereğince cezalandırılmasına hükmedilmiştir.

Taksirle öldürme eylemi 23.08.2013 tarihinde gerçekleşmiştir.

İlk derece mahkemesince verilen karar cezanın belirlenmesindeki yanlışlık ve eylemde bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması gerektiği gerekçesiyle Dairemizce 14.10.2020 tarihli kararla bozulmuştur.

İlk derece mahkemesi bu bozma kararı üzerine yargılama yaparak 30.11.2021 tarihinde yeni bir karar vermiş (TCK’nın 85/1, 22/3, 62, 50/4, 50/1-a ve 52/2,4) bu karar da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08.04.2022 tarihli tebliğnamesiyle Dairemize gelmiş ve 20.06.2023 tarihinde karar için heyete tevdi edilmiştir.

İncelemeyi yapan Dairemiz bu kez de kararı “bilinçli taksirle işlenen suçlarda verilen hapis cezasının paraya çevrilemeyeceği” gerekçesiyle bir kez daha oy çokluğu ile bozulmasına karar vermiştir.

Bu kronolojik anlatımdan da anlaşılacağı üzere olayın üzerinden 10 yıla, ilk derece mahkemesinin ilk kararının bozulmasından sonra tekrar Dairemize kararın gelmesi için ise 3 yıla yakın zaman geçtiği anlaşılmaktadır.

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar başlıklı 50. maddesinin 4. fıkrası “Taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa; bu ceza, diğer koşulların varlığı halinde, birinci fıkranın (a) bendine göre adlî para cezasına çevrilebilir. Ancak, bu hüküm, bilinçli taksir halinde uygulanmaz” emredici hükmünü içermektedir.

Bu maddeden de anlaşılacağı üzere yargılamayı yapan hâkim taksirle öldürme suçunda bilinçli taksir halinin olduğuna karar verirse verilen hapis cezasını paraya çeviremez, burada yargılamayı yapan hâkime yasa bir insiyatif tanımamış, “uygulanamaz” diyerek hapsin paraya çevrilemeyeceğine dair açık bir emir vermiştir.

Bu durumda çözülmesi gereken mesele; ilk derece mahkemesi kararının Dairemizce bozulmasının mı, yoksa yasanın açık ve kesin emri karşısında paraya çevirme hükmünün karardan çıkartılarak kararın düzeltilerek onanmasının mı usul ekonomisi açısından daha yerinde olacağı noktasında toplanmaktadır.

Yasanın açık hükmüne aykırı durumlarda Yargıtay ilk derece mahkemesi kararın da bulunan yasaya açık aykırılığı hükümden çıkartarak hükmü onaması gerekir. İlk derece mahkemesi uygulamaması gereken bir maddeyi uygulamış (TCK) ve hapis cezasını paraya tahvil etmiştir. Bilinçli taksir halinin kabulü halinde verilen hapis cezasının paraya çevrilemeyeceği yasanın açık ve emredici hükmü olup, bu hususun hükümden çıkartılması hâkimin takdir hakkına ya da hükmü kurarken dayandığı gerekçelere zarar vermeyecektir.

Bunun yanında yapılacak işlem suçun vasıf ve mahiyetini etkiler nitelikte olmayıp ilk derece mahkemesinin zuhulen yaptığı yasaya aykırılığın giderilmesi niteliği taşımaktadır.

Hükümde yer alan hapis cezasının paraya çevrilmesine ilişkin paragrafın çıkarılması, başka bir bozma sebebi de bulunmadığından ilk derece mahkemesinin kararının “düzeltilerek onanmasına” karar verilmesi Anayasamızda da yer alan usul ekonomisinin de bir gereğidir.

Türkiye’nin de taraf olduğu AİHS’nin 6. maddesinde adil yargılanma hakkı düzenlenmiştir. Buna göre herkes makul sürede yargılanma hakkına sahiptir (AİHS m.6, CMK m.141/1-d) Çabukluk ve hızlılık ilkesi olarak adlandırılan bu ilke, ceza yargılamasının sağlığı, sanık haklarının korunması ve mağdur ve zarar görenin beklentilerinin karşılanması için de, özenli ve aynı zamanda hızlı bir yargılama yapılmasını, gereksiz yere davanın uzatılmamasını gerektirmektedir. Bu ilkenin hukuka yansımış hali usul ekonomisi ilkesidir.

Usul ekonomisi, Yasalarda öngörülen düzenleme çerçevesinde yargılamanın kolaylaştırılmasını, yargılamada öngörülen olağan zaman süresinin aşılmamasını ve gereksiz gider yapılmamasını amaçlar ve bunu hâkime bir görev olarak yükler.

Yargılamanın uzamasını önlemek, gereksiz emek ve gider kaybına neden olmamak anlamına gelen “usul ekonomisi” ilkesi ile davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını emreden Anayasa’nın 141/son maddesi birbiriyle son derece uyumludur.

Bu anlatımlar birlikte değerlendirildiğin de; bir yargılamanın adil olması makul süre içerisinde bitirilmesini gerektirir. Uzun zamandır devam etmekte olan ve bir kez de bozulan bir davanın düzeltilerek onanma imkanı var iken bozularak mahalli mahkemeye intikal ettirilmesi, mahalli mahkemece taraflara davetiye çıkarılması, taraf beyanlarının saptanması, karar verilmesi, kararın taraflara tebliği, temyiz edilmesi halinde dosyanın yeniden Yargıtay’a gelmesi, Yargıtay Başsavcılığınca tebliğnamesinin hazırlanması, daireye gelen dosyanın yeniden tetkik hakimine verilmesi ve yeniden Yargıtay ilâmı oluşturulması ciddi zaman, emek ve mesai kaybına yol açacaktır. Kamunun yapacağı parasal giderlerde ayrıca değerlendirilmelidir.

İlk derece mahkemesince verilen karar bölümünden Yasanın açık ve emredici hükmüne aykırı olarak bilinçli taksirle işlenen öldürme suçundan verilen hapis cezasının paraya çevrilme maddesinin çıkarılması, hâkimin takdir hakkına müdahale olmadığı gibi eylemin vasıf ve mahiyetini değiştirecek niteliktede değildir.

Bu durumda, usul ekonomisi gereğince, ilk derece mahkemesi hükmünden, hapis cezasının paraya çevrilmesi bölümünün çıkartılarak kararın “düzeltilerek onanması” yerine “bozulması” yönündeki çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum.20.06.2023

.