Yargıtay Kararı 12. Ceza Dairesi 2023/1612 E. 2023/4622 K. 01.11.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2023/1612
KARAR NO : 2023/4622
KARAR TARİHİ : 01.11.2023

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/1478 E., 2016/225 K.
SUÇ : Kişilerin huzur ve sükununu bozma
HÜKÜM : Beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

… hakkında yargılama aşamasında katılma isteminde bulunmasına rağmen, Mahkemece hakkında katılma kararı verilmemiş ise de; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesi uyarınca katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar gören sıfatıyla temyiz hakkının bulunduğu kabul edilerek, hükmü temyiz etmek suretiyle katılma iradesini ortaya koyan …’nun 5271 sayılı Kanun’un 237 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca davaya katılan olarak kabulüne karar verilerek inceleme yapılmıştır.

Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Kanun’un 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Ankara 37. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.02.2016 tarihli ve 2015/1478 Esas, 2016/225 Karar sayılı kararı ile; sanıklar hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi gereğince beraat kararları verilmiştir.

2.Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16.03.2021 tarihli ve 2016/231945 sayılı, hükümlerin onanması görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılanın Temyiz İsteği; hükümleri temyiz etme iradesine ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
Yerel Mahkemenin Kabulü;
1.Sanıklar … ve …’ın aynı binada katılanın üst katında oturdukları, sanıkların masa ve sandalyeleri sürttürerek çekmek ve zemine sert bir şekilde vurmak suretiyle gürültü yaptıkları, böylece katılanın huzur ve sükununu bozdukları iddiasıyla haklarında kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır.

2.Sanıkların atılı suçlamaları kabul etmedikleri ve yargılama aşamasında alınan savunmalarında;
Sanık …’in, “2008 yılında beri aynı yerde oturuyoruz, 6 yıllık üstlü atlı komşuyuz, müşteki 6,5 yıl sonra gürültü yaptığımızı iddia etmeye başladı, müşteki evimize ilk geldiğinde eşim ve çocuklarım uyuyordu, ben de iş seyahatinden yeni geldim, kapıyı açtığımda içerden gürültü geldiğini söyledi ben de kesinlikle böyle bir şey olmadığını söyledim, yaklaşık 2 yıldır böyle devam ediyor. Biz müştekiyi 2 yıldır gürültü yapmadığımıza inandıramadık.” şeklinde beyanda bulunduğu,

Sanık …’nin, “Müşteki sürekli değnek ile bize vurmaktadır, alttan tavana vurmaktadır, uykudayken bizi uyandırmaktadır, 2 tane çocuğumuz vardır, çocuklarım çok gürültü çıkartan çocuklar değildir.” şeklinde beyanda bulunduğu görülmektedir.

3.Katılanın her aşamada sanıklardan şikayetçi olduğunu beyan ettiği ve yargılama aşamasında alınan ifadesinde;
“Ben sanıkların savunmasına katılmıyorum, bunların asıl amacı beni oradan çıkartmak istemesidir, ben şikayet çiyim davaya katılmak istiyor, evin içinde hizar makinası ile kapıların altını kestiler, matkapla ne yaptıklarını bana izah etsinler, eşim tekerlikli sandalyededir, yürüyemiyor.” şeklinde beyanda bulunduğu, yargılama aşamasında katılma isteminde bulunmasına rağmen hakkında katılma kararı verilmediği, ayrıca taraflar arasında uzlaşmanın gerçekleşmediği belirlenmiştir.

4.Mahkemece yapılan yargılama neticesinde;
“…Yapılan yargılama toplanan deliller, sanık savunması, müşteki beyanı ve tüm dosya kapsamına göre her ne kadar sanıklar hakkında Kişilerin Huzur Sükununu Bozma suçundan dolayı da TCK 123 maddesi gereğince cezalandırılması istenilmiş ise de, sanık … savunmasında da belirtiği şekilde 2008 yılında beri aynı yerde oturduğunu, müştekinin 6 sene sonra böyle bir iddiasının olduğu belirtmiş, sanık … ise, evde 2 çocuğunun olduğu alttan değnekle müştekinin kendilerine vurduğunu, çocuklarının çok gürültülü çocuklar olmadığını belirtmiş, müşteki ise, sanıkların başka amacının olduğunu, evin içinde hızar makinası ile kapıların altını kestiklerini, matkapla evin içinde ne yaptıklarının izahını istediği dolayısıyla gürültü yaptıkları ve huzur ve sukunun bozuklarını iddia ettikleri, müştekilerin ise normalin dışında gürültü yapmadıkları çocuklarının küçük olup, gürültülü çocuklar olmadığını savundukları, sanıklar ile müştekinin komşu oldukları, oturmuş oldukları binanın fiziki yapısında kaynaklı alt ve üst katlar arasında ses geçişleri olduğunun anlaşıldığı, normal gündelik hayatlarını yaşayan insanların günlük ev içerisindeki yaşam aktiviteleri sırasında normal sayılabilecek gürültü yapmalarının normal olduğu, hayatın olağan akışına uygun davranış şekli olduğu, sanıkların adeta alt ve üst katlarında rahatsızlık duyulacağı endişesi ile adeta ayaklarının ucuna basarak yürümek şekilde tabir edilen deyim ile açıklandığı üzerine davranmalarının beklenemeyeceği, binaların ses geçirme özelliğinin olması ısı ve ses yalıtımlarının yeterli olmaması, fiziki koşullarının eski olması, insanların sosyal ve ekonomik durumları itibariyle bağımsız evlerde oturma imkanı elde edemeden üst üste yığılmış katlar içerisinde oturmak zorunda kalmaları yaşamlarını daha fazla kısıtlama anlamına gelmeyeceği gibi normalden fazla gürültü yapıldığının sadece müştekinin beyanına dayalı olup, aşırı gürültü yapıldığı ilişkin hazırlık tahkikatı sırasında yapılmış bir ses tespiti veya dosyada müştekinin beyanından başka mahkumiyet kararına yeterli objektif bir delilin bulunmadığı, dolayısıyla sanığın üzerine atılı Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma suçuna ilişkin müştekinin aşamalardaki beyanı dışında yasal ve yeterli delil bulunmadığı anlaşıldığından…” gerekçeleri ile sanıklar hakkında kişilerin huzur ve sükununu bozma suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi gereğince beraat kararları verilmiştir.

5.Sanıklara ait güncel adli sicil kaydı ve nüfus kaydı, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin olunarak dava dosyasına eklenmiştir.

IV. GEREKÇE
1. Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de, öğreti ve uygulamada; “suçsuzluk” ya da “masumiyet karinesi” olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; “in dubio pro reo” olarak ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; kişilerin huzur ve sükununu bozma suçunun oluşması için failin ”sırf huzur ve sükunu bozma” kastıyla hareket etmesi gerektiği, sanıkların savunmalarının aksine sırf katılanı rahatsız etmek ve kişilerin huzur ve sükununu bozma kastı ile hareket ettiklerine ilişkin delil elde edilemediği dosya kapsamından anlaşılmakla; sanıklar hakkında beraat hükmü kurulmasında hukuka aykırılık görülmemiş olup, yerel mahkemenin kararında, oluş ve kabulde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından, katılanın temyiz sebebi yerinde görülmemiştir.

2.Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olduğu, incelenen dava dosyası içeriğine göre sanıkların beraatine dair Mahkemenin inanç ve takdirinde hukuka aykırılık bulunmadığı belirlenerek yapılan incelemede; katılanın diğer temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.

V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, Ankara 37. Asliye Ceza Mahkemesinin 25.02.2016 tarihli ve 2015/1478 Esas, 2016/225 Karar sayılı kararında katılan tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılanın temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na TEVDİİNE,01.11.2023 tarihinde karar verildi.