Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2023/1558 E. 2023/4614 K. 01.11.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/1558
KARAR NO : 2023/4614
KARAR TARİHİ : 01.11.2023

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2016/240 E., 2016/346 K.
SUÇ : Kişilerin huzur ve sükununu bozma
HÜKÜM : Beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Samsun 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 21.04.2016 tarihli ve 2016/240 Esas, 2016/346 Karar sayılı kararı ile; sanık hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi gereğince beraat kararı verilmiştir.

2.Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 06.03.2021 tarihli ve 2016/209165 sayılı, hükmün onanması görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan Vekilinin Temyiz İsteği; sanığın gerek soruşturma gerekse de kovuşturma evresindeki beyanlarıyla müvekkilini olay gecesi 25-30 kez aradığını ikrar etmiş olduğuna, TCK’nın 123. maddesinde düzenlenen suçu işlediğinin sabit olduğuna, hal bu iken yerel mahkemenin sanığa yüklenen suçun suç olarak tanımlanmaması nedeniyle sanık hakkında beraat kararı vermesinin hukuka aykırı olduğuna, TCK’nın 123. maddesinde düzenlenen suçun yasal unsurlarının oluştuğu gözetilmeksizin sanık hakkında Beraat kararı verilmesi haksız ve hukuka aykırı olup yerel mahkeme kararının müvekkili lehine bozulması gerektiğine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
Yerel Mahkemenin Kabulü;
1.Samsun Cumhuriyet Başsavcılığının 01/03/2016 tarih ve 2016/2369 esas sayılı iddianamesi ile; müşteki … ile sanık …’in 6 yıl devam eden arkadaşlıkları olduğu ve bir süre önce ayrıldıkları, sanığın müştekiyle görüşmeye çalıştığı devamlı kendisini aradığı, müştekinin Samsun Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/4677 soruşturma dosyasında şikayeti bulunduğu, bu şikayetten sonra sanığın 21.02.2016 günü saat 21.50 sularında …. numaralı telefonu ile müştekiyi arayarak konuşmak istediğini söylediği, müştekinin kabul etmediği, buna rağmen müştekinin cep telefonuna 25-30 civarında arama yaptığı, bu aramaların 02:00 sularına kadar devam ettiği, müştekinin şikayetçi olması üzerine, sanığın eyleminin kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunu oluşturduğu iddiasıyla hakkında kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır.

2.Sanığın atılı suçlamaları kabul etmediği ve yargılama aşamasında alınan savunmasında;
“Ben bu konuda Emniyette vermiş olduğu savunmalarımı aynen tekrar ederim. Ben müşteki … ile gayrıresmi olarak 6 yıl karı koca hayatı yaşadık. Daha sonra kendisi benden ayrılmak istediğini söyledi. Ben de buna anlayış göstererek 17.02.2016 günü yanından ayrıldım. Ancak daha sonra ben müşteki … ile konuşmak için kullanmış olduğu telefonuna 6 yıllık ilişkimizi kurtarmak ve yine beraber yaşamak amacıyla bana ait olan … ve … numaralı telefonlardan konuşmak için defalarca aradım. Amacım kendisinden özür dilemekti. O an için öyleydi. Amacım kendisini rahatsız etmek değildi. Benim müşteki … ile ayrıldıktan sonra aramızda husumet oluşmamıştır. Ne kendisi bana ne de ben ona tehdit , hakaret gibi haksız eylemlerde bulunmadım. Ancak müştekinin yanında koruma olarak gezdirdiği … isimli kişi beni arayarak … ye vermem için 30.000-TL parayı kendisine istemiştir, benim müşteki ile evlenmediğimi ve çocuk yapmadığımızı gözönünde bulundurarak böyle bir beyanda bulunmuşlardır, şikayetten vazgeçme beyanı olursa, şikayetten vazgeçme beyanını kabul ederim.” şeklinde beyanda bulunduğu görülmektedir.

3.Katılanın her aşamada sanıktan şikayetçi olduğunu beyan ettiği ve yargılama aşamasında alınan ifadesinde;
“Ben bu konuda Emniyette vermiş olduğum beyanlarımı aynen tekrar ederim. Ben sanık ile 6 yıl karı koca hayatı olarak birlikte yaşadık. Ancak sanık … İzmir de ben ise Samsunda bulunuyorduk. 17.02.2016 günü kendisinden ayrıldım. Ancak sanık … kendisinden ayrıldıktan sonra beni rahatsız edip tehdit etmeye başladı. Ben birlikteliğimiz süresinde çok miktarda para yardımında bulundum Ayrılığımızın sebebi ise benim oturduğum evi satıp parayı kendisine vermemi istemesidir. Ben burda işin içerisinde dolandırıcılık olduğunu anladığım için kabul etmedim. Bu nedenle kendisinden ayrıldım. Yaklaşık ayrıldıktan sonra sanık beni 25-30 defa aramıştır. Ancak sanık … bana küfür hakaret içeren mesajları vardır, başka bir diyeceğim yoktur.” şeklinde beyanda bulunduğu, Mahkemece 21.04.2016 tarihinde hakkında katılma kararı verildiği, ayrıca taraflar arasında uzlaşmanın gerçekleşmediği belirlenmiştir.

4.Mahkemece yapılan yargılama neticesinde;
“…Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda; katılanın beyanı, sanığın sorgu ve savunmaları, bilirkişi … tarafından ibraz edilen rapor ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; katılan … ile sanık …’in 6 yıl devam eden arkadaşlıkları olduğu ve bir süre önce ayrıldıkları, sanık …’in katılan … ile görüşmeye çalıştığı ve devamlı kendisini aradığı, katılan …’nin Samsun Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/4677 soruşturma dosyasında şikayeti bulunduğu, bu şikayetten sonra sanık …’in 21.02.2016 günü saat 21.50 sularında … numaralı telefonu ile katılan …’yi arayarak konuşmak istediğini söylediği, katılan …’nin kabul etmediği, buna rağmen sanık …’in katılan …’nin cep telefonuna 25-30 civarında arama yaptığı, bu aramaların 02.00 sularına kadar devam ettiği iddiasıyla 5237 Sayılı TCK’nun 123/1. maddesine göre cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır. 5237 Sayılı TCK’nun 123/1 maddesi kapsamındaki kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunun oluşabilmesi için sırf mağdurun huzur ve sükûnunu bozmak maksadıyla belirli bağımlı hareketlerle, sanık ile mağdurun arasında önceden bir iletişim olmaması ve birbirleri arasında hüsumet vb gibi hukuksal ilişki bulunmaması gerekmektedir. sanık …’in katılan …’ye yönelik her ne kadar 5237 Sayılı TCK’nun 123/1 maddesi kapsamındaki kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunu oluşturduğu iddiasıyla kamu davası açılmış ise de, sanık … ile katılan …’nin 6 yıl devam eden arkadaşlıkları olduğu ve bir süre önce ayrıldıkları ve aralarında hüsumet oluştuğu, sanık …’in katılan …’ye yönelik eyleminde amacının rahatsızlık vermesi değil kendisine duyulan hüsumetten dolayı aradığı ve SMS gönderdiği anlaşılmıştır. Sanık …’in katılan …’ye yönelik özel kastının hakaret etmesidir. Dolayısıyla olayımızda sanık …’in katılan …’ye yönelik 5237 Sayılı TCK’nun 123/1 maddesi kapsamındaki kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunun suç olarak tanımlanmadığı…” gerekçeleri ile sanık hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi gereğince beraat kararı verilmiştir.

5. Mesaj ve arama kayıtlarının bulunduğu CD içeriğinin incelenmesine ilişkin bilirkişi raporu ve tutanaklar dava dosyasında bulunmaktadır.

6. Sanığa ait güncel adli sicil kaydı ve nüfus kaydı, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin olunarak dava dosyasına eklenmiştir.

IV. GEREKÇE
1. Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunun oluşması için failin ”sırf huzur ve sükunu bozma” kastıyla hareket etmesi gerektiği, sanığın savunmasının aksine sırf katılanı rahatsız etmek ve kişilerin huzur ve sükununu bozma kastı ile hareket ettiğine ilişkin delil elde edilemediği dosya kapsamından anlaşılmakla; sanık hakkında beraat hükmü kurulmasında hukuka aykırılık görülmemiş olup, yerel mahkemenin kararında, oluş ve kabulde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından, katılan vekilinin temyiz sebebi yerinde görülmemiştir.

2.Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olduğu, incelenen dava dosyası içeriğine göre sanığın beraatine dair Mahkemenin inanç ve takdirinde hukuka aykırılık bulunmadığı belirlenerek yapılan incelemede; katılan vekilinin diğer temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.

V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, Samsun 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 21.04.2016 tarihli ve 2016/240 Esas, 2016/346 Karar sayılı kararında katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na TEVDİİNE,01.11.2023 tarihinde karar verildi.