YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/1548
KARAR NO : 2023/4626
KARAR TARİHİ : 01.11.2023
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/332 E., 2016/24 K.
SUÇ : Kişilerin huzur ve sükununu bozma
HÜKÜM : Beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Kumluca 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.01.2016 tarihli ve 2015/332 Esas, 2016/24 Karar sayılı kararı ile; sanık hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi gereğince beraat kararı karar verilmiştir.
2.Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10.03.2021 tarihli ve 2016/140104 sayılı, hükmün onanması görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan Vekilinin Temyiz İsteği; katılanların hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasındaki tutarlı beyanları, sanığın üzerine atılı suçu işlediğini gösterir mahiyette olduğuna, bu hususların gözetilmeden sanığın beraatına karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Yerel Mahkemenin Kabulü;
1. Sanığın, apartmanın bahçesinden evlerine gitmek üzere yanından geçen … ve kızının arkasından çekirdek ve kabuklarını üzerlerine attığı, …’ı gördüğünde kafasını sağ sola sallayarak onu huzursuz ettiği, …’nin kendisi ve kızı adına şikayetçi olduğu, uzlaşmak istemediği, sanığın müşteki ve kızının üzerilerine çöp atmak şeklindeki eyleminin kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunu oluşturduğu iddiasıyla hakkında kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır.
2.Sanığın atılı suçlamaları kabul etmediği ve yargılama aşamasında alınan savunmasında;
“Üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum, ben müştekilere iddia edildiği gibi çekirdek fırlatmadım, bu husus tamamen hayal ürünüdür, Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını anladım.Hakkımda hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükmü verilirse bunu kabul ederim. beraatimi isterim, mağdur çocuğun söyledikleri hayal ürünüdür, ona zorla yaptırıldığını düşünüyorum, ” şeklinde beyanda bulunduğu görülmektedir.
3.Katılanların her aşamada sanıktan şikayetçi olduklarını beyan ettikleri ve yargılama aşamasında,
Katılan …’nin, ” Olay günü ben anneme bırakmak üzere dışarıya çıkmıştım, döndüğümüzde sanık ve eşi apartmanı önündeydi. Yolumuzu kestiler, sanığın elinde bir avuç çekirdek vardı, bunu bana ve kızıma fırlattı, kızımla ben korktuğumuz için apartmanın içine girip evimize gittik, sanık sürekli bir şekilde kızımı gördüğünde kafasını sağa sola sallayarak onu huzursuz etmektedir, kızım okula gitmekten dahi korkmaktadır, kızımı yolda gördüğünde gel kız sana birşey diyeceğim diye yanına çağırmaktadır, olay günü de sanık kürtçe birşeyler söylemişti, ancak kürtçe bilmediğim için ne dediğini anlamadım, beni ve kızımı bu şekilde rahatsız eden sanıktan şikayetçiyim, cezalandırılmasını isterim ” şeklinde beyanda bulunduğu,
Katılan Zişan’ın, “Olay günü biz annemle arabadan indik, eve geliyorduk, fatma teyze kapıya çıktı, bize çekirdek attı, kürtçe birşeyler söyledi, ben ve annem korktuk, babamı aradık, babam geldi ve birlikte eve girdik, fatma teyzenin eşi de merdivenlerde bekliyordu, kapıyı kapattı, biz eve çıkarken benim ayağıma bastı, ben sanıktan şikayetçiyim, cezalandırılmasını talep ederim” şeklinde beyanda bulunduğu, Mahkemece 27.01.2016 tarihinde haklarında katılma kararı verildiği, ayrıca taraflar arasında uzlaşmanın gerçekleşmediği belirlenmiştir.
4.Mahkemece yapılan yargılama neticesinde;
“…Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.04.2006 günlü, 2006/3-35/97 sayılı ve benzer kararlarında ayrıntıları açıklandığı üzere, ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “in dubio pro reo” kuşkudan sanık yararlanır kuralı uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesine bağlıdır. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın cezalandırılması bakımından taşıdığı önemden dolayı gözönünde tutulması gereken herhangi bir meselede başgösteren kuşkunun, sanığın yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, bir suçun işlenip işlenmediği veya işlenmiş ise gerçekleştirilme biçimi konusunda kuşku belirmesi halinde uygulanabilecektir. Şüpheli ve aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak hüküm tesis edilemez. Ceza mahkûmiyeti bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat teorikte olsa hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermektir. O halde ceza yargılamasında mahkûmiyet, büyük veya küçük bir ihtimale değil, kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Adli hataların önüne geçilmesinin tek yolu budur. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Her ne kadar sanık … hakkında zincirleme şekilde kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunu işlediğinden bahisle 5237 sayılı TCK’nun 123/1,43/2-1, 53 maddelerinden cezalandırılması istemi ile mahkememizde kamu davası açılmış ise de, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair katılanların soyut isnatlarından öte herhangi bir delil elde edilememesi, olayı gören her hangi bir tanığın bulunmadığı, sanık ile katılanların beyanından da anlaşıldığı üzere aynı apartmanda komşu oldukları ve aralarındaki dargınlık nedeniyle konuşmadıkları bu hali ile sanık ile katılanlar arasında husumetin bulunduğunun anlaşılması nedeniyle amacı maddi gerçeğin ortaya çıkartılması olan ceza yargılamasının en önemli ilklerinden olan ”şüpheden sanık yararlanır” ilkesi, aynı zamanda masumiyet karinesi de denilen bu ilkeye göre ve Yargıtay’a göre de bu ilke uyarınca şüphenin olduğu yerde mahkumiyet kararından söz edilemeyeceğinden sanığın üzerine yüklenen suçu işlediğinin sabit olmaması nedeniyle…” gerekçeleri ile sanık hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi gereğince beraat kararı verilmiştir.
5. Tanık A.A.’nın anlatımı ve tutanaklar dava dosyasında bulunmaktadır.
6. Sanığa ait güncel adli sicil kaydı ve nüfus kaydı, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin olunarak dava dosyasına eklenmiştir.
IV. GEREKÇE
1. Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunun oluşması için failin ”sırf huzur ve sükunu bozma” kastıyla hareket etmesi gerektiği, sanığın savunmasının aksine sırf katılanları rahatsız etmek ve kişilerin huzur ve sükununu bozma kastı ile hareket ettiğine ilişkin delil elde edilemediği dosya kapsamından anlaşılmakla; sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair delil elde edilememesi nedeniyle hakkında beraat hükmü kurulmasında hukuka aykırılık görülmemiş olup, yerel mahkemenin kararında, oluş ve kabulde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından, katılan vekilinin temyiz sebebi yerinde görülmemiştir.
2.Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olduğu, incelenen dava dosyası içeriğine göre sanığın beraatine dair Mahkemenin inanç ve takdirinde hukuka aykırılık bulunmadığı belirlenerek yapılan incelemede; katılan vekilinin diğer temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, Kumluca 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.01.2016 tarihli ve 2015/332 Esas, 2016/24 Karar sayılı kararında katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na TEVDİİNE,01.11.2023 tarihinde karar verildi.