YARGITAY KARARI
DAİRE : 12. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2009/9113
KARAR NO : 2009/17068
KARAR TARİHİ : 28.09.2009
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Şikayet
Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :
1- Şikayetçi vekilinin damga vergisine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:
Vergi Kanunlarının Yeni Türk Lirasına Uyumu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında 1.1.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5281 Sayılı Kanunun 8.maddesi ile 488 sayılı Damga Vergisi Kanununun, damga vergisinden istisna edilen işlemleri kapsayan (2) sayılı tablosuna 35 numaralı fıkra eklenmiştir. Bu fıkraya göre; “5422 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (12) numaralı bendi kapsamındaki işlemler nedeniyle düzenlenen kâğıtlar,” damga vergisinden istisna tutulmuştur.
5422 sayılı Kanun, 21.06.2006 tarih ve 26205 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 13.06.2006 tarihli 5520 sayılı “Kurumlar Vergisi Kanunu”nun 36. maddesi gereği yürürlükten kaldırılmış ise de, 21.06.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun Geçici 1/5.maddesindeki; “Diğer kanunlarla 5422 sayılı Kanuna yapılmış olan atıflar, ilgili olduğu maddeler itibarıyla bu Kanuna yapılmış sayılır” düzenlemesi karşısında, 488 sayılı Kanuna ekli (2) sayılı tablonun 35. fıkrasına yapılan atfın, 5520 sayılı Kanunun 5.maddesine yapıldığının kabulü gerekir.
5520 Sayılı Kanunun 5/1-f maddesi gereğince; “Bankalara borçları nedeniyle kanunî takibe alınmış veya Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna borçlu durumda olan kurumlar ile bunların kefillerinin ve ipotek verenlerin sahip oldukları taşınmazlar, iştirak hisseleri, kurucu senetleri ve intifa senetleri ile rüçhan haklarının, bu borçlara karşılık bankalara veya bu Fona devri….”, istisna kapsamında sayıldığına göre, bankaların yalnızca kredi sözleşmesinden kaynaklanan değil, her türlü alacaklarının tahsili için yaptıkları icra takibi nedeniyle yapılan ihale sonucu taşınmazı alacaklarına mahsuben almaları halinde, anılan işlemin damga vergisinden müstesna olduğunun kabulü gerekmektedir.
O halde alacaklı bankanın damga vergisine yönelik şikayetinin kabulü yerine reddi isabetsizdir.
2- Şikayetçi vekilinin tellaliye harcına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:
2464 Sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 68.maddesinde; tellallık harcını, mal ve ürünlerini satan gerçek ve tüzel kişilerin ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Bu durumda, harcın sorumlusu ihalede malı satılan borçludur. Ancak, bu harç borçluya ait ise de, onun adına bu harcı yatıran alıcı daha sonra herhangi bir hükme gerek olmaksızın bu parayı borçludan geri alabilir.(İİK. m.12).
Öte yandan tellaliye harcı 2464 Sayılı Belediye Gelirleri Kanunu gereği alındığından, 492 Sayılı Harçlar Kanununun 123/son maddesinde öngörülen istisnanın, anılan harç yönünden uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle alacaklının tellaliye harcına ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden REDDİNE,
3- Şikayetçi vekilinin KDV alınmasından sorumlu olmadıklarına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1. maddesinde, “Türkiye’de yapılan aşağıdaki işlemler katma değer vergisine tabidir.” hükmü yer almaktadır. Aynı kanunun 1. maddesinin (d) bendinde; müzayede mahallerinde ve gümrük depolarında yapılan satışların katma değer vergisine tabi olduğu hükme bağlanmış 15 ve 48 seri nolu Katma Değer Vergisi genel tebliğlerinin müzayede mahallinde yapılan satışları düzenleyen bölümünde cebri icra, izaleyi şuyu, ipoteğin paraya çevrilmesi ve tasfiye nedenleriyle müzayede mahallerinde yapılan açık artırma, pazarlık ve diğer şekillerdeki satışların katma değer vergisine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Yasa maddesi ve uygulamaya ilişkin tebliğler birlikte değerlendirildiğinde müzayede mahallerinde yapılan aleni ve özel satışlar ile cebri satışların ticari olup olmadığına bakılmaksızın katma değer vergisine tabi olması gerekmektedir. Yüksek Mahkeme olan Danıştay’ın kararları da bu yöndedir. Uygulamada cebri icra satışlarında KDV alınmakta olup KDV Kanununda cebri icra ile ilgili özel bir düzenleme mevcut değildir. Cebri icradaki KDV alımı, Katma Değer Vergisi Kanununun 1/3-d bendi uyarınca yapılmaktadır. Yasa koyucu Katma Değer Vergisi Kanununun 11. ve sonraki maddelerinde, kanunun 1. maddesine göre KDV den sorumlu olanlarla ilgili olarak bazı hallerde muafiyete ilişkin düzenlemeler getirmiştir. Katma Değer Vergisi Kanununun 17.maddesinin değişik (r) bendinde ‘bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık taşınmaz ve iştirak hisselerinin (müzayede mahallinde yapılan satışlar dahil) bankalara devir ve teslimleri’nin KDV den muaf olduğu açıkça belirtilmiştir. Bu durumda Danıştay kararları, Yargıtay ve diğer Daire görüşlerine ve uygulamaya uygun olarak yeniden oluşturulan içtihatlarımız doğrultusunda, alacaklı banka, alacağına karşılık borçlu ve kefilinin borçları ile ilgili olarak onlara ait taşınmazları cebri icra yolu ile aldığı takdirde KDV den muaftır.
Somut olayımızda, alacaklı banka, kredi alacağından dolayı icra takibi başlatmış, kesinleşen takip üzerine, yapılan ihalede borçluya ait taşınmazı alacağına mahsuben almıştır. Bu durumda, yukarıda açıklandığı üzere alacaklı banka KDV uygulamasından muaf olacağı için, kendisinden bu konuda ödeme yapılması istenemez. O halde, mahkemece şikayetin kabulü ile KDV alınmasına ilişkin icra memuru işleminin iptaline karar verilmesi gerekirken aksi düşünce ile şikayetin reddi isabetsizdir.
4- Şikayetçi vekilinin icra takip harçlarına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:
06.06.2008 tarihinde yürürlüğe giren 04.06.2008 tarih ve 5766 sayılı Kanunun 11/ç maddesiyle, 492 sayılı Harçlar Kanununun 123/son maddesi yeniden düzenlenmiş ve son fıkrada yer alan “harca tabi tutulmaz” ibaresi, “bu Kanun’da yazılı harçlardan müstesnadır” şeklinde değiştirilmiştir. İstisna ve muafiyet kavramları vergi hukukunda ayrı ayrı düzenlenmiş olup; istisna bir işleme, muafiyet ise şahsa ilişkindir. Maddede açıkça müstesna ifadesi kullanılmış olması karşısında, yapılan bu son değişiklikle, bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin işlemler, alacaklı-borçlu ayrımı yapılmaksızın 492 sayılı Harçlar Kanununda yer alan yargı harçlarından da müstesna tutulmuştur. Nitekim
./.
maddenin gerekçesinde bu değişiklik “492 sayılı Harçlar Kanununun 123.maddesinde kredilere ilişkin istisna hükmünün yargı harçlarını da kapsamı içine aldığı hususu açıklığa kavuşturularak uygulamadaki tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır” şeklinde ifade edilmiştir. Diğer taraftan bu durum Yüksek Danıştay 9.Dairesi’nin bu yöndeki yerleşmiş birçok kararı ile de kabul edilmiş bulunmaktadır (Danıştay 9.Dairesi 20.10.2008 T. 2006/4958 E, 2008/4769 K, 15.10.2008 T. 2007/3486 E, 2008/4610 K., 15.10.2008 T. 2005/3203 E, 2008/4591 K, 15.10.2008 T. 2006/84 E, 2008/4597 K.).
Açıklanan ve yeni oluşan bu durum karşısında, bankalar, yurtdışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin olarak icra dairelerinde yapılacak işlemlerin, 492 sayılı Harçlar Kanununda yazılı harçlardan ve aynı Kanun’da yer alması nedeniyle de başvuru harcı, peşin harç ve vekalet harcından müstesna olduğunun kabulü gerekir.
Somut olayda, şikayetçi banka tarafından, borçluya kullandırılan kredinin geri ödenmesini temin amacıyla icra takibi yapıldığı anlaşıldığından ve dolayısıyla yukarıda belirtilen yasa hükmü gereğince, anılan icra takibi, başvuru harcı, peşin harç ve vekalet harcından müstesna olduğundan, bu yöndeki şikayetin kabulü yerine yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi isabetsizdir.
5- Şikayetçi vekilinin tapu harcına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde:
İİK. nun 135/1.maddesi uyarınca ihalenin kesinleşmesi üzerine icra müdürü, taşınmazın alıcı adına tescili için tapuya yazı yazar. Buna göre icra müdürünün görevi yalnızca tapu sicil müdürlüğüne alıcı adına tescil yazısı yazmaktan ibarettir. Tapu harçları ise tescil işlemi sırasında tapu sicil müdürlüğü tarafından tahakkuk ve tahsil olunur. Tapu sicil müdürlüğünün tapu harcı tahakkuk ve tahsili, idari bir işlem olup, anılan işleme karşı yapılacak itirazı inceleme görevi de idari yargıya aittir. Tapu harçları konusunda, icra müdürünün tahakkuk veya tahsil memuru sıfatı bulunmadığından, tapu harçlarının alınıp alınmayacağına karar verme görev ve yetkisi de yoktur. Bu nedenle ihale alıcısının, tapu harcı alınmaması yönünde icra müdürlüğüne yaptığı başvurunun yasal dayanağı bulunmadığından, memurluk kararı sonucu itibariyle doğrudur. Açıklanan nedenlerle alacaklının tapu harcına yönelik temyiz itirazlarının REDDİNE,
6- Şikayetçi vekilinin cezaevi harcına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:
Cezaevi harcı, 2548 sayılı Cezaevleri ile Mahkeme Binaları İnşası Karşılığı Olarak Alınacak Harçlar ve Mahkûmlara Ödettirilecek Yiyecek Bedelleri Hakkında Kanunun 1.maddesi uyarınca alacaklıdan alındığından, 492 Sayılı Harçlar Kanununda düzenlenen istisna ve muafiyetlerin, anılan harç için uygulanma imkanı bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle alacaklının tellaliye harcına ilişkin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden REDDİNE,
7- Şikayetçi vekilinin tahsil harcına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:
06.06.2008 tarihinde yürürlüğe giren 04.06.2008 tarih ve 5766 sayılı Kanunun 11/ç maddesiyle, 492 sayılı Harçlar Kanununun 123/son maddesi yeniden düzenlenmiş ve son fıkrada yer alan “harca tabi tutulmaz” ibaresi, “bu Kanun’da yazılı harçlardan müstesnadır” şeklinde değiştirilmiştir. İstisna ve muafiyet kavramları vergi hukukunda ayrı ayrı düzenlenmiş olup; istisna bir işleme, muafiyet ise şahsa ilişkindir. Maddede açıkça müstesna ifadesi kullanılmış olması karşısında, yapılan bu son değişiklikle, bankalar, yurt dışı kredi
./.
kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin işlemler, alacaklı-borçlu ayrımı yapılmaksızın 492 sayılı Harçlar Kanununda yer alan yargı harçlarından da müstesna tutulmuştur. Nitekim maddenin gerekçesinde bu değişiklik “492 sayılı Harçlar Kanununun 123.maddesinde kredilere ilişkin istisna hükmünün yargı harçlarını da kapsamı içine aldığı hususu açıklığa kavuşturularak uygulamadaki tereddütlerin giderilmesi amaçlanmaktadır” şeklinde ifade edilmiştir. Diğer taraftan bu durum Yüksek Danıştay 9.Dairesi’nin bu yöndeki yerleşmiş birçok kararı ile de kabul edilmiş bulunmaktadır (Danıştay 9.Dairesi 20.10.2008 T. 2006/4958 E, 2008/4769 K, 15.10.2008 T. 2007/3486 E, 2008/4610 K., 15.10.2008 T. 2005/3203 E, 2008/4591 K, 15.10.2008 T. 2006/84 E, 2008/4597 K.).
Açıklanan ve yeni oluşan bu durum karşısında, bankalar, yurtdışı kredi kuruluşları ve uluslararası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödenmelerine ilişkin olarak icra dairelerinde yapılacak işlemlerin, 492 sayılı Harçlar Kanununda yazılı harçlardan ve aynı Kanun’da yer alması nedeniyle de tahsil harcından müstesna olduğunun kabulü gerekir. Bu nedenle tahsil harcının, alacaklı bankaya ödenen paradan kesilmesi mümkün olmadığı gibi, alacağına mahsuben alacaklı bankaya ihalenin yapılması halinde de satış bedeli üzerinden icra dairesine ödenmesi istenemez.
Somut olayda, şikayetçi banka tarafından, borçluya kullandırılan kredinin geri ödenmesini temin amacıyla icra takibi yapıldığı anlaşıldığından icra mahkemesince yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda şikayetin değerlendirilip sonuçlandırılması gerekir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde ret kararı verilmesi isabetsizdir.
SONUÇ : Şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda 1, 3, 4 no’lu maddelerde yazılı nedenlerle oybirliğiyle, 7 nolu maddede yazılı nedenlerle oyçokluğuyla İİK 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 28.09.2009 gününde karar verild
01.01.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5035 sayılı yasanın 31. maddesi ile değişik 492 sayılı harçlar kanununun 123/3 maddesi gereğince bankalar, yurt dışı kredi kuruluşları ve uluslar arası kurumlarca kullandırılacak kredilerin temini ve bunların teminatları ile geri ödemelerine ilişkin işlemlerin harca tabi tutulamayacağı düzenlenmiştir. Bu yasadan sonra, 04.06.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5766 sayılı yasanın 11/ç maddesi ile 492 sayılı yasanın 123 ncü maddesinin son fıkrasında yer alan “harca tabi tutulmaz” ibaresi “bu kanunda yazılı harçlardan müstesnadır” şeklinde değiştirilmiştir. Dairemiz çoğunluğu tarafından, 492 sayılı yasanın 123/son maddesindeki bu değişikliğin ‘kredilerin geri dönüşümü ile ilgili işlemlerde tahsil harcının’ alınamayacağı düşünülmekte
İİK’nun 15 nci maddesi ise harcın kim tarafından ödeneceğini açıklayarak “icra ve iflas harçlarını kanun tayin eder. Kanunda hilafı yazılı değilse bütün harç ve masraflar borçluya ait olup neticede ayrıca hüküm ve takibe hacet kalmaksızın tahsil olunur” demekle tahsil harcının sorumlusunun borçlu olduğunu açıklamıştır.
Dairemizce süre gelen içtihatlarında bu kural uygulanmış ise de Hukuk Genel Kurulu’nun önüne gelen dairemizle ilgili uyuşmazlıkta H.G.K.’ca 22.09.2004 tarih 2004/12-491 esas sayılı kararı ile paranın tahsil anında devletin harçla ilgili kaybını önlemek Harçlar Kanununun 128. maddesindeki memur mesuliyetini azaltmak amacı ile ilerde borçludan alınmak üzere tahsil anında tahsil harcının alacaklıdan tahsili gerekeceğine karar verilmiştir.
Yine 4684 sayılı yasanın geçici 4. maddesinin ikinci fıkrasında ise “yeniden yapılandırma süreci içerisinde, bankalarca kredi alacaklarının tahsili amacı ile açılmış ve açılacak dava ve takipler sonuçlandırılıncaya kadar 492 sayılı harçlar kanunun 2, 23, 29. maddelerinin uygulanmayacağı belirtilerek, harçlar kanununun hangi maddelerinin uygulanmayacağına açıklık getirilmiştir.
Oysa ki 5766 sayılı yasanın 11/c maddesi ile harçlar kanununun 123/son maddesinde değişiklik düzenlenirken, harçlar yasasının hangi maddelerinin verilen kredilerin geri dönüşü ile ilgili işlemlerde uygulanmayacağına yönelik, 4684 sayılı yasanın geçici 4. maddesinin ikinci fıkrasındaki gibi bir açıklık getirilmemiştir.
492 sayılı Harçlar kanununun 28. maddesi (b) bendinde yer alan ve icra takiplerinde tahsil harcının alacağın ödenmesi sırasında tahsil edilmesi gerektiği şeklindeki hüküm, yasanın diğer hükümleri gibi kamu düzeni ile ilgilidir.
5766 sayılı yasanın 11/c maddesinin İİK. 123/son maddesinde getirdiği değişik sonucu borçlunun ödemekle yükümlü olduğu tahsil harcının alınmaması sağlanmış olur ki, bu durumda yapılan adli hizmetlerin karşılıksız kalmasına neden olunacaktır. Sonuçta bu düzenlemeden devlet de zarar görmüş olacağından, bu mağduriyete neden olmamak için kredilerin geri dönüşümü ile ilgili işlemlerden tahsil harcı alınması gerekeceğinden mahkemenin İİK’nun 123/son maddesindeki değişikliğin tahsil harcını kapsamadığına yönelik kararının onanması gerektiği görüşündeyim.
Harç, yapılan bir hizmet karşılığı olarak Devletin aldığı paradır.
İİK’nun 15.maddesinde kanunda aksine hüküm bulunmadıkça bütün harç ve masrafların borçlar Kanununun 28/b maddesinde tahsil harcının alacağın ödenmesi sırasında yatırılan paradan tahsil edileceği, Harçlar Kanununun 32.maddesinde ilgilisi tarafından ödenmeyen harçları diğer tarafın ödeyeceği 127.maddesinde yargı işlemlerinden alınan harçlar ödenmedikçe müteakip işlemleri
yapılamayacağı düzenlenmiştir. İİK’nun 12.maddesine göre ise borçlunun borcu yatırılan paradan kesilerek ödenen tahsil harcı kadar devam eder. Alacaklının ödediğini zannettiği harç miktarı kadar, takibe devam hakkı vardır. Bu düzenlemelere paralel olarak Devletin harçla ilgili kaybını önlemek ve Harçlar Kanununun 128.maddesindeki memur mesuliyetini azaltmak amacı ile ileride borçludan alınmak üzere tahsil harcının alacaklıya ödeme yapıldığı sırada alacaklıdan alınacağı belirtilmiştir. HGK. 22.09.2004 tarih 2004/12-491 2004/413 sayılı kararında, ödeme ister tümden ister kısmen olsun tahsil harcının, alacağın tahsili sırasında alınmasını öngörmektedir.
492 sayılı Harçlar Kanununun 123.maddesinde genel muaflıklar ve istisnalar başlığı altında 3 no’lu bendinde “Bankalarca kullandırılacak kredilerin tümü ve bunların teminatları ile geri ödemelerine ilişkin işlemlerin bu kanunda yazılı harçlardan müstesna olduğu belirtilmiştir. Maddedeki muafiyet banka tarafından söz konusu kredi alacağının geri ödenmesi ile ilgili kendisinin yapacağı işlemleri kapsamakta olup, kredinin icra yoluyla geri ödenmesi alacaklının yapacağı takiple mümkün olur. Alacaklı bu geri ödeme ile ilgili takipte alacaklı sıfatı ile sorumlu olduğu harçlardan muaf ise de sorumluluğun borçluda olduğu tahsil harcı kendisine ödenen paradan öncelikle kesilmelidir. Bu miktar içinde alacaklının takibe devam hakkı vardır. Aksinin kabulü borçluyu tahsil harcından kurtarmak olur ki, kanun bunu amaçlamamıştır. Bir başka anlatımla borçlunun ödeyeceği tahsil harcının da alacaktan öncelikle kesilemeyeceği amaçlansa idi 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 140.maddesinin 3.fıkrasında fon alacakları için getirilen düzenleme gibi açık bir düzenleme getirilmesi gerekirdi. Tahsil harcının alacaklı bankaya yapılan ödemelerden öncelikle kesileceği hususu Harçlar Yasasının diğer hükümleri ile paralellik teşkil edeceğinden mahkeme kararının onanması görüşündeyim.