YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/1551
KARAR NO : 2023/4615
KARAR TARİHİ : 01.11.2023
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2016/55 E., 2016/82 K.
SUÇ : Kişilerin huzur ve sükununu bozma
HÜKÜM : Beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Bodrum 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 24.02.2016 tarihli ve 2016/55 Esas, 2016/82 Karar sayılı kararı ile; sanık hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi gereğince beraat kararı verilmiştir.
2.Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 10.03.2021 tarihli ve 2016/159461 sayılı, hükmün onanması görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan Vekilinin Temyiz İsteği; sanığın atılı suçu işlediğine, sanığın müvekkilini rahatsız etmek amacıyla müteaddit defalar, ısrarla, rahatsız etmek kastıyla telefonla aradığı, kahkaha sesleri dinlettiği, defalarca aranıp konuşulmaması, çeşitli sesler dinletilmesi karşısında yalnız yaşayan bir kadın olan katılanın huzur ve sükunu bozulmuş olduğuna, temyize konu kararın hukuka aykırı olması, çelişkili sanık ve tanık ifadelerine karşın verilmesi nedenleri ile kararın kanun ve hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Yerel Mahkemenin Kabulü;
1. Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığının 01/02/2016 tarihli ve 2016/548 Esas sayılı iddianamesine konu olayda müştekinin ”05/07/2015 tarihinde saat 20:31’de özel bir numara tarafından arandım fakat açmadım. Saat 20:32′ de buözel numara tekrar aradı bu sefer açtım ve 7 saniye boyunca karşı taraftan kışkırtıcı bir kahkaha sesi duydum ve telefonu kapattı. daha sonra ben başka bir kişi ile konuşurken Saat 20:42 – 20:43 – 20:44’te arka arkaya özel numaradan 3 cevapsız çağrı daha aldım.bunları konuşmamı bitirince farkettim. yine saat 20:56’da özel numaradan bir arama daha aldım ve telefonu açtım. 23 saniye boyunca benim bir kaç kez Alo dememe rağmen karşı taraftan herhangi bir ses çıkmadı. İlk aramadaki kahkaha sesinden dolayı bu kişinin eski eşimin kız arkadaşı olan . … olduğunu düşünüyorum. Beni arayan kişinin ses tonunu bu şahsa benzettim fakat gene kendisi olup olmadığına emin değilim. Eğer bu aramaları yapan … ise kendisinden şikayetçiyim” şeklinde beyanda bulunduğu, HTS kayıtları incelendiğinde, 05/07/2015 günü, saat 20:31 ve 20:56 da sanık adına kayıtlı 0539 214 0011 numaralı hat ile arandığı, ilkinde 7 saniye, ikincisinde de 24 saniyelik bir görüşme olduğunun tespit edildiği, sanığın katılanı arayarak, onun huzur ve sükunun bozduğuna dair eylemin kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunu oluşturduğu iddiasıyla hakkında kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır.
2.Sanığın atılı suçlamaları kabul etmediği ve yargılama aşamasında alınan savunmasında;
“Üzerime atılı suçlamayı anladım, kabul etmiyorum, olay gecesinde ben müştekiyi iki kez telefonla aradığım doğrudur, ancak ben kendisini rahatsız etmek kastıyla aramadım olay günü şu anda benim birlikte yaşadığım erkek arkadaşım olan … ve beni çocuğu kaçırdığımızdan bahisle Bodrum Karakoluna şikayet etmiş, o gün bizi karakoldan aradılar, … gidip ifade verdi, bende akşam saat 10;:00 a kadar …’ınn yanında olmam vesilesiyle yanındaydım ve ben karakolda müştekiyi bizimle uğraşmamasını söylemek için aradım, ancak telefonu açmayınca ısrarla aradım, ben açmadığını sanıyordum, ancak telefonu açmış ben kesinlikle kendisini rahatsız etmek için aramadım, müşteki beni Whatsapp tan yazmak suretiyle bana hakaret ettiğine dair whatsapp yazışmalarının çıktılarını ibraz ediyorum, burada müştekinin telefonu kayıtlıdır, düzenli olarak müştekinin şikayetine maruz kalmaktayım.” şeklinde beyanda bulunduğu görülmektedir.
3.Katılanın her aşamada sanıktan şikayetçi olduğunu beyan ettiği ve yargılama aşamasında alınan ifadesinde;
“Şikayetçiyim, kamu davasına katılmak istiyorum, sanık benim boşandığım eşimin birlikte yaşadığı kişidir ben birlikte yaşadığı …’ ı karakola şikayet ettim, çünkü çocuğu getirmeyeceğini söyledi, saat 18:00’e kadar çocuğu getirmesini söyledim, mesajlarda nereye getirmesi gerektiğini söylemiştim, ancak getirmedi, benim sanık … ile aramızda whatsap yazışmaları yaptığımız doğrudur, bende gerekirse teslim edebilirim, kamu davasına katılmak istiyorum.” şeklinde beyanda bulunduğu, Mahkemece 24.02.2016 tarihinde hakkında katılma kararı verildiği, ayrıca taraflar arasında uzlaşmanın gerçekleşmediği belirlenmiştir.
4.Mahkemece yapılan yargılama neticesinde;
“…Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Her ne kadar sanık … hakkında kişilerin huzur ve sükunu bozma suçundan kamu davası açılmış ise de; kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunun özel kastla işlenen suçlardan olduğu bu kastın sırf huzur bozmak amaçlı olarak bir kimsenin telefonla aranması veya başka şekilde rahatsız edilmesi olarak düzenlendiği ve bu özel kastın suçun aynı zamanda unsuru olduğu, olay günü tanık …’ın katılan tarafından çocuğun kaçırılması nedeniyle karakola şikayet edildiği, tanık ile birlikte yaşayan sanık … Göksu’nun da tanık ile birlikte karakolda bulunduğu, karakoldaki işlemler devam ederken …’nun birlikte yaşadığı …’ı ne amaçla şikayet ettiğini sormak amaçlı birkaç kez katılanı aramaktan ibaret eyleminde sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurlarının oluşmamış olması, sanığın telefon ile katılana karşı başka bir şekilde suç işlediğinin de iddia edilmemiş olması nedeniyle sanığın beraatine karar vermek gerekmiştir. Her ne kadar katılan telefonda kahkaha sesi duyduğunu beyan etmiş ise de; aramanın yapıldığı yerin kolluk merkezi olduğu, bu birimde kolluk görevlileri ve başka kişilerin rutin işleri sırasında gülmelerinin katılana yansımış olma ihtimalinin kuvvetle muhtemel olması nedeniyle katılanın bu yöndeki iddialarına itibar edilmemiştir…” gerekçeleri ile sanık hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi gereğince beraat kararı verilmiştir.
5. Tanık E.B.’nin anlatımı ve tutanaklar dava dosyasında bulunmaktadır.
6. Sanığa ait güncel adli sicil kaydı ve nüfus kaydı, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin olunarak dava dosyasına eklenmiştir.
IV. GEREKÇE
1. Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunun oluşması için failin ”sırf huzur ve sükunu bozma” kastıyla hareket etmesi gerektiği, sanığın savunmasının aksine sırf katılanı rahatsız etmek ve kişilerin huzur ve sükununu bozma kastı ile hareket ettiğine ilişkin delil elde edilemediği dosya kapsamından anlaşılmakla; sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurlarının oluşmamış olması nedeniyle hakkında beraat hükmü kurulmasında hukuka aykırılık görülmemiş olup, yerel mahkemenin kararında, oluş ve kabulde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından, katılan vekilinin temyiz sebebi yerinde görülmemiştir.
2.Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olduğu, incelenen dava dosyası içeriğine göre sanığın beraatine dair Mahkemenin inanç ve takdirinde hukuka aykırılık bulunmadığı belirlenerek yapılan incelemede; katılan vekilinin diğer temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, Bodrum 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 24.02.2016 tarihli ve 2016/55 Esas, 2016/82 Karar sayılı kararında katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na TEVDİİNE,01.11.2023 tarihinde karar verildi.