YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/1575
KARAR NO : 2023/4629
KARAR TARİHİ : 01.11.2023
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2016/19 E., 2016/267 K.
SUÇ : Kişilerin huzur ve sükununu bozma
HÜKÜM : Beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.İzmir 28. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.03.2016 tarihli ve 2016/19 Esas, 2016/267 Karar sayılı kararı ile; sanık hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince beraat kararı verilmiştir.
2.Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 09.03.2021 tarihli ve 2016/209940 sayılı, hükmün onanması görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılanın Temyiz İsteği; kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, beraat kararının bozularak sanığın üst hadden cezalandırılmasına karar verilmesi talebine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
Yerel Mahkemenin Kabulü;
1.Avukat olan katılanın vekil olarak icra dosyasından borçlu olan sanığın evine haciz işlemleri için gittiği, bu işlemlerden sonra 31/03/2015 ile 01/04/2015 tarihleri arasında katılanın cep telefonuna birden fazla (24 tane) haciz işlemleriyle ilgili mesajlar gönderdiği, ısrarlı davranış sergilediği, bu şekilde müştekinin huzur ve sükununu bozduğu iddiasıyla hakkında kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır.
2.Sanığın atılı suçlamaları kabul etmediği ve yargılama aşamasında alınan savunmasında;
” Ben kimlerin huzur ve sukunu bozdum anlamadım. müştekiyi tanımam, kendisini avukat olarak bilirim, bir başkasına kefilliğimden dolayı gerçek olan olan şahsın bilgilerini mesaj olarak müştekiye attım, birinci mesajımdan sonra ” sizi savcılığa şikayet edeceğim”diyerek kaç tane mesaj atacağımı bilmeden planlı bir şekilde hareket etti, ben sadece bilgi amaçlı mesaj attım, başka bir davaya konu taraf bilgilerini vermek için mesaj attım, bir kişiyle karşı karşıya gelmeden huzur ve sükuneti nasıl bozabileceğimi anlamış değilim.” şeklinde beyanda bulunduğu görülmektedir.
3.Katılanın her aşamada sanıktan şikayetçi olduğunu beyan ettiği ve yargılama aşamasında alınan ifadesinde;
“… ve kefil olan sanık hakkında İzmir 17 İcra Müdürlüğünde icra takibi başladı. Kefil olan sanığın evine haciz işlemi için gidildi. Gittiğimiz adres anne ve babasının ikametgah adresiymiş. Bunu tespit ettik. Daha sonra sanık benim kullanmış olduğum cep telefonuma mesaj göndermeye başladı. Kendisine bana mesaj göndermemesini, şikayet edeceğimi belirttim. Buna rağmen mesaj göndermeye devam etti. Sanıktan şikayetçiyim, uzlaşmak istemiyorum müdahil olup davamı takip etmek istiyorum” şeklinde beyanda bulunduğu, Mahkemece 23.03.2016 tarihinde hakkında katılma kararı verildiği, ayrıca taraflar arasında uzlaşmanın gerçekleşmediği belirlenmiştir.
4.Mahkemece yapılan yargılama neticesinde;
“…Sanığın savunması, müdahilin beyanı ve dosyadaki deliller hep birlikte değerlendirildiğinde, Avukat olan müdahilin borcu ödemeyen … ve bu kişiye kefil olan sanık hakkında İzmir 17 İcra Müdürlüğünün 2015/3401 sayılı dosyasında icra takibi başlattığı, kefil olan sanığın Urla İzmir adresindeki ikametgahında haciz işlemi yapıldığı, bunu öğrenen sanığın, 31/03/2015-01/04/2015 tarihlerinde müdahilin cep telefonuna mesaj göndermek suretiyle huzur ve sükununu bozduğundan bahisle dava açılmış ise de, mesaj içerikleri incelendiğinde, sanığın müdahile göndermiş olduğu mesajlarda borçlu olan …’ın adresine ulaşabilmeyi sağlayacak mesajlar gönderdiği, müdahilin huzur ve sükununu bozma kastının olmadığı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı anlaşıldığından…” gerekçeleri ile sanık hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince beraat kararı verilmiştir.
5. Sanığa ait güncel adli sicil kaydı ve nüfus kaydı, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin olunarak dava dosyasına eklenmiştir.
IV. GEREKÇE
1. Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunun oluşması için failin ”sırf huzur ve sükunu bozma” kastıyla hareket etmesi gerektiği, sanığın savunmasının aksine sırf katılanı rahatsız etmek ve kişilerin huzur ve sükununu bozma kastı ile hareket ettiğine ilişkin delil elde edilemediği dosya kapsamından anlaşılmakla; Mahkemece sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurlarının oluşmamış olması nedeniyle hakkında beraat hükmü kurulmasında hukuka aykırılık görülmemiş olup, katılanın temyiz sebebi yerinde görülmemiştir.
2.Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olduğu, incelenen dava dosyası içeriğine göre sanığın beraatine dair Mahkemenin inanç ve takdirinde hukuka aykırılık bulunmadığı belirlenerek yapılan incelemede; katılanın diğer temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, İzmir 28. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.03.2016 tarihli ve 2016/19 Esas, 2016/267 Karar sayılı kararında katılan tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılanın temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na TEVDİİNE,01.11.2023 tarihinde karar verildi.